Diyarbakır’da bir vatandaş çocuklarının gözü önünde darp edildi.
Darp edilen babanın 8 yaşındaki oğlu, gözyaşları içinde:
“Polis abi, lütfen babamı dövmeyin, yalvarırım.” diye seslendi.
#BerkinElvan
13 yıl önce bugün, 14 yaşında gencecik bir çocuk Okmeydanı sokaklarında Fatih Dalgalı isimli katil polisin gaz fişeğiyle başından vuruldu.
Halk çocuklarını katledenler için, emri verenler için bir ceza istiyoruz!
Berkin için Adalet İstiyoruz!
"Açız!" demek yasaklanmış, yetmemiş bir de cop ve biber gazı ile engellenmiş!
Öğretmenler dövülmüş, aileleri yerlerde sürüklenmiş!
Bütün herkesin bu pervasızlık ve edepsizliğe karşı ayağa kalkması gerekmez mi?
Bizler Muhammedîyiz, Huseynîyiz...
Nasıl şahitlik ediliri, zalimlere karşı nasıl mücadele ediliri, nasıl ölünürü, Ali ŞERİATİ'nin deyimiyle; "güzel ölme sanatını" şehadet mektebinin öğretmeni Huseyn'den öğrenenleriz...
#Aşura
Direnen Madencilere Dair..
Edirne’nin Uzunköprü ilçesinde Özşen Madencilik’te çalışan işçilerin üç aydır maaşları, bir yıldır da mesai ücretleri gasp edilmektedir. Emekli olan madencilerin tazminatları ödenmemekte, yirmi bir işçi tazminatsız şekilde işten çıkarılmış durumdadır. Çalışma koşulları, insani şartlarda olmamakta ve işçi sağlığı, güvenliği kurallarına uygun halde değildir.
Bu rezil ve insanlık dışı tabloya karşı, İşçiler Bağımsız Maden-İş Sendikası öncülüğünde bu hak gasplarına karşı 25 gündür direnişlerini sürdürmektedirler. Yirmi dört gün boyunca fabrika önünde eylemler, yürüyüşler ve çeşitli yollarla seslerini duyurmaya çalışan işçiler yalnızca şiddet ve gözaltı ile karşılaşmışlardır. Madenciler bugün, yirmi beşinci günde ise kendilerini madene kapatarak açlık grevine başladılar. İşçiler “Haklarımız verilinceye kadar çıkmıyoruz, ya öleceğiz ya da haklarımızı alacağız” demektedir.
Biliyoruz ki bu direniş, emeğin karşılığının alınması için verilen uzun soluklu ve kararlı bir mücadelenin parçasıdır. Emeğin haklı kavgasını veren madencilerin başına gelecek herşeyden Özşen Madencilik sorumludur! Sermaye ve iktidar işbirliğine karşı madencileri bir başına bırakmayacağız.
KİM Hareketi olarak madencilerin bu haklı davasını destekliyor, taleplerinin en kısa sürede karşılanmasını ve direnişin başarıyla sonuçlanmasını temenni ediyoruz. Tüm emek dostlarını bu mücadeleye sahip çıkmaya çağırıyoruz.
REHMÎ BÊŞERM, CİHÊ XWE BİZANİBE!
5 Haziran 2026 tarihinde İzmir'deki Amerika Hastanesi'nin açılış töreni sırasında Koç Holding Patronu Rahmi Koç tarafından dile getirilen çirkinlik, Kürt kadınlarını etnik kimlikleri, dilleri ve bedenleri üzerinden doğrudan hedef almıştır.
Doğrudan Kürt kadınlarını hedef alan bu rezillik, kadının onurunu zedeleyen, cinsiyet temelli ve etnik ayrımcı bir söylemdir. Kürt kadınların adını küstahça cümlelerle ağzına alan Sermayedarlar bilmelidir ki böylesi ifadelerin kullanımına müsade etmeyeceğiz.
REHMÎ BÊŞERM, CIHÊ XWE BIZANIBE!
Di 5’ê Hezîrana 2026’an de, di merasîma vekirina Nexweşxaneya Amerîkayê ya li İzmirê de, gotinên nerûmetî yên ku ji aliyê Rahmi Koç ve hatin gotin, jinên Kurd bi awayekî rasterast ji ber nasnameya wan a etnîkî, ziman û laşê wan armanc girtin.
Ev bêhurmetiya ku rasterast jinên Kurd armanc digire, gotarek e ku rûmet û kerama jina têk dibe û li ser bingeha cinsiyetê û cudakariya etnîkî ava bûye. Sermayedarên ku navê jinên Kurd bi gotinên bêedeb û serbilindî li devê xwe dixin, divê bizanibin ku em ê tu carî destûrê nedin ku ev cure gotin û nêzîkbûn werin bikaranîn.
Jinên Kurd ne armanca heqaretê ne; ew xwedî rûmet, irade û şanaziyekî mezin in. Her gotar an helwestek ku wan biçûktir dike an wan dixe bin hedefê, em wê bi tundî şermezar bikin û li hember wê rawestin.
