👉Erdoğan 2013 yılında; "Üç buçuk yıl sonra vizesiz Avrupa seyahati başlayacak" demişti.
📈O tarihten sonra Schengen vizelerinde ret oranları giderek arttı.
👉Daha sonra Erdoğan; "Sözü dinlenen, pasaportu itibar gören bir ülke olduk" dedi.
📈Ardından vizelerde ret oranları daha da arttı.
🇪🇺Son 10 yılda AB ülkeleri tam 1,5 milyon vatandaşımızın vize başvurusunu reddetmiş.
💰Bunun için vatandaşlarımızın ödediği ve geri alamadığı para tam 27 milyar TL.
🏩Bu paraya kocaman bir şehir hastanesi yapılırdı.
💡İtibardan tasarruf olmazmış, Türkiye Yüzyılıymış...
💡Masal anlatmaya devam…
TÜRKİYE’Yİ ABD’NİN KUCAĞINA KİM OTURTTU?
Araştıran, gerçekleri çarpıtmadan yazabilen, kalemini satmadan işini yapan çok az sayıda gazeteci-yazar kaldı!
Zülal Kalkandelen ve Yılmaz Özdil, “Doğrucu Davut” diyebileceğimiz gazetecilerdir. Bu ikisinin eksik veya hatalı bilgiden kaynaklanan bazı yazılarındaki yanlışlarında ısrar etmeleri, yakın tarihi henüz bilmeyen insanlarımızı, özellikle gençlerimizi yanıltmakta ve gazeteci-yazarlarımız hakkında toplumun belli bir kesiminde rahatsızlık yaratmaktadır.
Ayrıca, Cumhuriyetin AKP-MHP-HÜDA PAR-DEM çetesi tarafından yıkılmak üzere olduğu bu günlerde, tek hedefe kilitlenmemiz gerekmektedir.
Bu hedef de geçmişi yanlış-eksik bilgilerle çarpıtmak değil, bu çeteden bir an evvel kurtulmak olmalıdır.
Tekrar ediyorum! Bugün için her Atatürkçünün, her Vatanseverin, her Cumhuriyetçinin, her Türk Milliyetçisinin, her Türk Gencinin ve her Kuvvacı’nın tek görevi var!
“Bu Küresel Çete elemanlarını, Anayasal çerçevede ve demokratik yolla iktidardan alaşağı etmek…
Yeni bir tartışma yaratıp, mücadele gücümüzü azaltmamak için, bugün sizlere bazı “Belgeli Belgeleri” sunacağım. Yazdıklarımı doğrulatınca
sağlıklı bir kanıya varacağınızı umuyorum…
1)İsmet İnönü-Celal Bayar-Adnan Menderes!
Üçü de Atatürk’ün seçtiği ve yanına aldığı, İstiklal Savaşı Madalyalı kişilerdir.
Elbette ki, hiçbiri bir Atatürk değildir!
2)İsmet İnönü, Ağustos 1919 tarihinde Kazım Karabekir’e yazdığı mektubunda; “Kurtuluş Savaşımızın zafere ulaşamayacağını, bu yüzden belli bir süre için Amerikan Mandasını kabul etmemiz gerektiğini” yazmıştır. (Mektubu İnternette bulabilirsiniz)
3)Türkiye Cumhuriyeti ile ABD arasında İLK İKİLİ ANLAŞMA İnönü döneminde 1 Nisan 1939 tarihinde Ankara’da imzalandı. (Atatürk’ün vefatından 6 ay sonra)
4)Türk Milli Eğitimini, ABD’li eğitimcilerin ve Başkanı olarak da ABD Ankara Büyükelçisinin yönetimine bırakan FULBRİGHT anlaşması İnönü döneminde 27 Aralık 1949 tarihinde imzalandı
5)Türkiye, NATO’YA ilk kez 11 Mayıs 1950 tarihinde İnönü döneminde üyelik için müracaat etti. Fakat Müracaat reddedildi. Daha sonra DEMOKRAT Parti döneminde 18 Şubat 1952’de Türkiye NATO’YA üye oldu!
6) KÖY ENSTİTÜLERİ GERÇEĞİ
-17 Nisan 1940’ta İnönü döneminde Köy Enstitüleri Kanunu TBMM’de kabul edildi.
-1943 yılında İnönü döneminde yapılan 2. Milli Eğitim Şurasında, Köy Enstitüleri “İptidailiğe Dönüş” olarak kabul edildi.
