⭕️ "Devlet yalan söylüyor ya, Haluk Levent en iyisi abi ya..."
Bu cümleleri deprem zamanı o kadar çok duydum ki.
3 yılın sonunda;
Yalan söylüyor dedikleri devlet 500 bin konut yaptı.
İyilik meleği ilan ettikleri
Haluk Levent dolandırıcılık iddiasıyla gözaltına alındı.
ABD Başkanı Trump:
➖"Arkadaşım Erdoğan bana bu muhteşem tabancayı verdi. Çok güzel bir tabanca, değil mi Peter? Hatta bazı Avrupalı liderler bile bunu ülkelerine sokamadı. İnanabiliyor musun? Belki de onlara su tabancası vermeliydi! Avrupa'yı nasıl savunacaklar acaba..."
😀
Zaten nereden tutsanız elinizde kalıyor. İnanılmaz bir kafa. Şunu ancak alkol müdavimi bir muhalif kafaya takar.
Bir kere bile ülkenin bayrağıyla alkolü karşılaştırmak... 🤦🏻♀️
Üstelik protokolde alkol kaldırılmış olsa da konukların kaldıkları otellerin lobilerinde, barlarında, odalarına verebilecekleri siparişlerde ve mini barlarında, hele ki öylesi otellerde, alkolün âlâsı var.
Yani bu adamların aklı bazen beyni kuşa ters takmış gibi çalışıyor.
Toplantının anlamı ve önemi değil, yemekte hangi alkolün içildiği önemli. Devletler bu gibi buluşmalarda ülkelerin kaderini belirleyecek kararlar alır. Bunlar o içeriği merak etmez ama yemekte alkol var mı yok mu, mesele bu tabii.
Bir kere Batı insanı da artık bu konuda ikiye bölünmüş durumda. Ben eminim, yemekte “Keşke yanında bir duble içecek bir şey olsaydı.” diyenlerden çok, “İyi ki alkol yok.” diyenler vardır. Çünkü Batı insanını biliyorum. Protokolde alkol var mı yok mu konusuna asla bizdeki alkol müdavimi kafalar gibi takılmazlar.
Hatta eminim birçok Batılı buna gıpta bile etmiştir.
Şimdi bizdeki Kemalizm müritleri diyeceğim, çünkü genelde böyle şeyler onların aklına geliyor. “Sığ” demek geldi gene içimden.
Çünkü bu kitle nedense ezelden beri alkolle modern ve çağdaş olmayı bir tutuyor. Bir yerde alkol yoksa, kesin yobazlık vardır gibi bir kodlama var zihinlerinde.
Oysa yeni dünya anlayışında, ki bunlar o dünyayı da pek takip etmiyor, alkol meselesi birçok çağdaş ve medeni insan için artık dinden ziyade sağlıkla, bağımlılıkla, kontrol kaybıyla ve hatta yozlaşmışlıkla ilişkilendiriliyor.
Ama bizim bazı kesimler hâlâ elinde kadeh varsa çağdaş, yoksa yobaz olduğunu sanıyor.
İşte SIĞLIK tam da böyle bir şey.
İçilmedi.
Çünkü 28 Ağustos 2014 itibarıyla alkollü içecek ikramı kaldırıldı.
Bundan rahatsız olan bir tane yabancı devlet adamına da rastlamadım.
Misafir ev sahibine tabidir.
Tek suçu gösteride Atatürk’ü konu edinmekti.
Sahnede kaldığı 20 dakikalık gösteri için 3.5 yıl hapis cezası aldı.
Tek bir CHP’li, tek bir muhalif kılını kıpırdatmadı.
Demek ki mesele, özgürlük meselesi değil.
Eğer siz sadece kendi kutsalınıza dokunulmasın diyorsanız özgürlükçü değil faşist olursunuz.
Kusura bakmayın buna müsade edilmez, herkes kendi hakkını ve hukukunu korur.
