Yıllar içinde şunu fark ettim: İyi niyetli insanların hayatında tuhaf bir denge var. Onlar da zor günler görüyor, kırılıyor, bazen her şey üst üste geliyor. Ama tam “artık buradan çıkamam” dedikleri anda, bir şeyler değişiyor. Beklemedikleri bir kapı açılıyor, bir insan çıkıyor karşılarına ya da hiç ummadıkları bir çözüm beliriyor. Bence bunun nedeni sadece şans değil. İnsan, kimsenin hakkına girmeden yaşamaya çalıştığında, vicdanını koruduğunda ve kalbini kötülüğe teslim etmediğinde, bunun karşılığını bir şekilde görüyor. Bu yüzden en çok kalbinizi koruyun. Kiminle yürüdüğünüze, kime güvendiğinize ve neyi içinizde büyüttüğünüze dikkat edin. Çünkü bazen insanı hayatta tutan en büyük güç; parası, makamı ya da çevresi değil, temiz niyetidir.
Psikoloji der ki; hayatında ilk kez doğru dürüst sevilen bazı insanlar, bu yabancı hissin ağırlığı altında öylesine ezilirler ki kendi kendilerinin baltalayıcısı olurlar. Sevgiyi istemediklerinden değil; zihinleri onları bunun 'gerçek olamayacak kadar güzel' olduğuna ve böyle bir sevgiyi hak etmediklerine inandırdığı için... Çünkü insan yalnızca kaosu tanımışsa, huzur ona bir tehdit gibi gelir.
İnsanların çok ciddi edep, görgü sorunları var. Bu yaptığım ayıp mı, haddimi aştım mı, kalp kırar mıyım, kul hakkı mıdır gibi sorular tarih oldu. Bencillik çağı ama bunu bireyselleşme diye sattılar. Oysa bu anam babam kötülük. Kötü biri olmak. Sıfır empati, zaman/emek hırsızlığı
Her şeyi tek başına omuzlamak, insanı güçlü kılar gibi görünür. Oysa bazen, bir bankta otururken sessizce gözyaşlarına boğar seni. Bir kedinin başını okşarken bile hüzünle dolarsın. Güçlü olmak, bazen en derin yıkımın adıdır. İnsan, en sarp yokuşları aşar, tam düze çıktığında yorgunluktan yere kapanır.