-1946 yılında İnönü döneminde, Köy Enstitülerinin Mimarları Bakan Hasan Ali Yücel ve Genel Müdür İsmail Hakkı Tonguç görevden alındılar.
M. Eğitim Bakanlığına Şemsettin Sirer getirildi.
-1947-1948 yılında Köy Enstitülerinin beyin kadrosunu yetiştiren “Yüksek Köy Enstitüleri, İnönü döneminde kapatıldı.
-9. 5. 1947 tarihli bir genelge ile, İnönü döneminde KIZ ve ERKEK öğrenciler birbirinden ayrıldı!
-20. 5. 1947 tarihli genelge ile, İnönü döneminde, dünya klasiklerinden yapılan tüm çeviriler toplatılıp yakıldı.
-1948’de İnönü döneminde, öğretim programı değiştirildi. İş Eğitimi kaldırıldı. Enstitüler klasik okullara dönüştürüldü.
-1954 yılında, Demokrat PARTİ DÖNEMİNDE gerçek işlevlerinden uzaklaştırılmış Köy Enstitüleri Öğretmen Okullarına dönüştürülerek kapatıldı…
Demokrat Partinin hiç mi kabahati yok? Olmaz mı? Siyasette iş yapan her yönetim yanlış işler yapabilir. Fakat şu gerçek hiç unutulmamalıdır.
ABD ve CIA tarafından içimizdeki NATO Subaylarına yaptırılan 27 Mayıs Askeri Darbesi tarafından oluşturulmuş Yassıada Mahkemelerinde, bir tane bile YOLSUZLUK olayına rastlanmamıştır.
Askeri Darbe yönetimi tarafından İDAM edilen Menderes-Zorlu-Polatkan’ı eleştirirken özellikle bugünü yaşamakta olan gazeteci-yazarların çok dikkatli olması gerektiğine inananlardan biriyim.
Ülkemizin tam da birlik-bütünlük içinde olması gereken zamanda, insanlık ayıbı olarak asılmış devlet adamlarını, ikide bir mezardan çıkartıp tekrar asmanın hiç kimseye faydası olmaz.
Ülkemizi ve Cumhuriyetimizi, Küresel Çete elemanlarından kurtardıktan sonra isteyen herkes ile tartışır, Türk Gençlerine doğruyu anlatırız…
Sağlık ve başarı dileklerimle 19 Nisan 2025
Rifat Serdaroğlu
DOĞRU Parti Kurucu Genel Başkanı
Türkiye’de vize almak her geçen gün zorlaşırken, perde arkasındaki "Vize İmparatorluğu" tartışması büyüyor. Küresel bir araştırmanın Türkiye ayağı, eski Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun döneminde alınan kararları ve hızla büyüyen bir vize tekelini gündeme taşıdı. Üstelik bu iddiaları içeren yazı dizisi, "milli güvenlik" gerekçesiyle erişime engellendi.
Peki, bu sistem nasıl kuruldu ve iddiaların merkezinde ne var?
Her şey 2019 yılında başladı. 30 Nisan’da yayımlanan bir yönetmelikle, vize aracı kuruluşlarını belirleme yetkisi doğrudan Dışişleri Bakanlığı’na, yani o dönem bakan olan Mevlüt Çavuşoğlu’na verildi. Bu düzenlemenin ardından, VFS Global’in yerel ortağı olan Gateway Management şirketi hızla devleşti.
Şirketin sahibi Halis Ali Çakmak, daha 2017 yılında Irak’taki vize hizmetleri için Çavuşoğlu’na kamuoyu önünde teşekkür etmişti. Ancak iddialar sadece büyüme ile sınırlı değil. Araştırmaya göre, vize randevuları bot yazılımlarla bloke ediliyor, karaborsada 300 Euro’ya varan fiyatlarla satılıyor ve vatandaşlara zorunlu olmayan ek hizmetler dayatılıyordu.
İlişkiler ağı sadece vize süreçleriyle de bitmiyor; işin bir de üniversite ayağı var. Şirket sahibi Halis Ali Çakmak’ın işlettiği Alanya Üniversitesi’nin arkasındaki vakıfta, Mevlüt Çavuşoğlu "kurucu mütevelli heyeti" üyesi. Üniversitenin yönetiminde ise eşi Hülya Çavuşoğlu görev yapıyor. Dönemin Alanya Kaymakamı’nın da doğruladığı bu tablo, "çıkar çatışması" iddialarını iyice alevlendiriyor.