Gerçek manada demokrasiye inanıyorsak; toplumun ortak değerleri, kutsalları ve inançları üzerinden ayrıştırıcı bir dil kullanmayalım, aşağılamayalım, birbirimize tahammül edelim.
OPERASYON TAMAMLANDI
Profil, “kısa süreli kahramanlaştırılmak” için biçilmiş kaftan. Babası sol terör örgütleri davalarından ceza yatmış. Kürtçü bölücülere dozunda destek veren bir İç Anadolu Alevisi. Kendi fiziksel özellikleriyle dalga geçecek kadar ufak tefek. Böylece gözaltına alındığında acıma hissini artıracak her şey hazır.
Aklı başında herkes Kur’an-ı Kerim’le dalga geçen bu varlığın bir aktör değil, CHP içindeki kavganın bir figüranı olduğunu görebilir. Konunun düşünce ve ifade özgürlüğüyle ilgisi olmadığını da.
Bu, çirkin kavganın sadece bir kamuflajı.
Gerçekte olan ise şuydu: Ortadan ikiye yarılan CHP’de Silivri Cephesi, her geçen gün daha fazla etrafa saçılan yolsuzluk ve rüşvet çirkinliğini bir süreliğine unutturmak için geleneksel kutuplaşma tiyatrosunu sahneledi.
Kifayetsiz çömezin gösterisine Özel yanlısı milletvekilleri örgütlü bir şekilde gittiler. Peşinden, en çok tartışma çıkaracak bölümleri kendi sosyal medya hesaplarından paylaştılar.
Cephenin yayın organları dini değerleri aşağılayan kısımları haberleştirdi. Hatta operasyon üzerlerine kalmasın diye gösteriye “İmamoğlu’nun diplomasıyla” ilgili küçük bir bölüm dahi iliştirildi.
Türkiye’de otokratik bir yönetimin olduğu, devletin kimsenin en küçük bir sesine bile tahammül edemediği algısının oluşturulması için sahne hazırdı. Fakat meselenin bir de uluslararası boyut kazanması gerekiyordu.
Bu bölüm ise Özgür Özel adıyla Financial Times’ta yayınlanan makale ile tamamlandı. Makale Türkiye’de dikta yönetimi olduğu ve Erdoğan’ın muhaliflerini susturduğunu öne sürüyordu. Ayrıca Cumhurbaşkanının NATO zirvesine ev sahipliği yapan bir lider olarak aynı zamanda Rusya ve Çin’le de iyi ilişkiler kurduğunu öne çıkarıyordu. Özel, Batı’nın denge politikası yürüten Erdoğan’la değil, kendisiyle ilişki kurduğunda kazançlı çıkacağını vurguluyordu.
Gösteri için her şey tamamlandı. Geriye küstah bir figürandan kahraman çıkarma oyununun sergilenmesi kaldı.
Onu da mahkeme koridorlarında sloganlar eşliğinde gerçekleştirdiler. Ancak unuttukları bir şey vardı: Kılıçdaroğlu.
2023 seçimlerinde küresel sermaye ve baronların açık desteğine mazhar olmuş bir kişinin tezgâhlanan oyunu görmemesi mümkün değildi.
“Oyunda ben de varım” dedi. Soluğu mahkemede aldı.
Konu CHP’deki koltuğun sağlamlaştırılması ise bu fırsat kaçırılamazdı.
Çünkü partide kim halkın değerleri ve kutsallarıyla daha fazla kavga etme cesareti gösteriyorsa koltuk onda kalıyordu. Denklem böyle kurulmuştu. Üstelik tam yüz yıldır.
Böylesi büyük bir amaçla düzenlenen operasyonda birileri feda edilebilirdi.
Zaten çakma komedyen, sahneye kesilip yana düşmüş başının fotoğrafı eşliğinde ve adına nispetle kullanılan “ölü deniz” sloganıyla çıkmıştı.
Kılıçdaroğlu’nun gelmesiyle tezgâhları bozulan Silivriciler çok kızgın. “Hain, düşkün” bağırtıları arasında parsayı bölüşemeyen güruhun kavgasına tanık oluyoruz yine.
