YAYKOOP üyemiz, Yar Yayınları'nın kurucularından Osman Yeşil’in değerli eşi, çevirmen ve yazar Nadiye R. Çobanoğlu’nun ölüm haberini büyük bir üzüntüyle öğrenmiş bulunuyoruz.
Yar Yayınları ailesine ve tüm okurlarına başsağlığı dileklerimizi iletiyoruz.
“Laiklik bildirisi”ne imza attım diye, ifadeye çağırmışlar:
Sıfatımı “şüpheli” diye yazmışlar 🙃
Geçici koltukları işgal eden “müşteki”ler şüphe edebilir ama benim şüphem yok;
Ne demiş, eskiler: “ Abdestimden şüphem yok ki, namazımdan şüphem olsun:
Benim de laikliğimden şüphem yok ki, devrimci demokratlığımdan şüphem olsun:
Geri adım atmak yok; çok içime sinen bir ifade hazırladım.
Perşembe günü, ifade için , 09.30’da Kartal Anadolu adliyesinde olacağım ; Saat 10.00’da ifadeler başlayacak; Sevgili Canlarıma arz ederim 🤗
Epstein skandalı ve belgeleri hakkındaki en detaylı Türkçe yazıyı geçen sene yazmıştım.
Şimdi belgeler ortaya çıkmaya başladı. Arınma gecesi gibi bir olay. Trump başta olmak üzere elitlerin bütün pisliği dökülüyor.
Trump’ı aşan bir fırtına bu. İş büyür
https://t.co/tOJBnDOVVG
“Seni sana emanet ettim”
Ağzına kadar dolu iki siyah çöp torbası bir de her yeri yırtık, kir içindeki yatakla çıktım koğuştan. Tahliye ya da sevk olan mahkumun yatağı temiz veya yeniyse koğuştaki pis yatakla değiştirilir. Aylarca pis yırtık yatakta yatan mahkuma daha iyisi çok görülür çünkü adli koğuşlarda. Çoğu, yolda yürürken karşılaştığınızda kaldırım değiştirdiğiniz, korktuğunuz, iğrenip bakamadığınızlardandır. Dışarda bu muameleyi görenlere içeride neler yapılıyordur, neler reva görülüyordur? Hiç düşünmedik, hiç yerlerine koyamadık kendimizi. Unuttuk ama insanın insan olduğu için değerli olduğunu, yaşama, değer görme, var olma hakkını, gözünü dünyaya açtığında kazandığını.
Ters düşmüş mahkum böceğe basmadan selam vererek eşyaları taşımaya başladım. Koridorun sonuna geldiğimde dönüp koğuşuma baktım, “Malta yasak, herkes bölmelerine” narasını duydum. Temizliğe başlanacaktı koğuşta, bir eksik bir fazla hapishanede hayat makinenin dişleri gibi dönmeye devam eder. “Gidiyorsun he gazeteci” diye seslendi gardiyan, “Gidiyorum, merak etme yine gelirim” dedim gülerek. “Hapishanenin suyunu içen, yemeğini yiyen buraya yine gelir” diyen Toso Dayı’yı hatırladım. “Dördüncü tevkifte bakalım ne yaşayacağız” dedim kendi kendime istemsizce. Burası hapishane, burada bir sonraki ne zaman diye düşünürsünüz.
Yatağı teslim edip ellerimde torbalarla hapishane kapısına yöneldim, namıdiğer “han kapısı” karşımdaydı, tahliye olup da çıkmak vardı buradan. Jandarmalar karşıladı “han kapısında”, duymaktan sıkıldığım “suç ne” sorusu yöneltildi hemen. Sorunun devamının gelmeyeceğini tecrübe ettiğim “terör” yanıtını verdim. Torbaları jandarmanın ring aracına fırlattım. Han kapısına son kez bakıp ring aracındaki tabuta oturdum. 3-4 sigara paketi boyutundaki telli pencereden dışarıya baktım, bomboş sararmış otlardan oluşan araziden başka bir şey yoktu. Ring aracı hareket edince elimi cebime attım. Toso Dayı’nın mektubunu çıkardım dişlerimi sıkarak, bir yandan da 5 no’ludaki pis suyun eseri yaraları kaşıyarak koparıyordum. Hapishane kampüsünün bozuk yollarında sallanan ring aracında katlanan mektubu açtım. “40 yıllık gayri meşru yaşantımda senelerimi verdiğim bu demir ve beton yığınları arasında çok insan tanıdım sandım, seni tanıyana kadar. Davanda, yürüdüğün yolda yolun hep açık olsun. Seni sana emanet ettim kardeşim.”
“Eyvallah dayı” deyip dudaklarımı ısırarak ayağa kalktım. Tellerin arkasındaki bina tanıdıktı, 9 nolu betonuna gelmiştik. Elimdeki mektuba çevirdim gözlerimi, Toso Dayı’nın kendisini çizdiği karikatüre baktım, “Allah kurtarsın dayı.”