Aslında bu, vize şirketleriyle ilgili ilk kriz değil. 2022 yılında da Almanya’daki bazı Türkiye başkonsolosluklarının vize işlemlerini iktidara yakın bir şirkete yönlendirdiği iddiası Meclis gündemine taşınmış, Çavuşoğlu’na soru önergeleri verilmişti.
Bugün gelinen noktada vatandaşlar vize kuyruklarında ve randevu krizleriyle boğuşurken, Ticaret Bakanlığı 7 vize şirketini inceleme altına aldığını açıkladı. Gazeteci Canan Coşkun, bu büyük dosyanın tamamlanamadan erişime engellendiğini söylüyor.
Mevlüt Çavuşoğlu ve iddiaların odağındaki şirketlerden henüz resmi bir açıklama gelmedi. Vize süreçlerindeki bu tekelleşme ve şeffaflık sorunu, Türkiye’nin gündeminde kalmaya devam ediyor.
❗️Dünya Tungsten İçin Yarışıyor, Türkiye Toprağın Altında Bekletiyor!
🔸 “Türkiye’nin üretmediği madenle dünya savaş veriyor.”
🔸”Bir F-35’te kullanılan tungsten miktarının 450 kilograma kadar çıkabildiği belirtiliyor.”
🔸 “Rezerv var, üretim yok; 18 yıldır bir nanogram bile tungsten çıkarılamadı.”
Tıkla İzle👇
https://t.co/YqOrW8fRwX
🎙️Gazeteci Ali Çağatay (@AliCaatay) , Seyir Hali programında Türkiye’nin stratejik tungsten rezervlerine rağmen üretim yapmamasını, küresel sanayi savaşları ve dışa bağımlılık açısından değerlendirdi.
📌 Dört Parçalı Kürdistan, Yeni Osmanlı Modeli ve Ankara’ya Sunulan Havuç!
🔸 “Bu yeni Osmanlı modeli şöyle olacak: Ermenistan, Azerbaycan, Gürcistan ve dört parçalı Kürdistan Ankara’ya bağlanacak.”
🔸 “Türkiye, büyüme vaadiyle ABD’nin dolmuşuna binerse; istediği yerde indirilebilir.”
🎙️Gazeteci Ali Çağatay, Seyir Hali programında Tom Barrack’ın sözleri üzerinden ABD’nin bölgeyi yeniden yapılandırma planını, Türkiye’ye biçilen rolü ve bu stratejinin yaratabileceği siyasi riskleri değerlendirdi.
Uyuşturucu bağımlısı bir genç, elinde bıçakla babasını tehdit ediyor ve uyuşturucu kullanmak için para istiyor. Babası bir emekli polis. Bir süre bıçaklanmamak için mücadele etti. Sonra baba, oğlunu altı kurşunla vurarak öldürdü. Kaçmadı; cep telefonunu çıkardı ve polisi aradı, çağırdı. Gelmiş olduğumuz nokta budur. Oğulların babaları bıçaklamaya çalıştığı, babaların oğullarını vurduğu bir Türkiye.
İstanbul'da 3-5 tane sanatçıyı, mankeni, basın mensubunu uyuşturucudan tutuklayarak başlamak, yola çıkmak olabilir ama gerçek yol; baronları tutuklamak, çeteleri ortadan kaldırmakla olur. Gerçek mücadele, uyuşturucu ve kumar bağımlılığına zorunlu tedavinin getirilmesiyle olur.
Bugün bu ülkede en az 3 milyon, hatta 4 milyon rakamından bahseden uzmanlar da var, uyuşturucu bağımlısı var. 20 milyon kişi sanal kumar oynuyor. Bunun 2 milyonunun bağımlı olduğu kabul ediliyor. Neresinden bakarsanız bakın, bağımlı sayısı 6 milyona yaklaşıyor. Bu bir toplumun içeriden çözülmesidir. Baronlar, işgal ordularının Anadolu'daki keşif güçleridir. PKK en büyük barondur. Abdullah Öcalan en büyük narko-teröristtir.
Çok ilginç değil mi…?!
Amerika Irak’ı işgal ederken Irak ordusu hiç ortada görünmedi.
Irak ordusunun savaş uçakları hiç kalkmadı.
Tek bir tank sokağa çıkmadı.