Şimdi ne mi olacak?
Yarılan partinin iki cephesi yeni oyunlara yelken açacak. Ebu Leheb’in beşinci sınıf çırağı biraz parlatılıp sonra unutulacak.
İnancına, değerlerine hakaret edilen milyonlar ise gerçek mağdur olmalarına rağmen yine yutkunup çaresizce seçim gününü bekleyecek.
Çünkü bu aşağılık komedyadan hesap soracağı tek yer o seçim sandığı.
Murat Özer, Akşam Gazetesi, 4 Temmuz 2026, Cumartesi.
Pınar Fidan 6 yıl önce stand-up gösterisinde Aleviler için asla kabul edilemeyecek yakışıksız laflar etti.
Yer yerinden oynadı, kadın linç edildi, hakkında hemen soruşturma açıldı.
Sunucu Güner Ümit yıllar önce televizyon yayınına bağlanan bir izleyiciye ‘Kızılbaş mısınız?’ diye sorunca meslek hayatı bitti.
O gün bunlara tepki gösterenler bugün İslam’ın aşağılanmasını doğal görüyorlar.
Tümden samimiyetsizliktir.
İnançlar kimsenin mavra konusu değildir, mizah kılıfına sokarak da pazarlanamaz.
Yıldız Tilbe:
"Yine söylüyorum, saldıran köpekler itlaf edilmelidir.
Çocuklar sokakta rahat gezsin.
Yaşlılar camiye rahat gitsin."
📍Köpek lobisinden korkup ağzını açamayanlar da sana kurban olsunlar Yıldız Tilbe
Kurban Bayramı yaklaşıyor, kurban maliyetlerine bakıyorum durum REZALET...
Afrika 5.000 bandında, haydi orada hayvan fazla diyelim...
Asya yine 5.000 bandında...
Suriye 17.000 bandında ülke 20 yıldır iç savaş, bombalama, karışıklık yaşamadığı şey kalmadı...
3 YILDIR ABLUKA ALTINDA OLAN GAZZE bakın GAZZE hem de konserve nakliye rüşvet ıvır zıvır dahil 12.000 bandı...
Bunlara göre 5 kademe üstte güllük gülistanlık TÜRKİYE 35.000 TL...
Bunun bir açıklaması yok, bir mantığı yok, bir matematiği yok...
Tepemize ATOM BOMBASI düşse yine bu ekonomi bu halde OLAMAZDI, bunun daha kötüsü imkansız...
Allah bu millete yardım etsin cidden işimiz Allah'a kalmış artık...
12 yıllık zorunlu eğitim sistemi sanırım iflas etti.
Okulla alakası olmayan, beklentisi olmayan, zeka yeterliliği olmayan herkesi zorla 12 yıl okutmaya kalkmanın faturası ağır oldu…
Okulda olmaması gereken tipler eğitimi sabote etmeye başladı, akran zorbalığı, şiddet, öğretmene şiddet, eğitimde kalitesizlik patladı gitti.
Meslek kolları işgücü gereksinimi arttı, hayata atılım yaşı yükseldi, mecburiyetten sınıfları dolduran tipler okullarda yozlaşmayı artırdı,
Zorla eğitim olmaz, istemeyeni okutamazsın, yetersiz olanı okutamazsın! Öğretmene saygı yerlerde, şiddet tavanda…
Bu yanlıştan ivedi dönülmeli.
İlkokuldan sonra okuma mecburiyeti olmamalı, okullar ferahlamalı ve kalite artmalı…
Bunu çözerse ancak değerli Bakanımız çözer @Yusuf__Tekin
McGowan:
"46 Amerikalı öldü diyorsunuz, bu yüzden İran'a saldırmalıyız. Her yıl 68.000 Amerikalı sağlık sigortası olmadığı için ölüyor. Bu parayı başka bir ülkeyi bombalamak yerine burada, sağlık hizmetlerine harcamak daha mantıklı olmaz mıydı?"