Amerika, pikniğe gider gibi elini kolunu sallaya sallaya Irak’a girdi ve ülkeyi ele geçirdi.
Tüm dünya buna şaşırdı.
Peki, neden Amerika bir direnişle karşılaşmadı?
Saddam Hüseyin direnmeden Irak’ı Amerika’ya teslim mi etmişti?
İşgalden sonra ne Amerika ne de CIA bu durum hakkında tek bir açıklama yapmadı.
Yıllarca bu konu ve soru insanların zihinlerini meşgul etti.
Bu sorunun cevabını bilmek için, 1950’de ABD tarafından CIA desteğiyle Irak’ta büyütülen “Kesnizani Tarikatı”nı bilmeniz gerekir.
CIA desteğiyle Irak’ta güçlenen bu tarikat, Avrupa, Amerika ve Orta Asya’ya kadar yayıldı.
Saddam darbe/devrim ile Irak’ı ele geçirdiğinde tarikat tamamen Saddam’a itaat etti.
Saddam da onlara bir şey yapmadı.
Fakat Kesnizani Tarikatı, ordu, bürokrasi, emniyet ve istihbarata kadar her yere adamlarını sokarak ülkeyi içeriden ele geçirdi.
Genelkurmay başkanından istihbarat başkanına, içişleri bakanından emniyet amirlerine kadar çoğu kişi Kesnizani Tarikatı’na bağlıydı.
Tamamen CIA ve MOSSAD kontrolüne girmişlerdi.
Üstelik Saddam’ın eşi ve akrabaları da Kesnizani Tarikatı’na bağlanmıştı.
Ve Irak artık Amerika tarafından işgal edilebilirdi.
Kimse direnmeyecekti.
Ve Saddam…
Her şeyi anladığında artık çok geçti.
Prof. Dr. Yavuz Kaya
❗“Faizsiz Sistem İçin ‘Saadet Zinciri’ Uyarısı”
🔸“Konut sektörü en zorlu dönemlerinden birini yaşarken, faizsiz sistemle konut ve otomobil sahibi yapan şirketler altın devrini yaşıyor.”
🔸“BDDK, tasarruf finansman şirketlerini kontrol altına aldı ama onlara bazı ayrıcalıklar da tanıdı.”
🔸“Faizsiz diye pazarlanan bu finansman sisteminin maliyeti, aşağı yukarı yasal faize çok yakın; ancak buna faiz demiyor, ‘masraf’ diyor.”
🎙️Gazeteci Ali Çağatay (@AliCaatay), Seyir Hali programında tasarruf finansman şirketlerinin Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) denetimi altına alınmasını değerlendirdi.
❗Eski CIA Yöneticisinden İtiraf: Evimizdeki Gizli Ajanlar
🔸“John Kiriakou, ‘İstihbarat servisleri, salonumuzun başköşesinde duran akıllı ekranlara gizlice sızabiliyor’ dedi.”
🔸“John Kiriakou, ‘Evinizdeki bilgisayarlar, cep telefonları, televizyonlar, robotlar ve süpürgeler; hepsi birer gözetleme aracıdır’ diyor.”
🔸“Palantir gibi dünyanın en büyük veri toplama şirketleri, bu verileri işliyor ve büyük istihbarat örgütleriyle paylaşıyor.”
🎙️Gazeteci Ali Çağatay (@AliCaatay), Seyir Hali programında eski CIA yöneticisi John Kiriakou’nun yaptığı açıklamalar hakkında konuştu.
“Vergi Veren Enayi Mi?”
Parasını Türkiye'de nasıl kazandığı belli olmayıp Mann Adasına taşıyanlara da gün doğmuş olabilir mi?
“Türkiye’de üret, Türkiye’de kazan, sonra parayı dışarı taşı…
Ardından ‘yabancı yatırımcı’ gibi geri dön, 20 yıl vergi avantajı al…”
Olur mu bu?
Milletin aklına gelen soru tam da bu.
Bu ülkede yıllardır vergi veren esnaf var.
Maaşından otomatik vergi kesilen çalışan var.
Elektrik faturasında bile çe��itli vergiler ödeyen halk var.
Şimdi ne oluyor?
Bazıları şirketini Dubai’ye, Malta’ya, Man Adası’na taşıyıp sonra “uluslararası yatırımcı” kimliğiyle geri mi dönecek?
Ama Türkiye’de kazanılan para kâğıt üzerinde dışarı kaçırılıp sonra vergisiz şekilde geri dönüyorsa, burada büyük bir adaletsizlik doğar.
Asıl soru şu:
Vergisini düzenli ödeyen vatandaş mı cezalandırılacak, yoksa sistemi dolaşmayı bilen büyük sermaye mi ödüllendirilecek?
Türkiye'deki bazı büyük sermaye grupları;
Paralarını dışarı çıkarır.
Faaliyetlerini dışarıdaki şirketler üzerinden yapılandırır.
Sonra "uluslararası yatırımcı" görünümüyle geri gelir.
Daha düşük vergi yüküyle çalışır.
Düşünsene:
Türkiye'de 20 yıldır vergi veren bir esnaf %25 kurumlar vergisi ödüyor.
Türkiye'de çalışan bir mühendis gelir vergisi ödüyor.
Türkiye'de fabrika kuran bir sanayici vergi ödüyor.
Ama dışarıdan gelen bir sermaye sahibi bazı gelirlerinde çok daha avantajlı hale geliyor.
Notere gittim. Adıma Antalya'dan bir satış aracılığı için vekalet verilmiş. Antalya'daki noter vekalet ücretini almış vekaleti bu dijital dünyada sisteme taramış. Bunu ne için yapmış? Türkiye'nin neresinde olursa olsun bu vekalet sistemden alınsın ve kullanılsın diye. E peki ne oldu?
Ben notere gittim vekaleten satış vereceğim. Noter katibine
"sistemde vekaletim var" dedim.
Katip "Olsun beyefendi biz burada nüsha çıkarıp asl�� gibidir yapmak zorundayız" dedi
"yapın o zaman" dedim.
"1592 lira ücreti var" dedi.
"nasıl ya? biz zaten vekalet ücreti verdik 1800 lira"
"yapacak bir şey yok kurallar böyle"
Uzatmayacağım bu ülkede sağmal inek muamelesi görüyorum ve sahibim yok. Ben bu sistem için para söğüşleme aracıyım.
İtiraz ettiğimde ise aldığım cevap şu: İşine gelmiyorsa yapma!!!
Benim adım yok. Biliyorum yalnız değilim.
ABD büyükelçisi Türkiye bölünecek diyor, islamcılardan tık yok.
Namaz da kılmıyor, abdest yok, imam hatip mezunu da değil, ey islamcılar, neden sesiniz çıkmıyor bu gavura?
Sizden mi yoksa?
Yurtdışından şahsi kullanım için getirilen cep telefonlarında IMEI harç tutarları;
2018 Kasım 500₺
2020 yılı 1.838,70₺
2021 yılı 2.006,20₺
2023 yılı 6.091,30₺
2023 Temmuz 20.000₺
2024 yılı 31.692₺
2025 yılı 45.614,20₺
2026 yılı 54.258₺
Dokuz yıllık artış oranı %10751
❗️ABD’nin Gururu Kırıldı: İran’dan Hürmüz Hamlesi
🔸 “İran, Amerika’nın gururunu bir kalemde kırmayı başarabildi.”
🔸 “İran eğer Hürmüz Boğazı’nı millileştirirse, elini sıcaktan soğuğa sokmadan bir yılda 95-100 milyar dolar geliri olacak.”
🎙️Gazeteci Ali Çağatay, Seyir Hali programında İran’ın Hürmüz Boğazı’nı millileştirme çıkışının, ABD için hesapta olmayan stratejik ve ekonomik bir faturaya dönüşebileceğini anlattı.
AKP’nin vatandaşın dikkatinden kaçırmaya çalıştığı gerçekler-52!
AKP tarzı Yap-İşlet-Devret modeliyle işletilen köprüler ve otoyollarda;
2026 yılında tutturulamayan araç geçiş garantileri nedeniyle, Hazinenin yandaş şirketlere devasa tutarlarda ��deme yaptığını tespit ettik.
2026 yılının ilk 5 ayında⬇️
Hazinenin yandaş şirketlere yaptığı garanti ödemesi: 49.640.288.997 TL
49 Milyar 640 Milyon Lira!
Bunun adı mega soygundur!
Kaynak: KGM 2026 Yılı Aylık Mali Tablolar
Aylar önce yazdim. Hem de defalarca kez yazdım.
Bu işler organize.
AB ülkelerine Turklere vize vermeyin diye telkin yapılıyor. Yoksa bu vize kepazeliginin, rezilliğinin bir açıklaması olamaz.