Ölümünün 63. yılında ustamız, kavganın şairi #NazımHikmet'i sevgi ve özlemle anıyoruz.
Onun dizelerini bestelemeye, onun sanat anlayışıyla yürümeye devam ediyoruz.
"Dostlar ki bir kerre bile selamlaşmadık
aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz..."
Ölümünün 35. yılında halkın şairi #AhmedArif'i sevgi ve özlemle anıyoruz.
"Bir sevdadır böylesine yaşamak
Tek başına ölüme bir soluk kala
Tek başına zindanda yatarken bile
Asla yalnız kalmamak..."
İBRAHİM'İ BAYRAM TEBRİĞİ
Kurban, İbrahimi bir duruşla zalimlerin karşısına dikilmek; İsmaili bir teslimiyetle sadece O'na yönelmektir. Bu teslimiyet, tüm müstekbirlere 'LA' diyebilme iradesidir.
Sınırsız, sömürüsüz ve adil bir dünyayı birlikte kuracağımıza olan inançla; tüm halkların bayramını kutluyoruz.
Bayramımız direnişle, dayanışmayla ve adaletle bereketlensin. ✌🏻
Reşun Şıma Bımbarek Bo.
Cejna We Piroz Be.
Aid Mübarek.
Bayramınız Mübarek Olsun.
Senin İsmail'in kim veya ne?
İbrahim'in sahnesi Mina'dasın şu an; İbrahim gibi davranmak üzeresin. O, oğlu İsmail'i kurban etmek için getirmişti. Senin İsmail'in kim veya ne? Mevkiin mi? Şerefin mi? Mesleğin mi? Paran mı? Evin mi? Çiftliğin mi? Araban mı? Aşkın mı? Bilgin mi? Sosyal sınıfın mı? Sanatın mı? Elbisen mi? Hayatın mı? Gençliğin mi? Güzelliğin mi? Hangisi... Ben bilemem. Fakat sen kendini bilirsin. Kim ve ne olursa olsun, beraberinde buraya kurban etmek için getirmelisin. Sana hangisini olduğunu söyleyemem, ama yardımcı olmak için bazı ipuçları verebilirim; inancını ne zayıflatıyorsa sorumluluk kabul etmekten ne geri çeviriyorsa, çağrıyı duymana ne ve gerçeği itiraf etmene ne engel oluyorsa "kaçma"ya ne zorluyorsa, rahatın için bahaneler bulmana ne yol açıyorsa, seni kör ve sağır ediyorsa... işte odur kurban edeceğin!
🔸️Dr. Ali Şeriati
AKP HÜKÜMETİ SUMUD'U BİR KEZ DAHA YÜZÜSTÜ BIRAKIYOR.
SUMUD'A DEFALARCA KEZ OPERASYON DÜZENLENDİ. SUMUD AKTİVİSTLERİ DEFALARCA KEZ İNSAN HAKLARI İHLALLERİNE MARUZ BIRAKILDILAR LAKİN BUNA KARŞIN AKP HÜKÜMETİ, İSRAİL'E PETROL GÖNDERMEYE DEVAM EDİYOR.
FİLİSTİN İÇİN SAHİCİ BİR DAYANIŞMA ORTAYA KOYAN HERKESE SELAM OLSUN 🇵🇸✌🏻
82. yıldönümunde Kırım Tatar halkının topluca yurtlarından koparılmalarını derin bir hüzünle anıyoruz.
Toplu sürgünler, otoriterliğin ve devlet merkezli yaşam söyleminin hangi kisveye bürünürse bürünsün nelere yol açabileceğini göstermektedir. Nitekim Tatarlar savaş yıllarında ülkesinden koparılan tek halk olmayıp; Çeçenler, Karaçaylar, Kürtler, Ahıska Türkleri, Lazlar, Koreliler, Finler, Rumlar, Almanlar da zorunlu göçe tabi tutulmuştur. Nu sürgünler münferit vaka değil bilinçli kötülüğün dışa vurumudur.
İktidarların yeşile veya kırmızıya bürünmesi zulmü maskelemez. Devlet merkezli değil insan merkezli bir yaşam arzuluyor ve hiçbir halkın yurdundan koparılmayacağı bir dünyayı düşlüyoruz.
Dilburan dergisinin Bahar 2026 sayısına
@ahmet_ors ün ilk romanı 35C üzerine bir yazı yazdım: 35C ya da Sinan'ın Hafızası. Ahmet Örs çok yönlü bir yazar ama roman türüne daha bir ağırlık vermeli artık. Sadece onun gözüyle anlatılmasa eksik kalacak ne çok şey var, 35C bunu gösteriyor okura.
3. sayısı yayımlanan @dilburan57 dergisine de başarılar diliyorum.
NEKBE BİTECEK, HANZALA YÜZÜNÜ ÖZGÜR FİLİSTİN TOPRAKLARINA DÖNECEK 🇵🇸
Nekbe’yi anlamak, sadece 1948’i hatırlamak değil; bugünü, düzeni ve küresel işleyişi sorgulamaktır. Bu bir tarih değil, hâlâ süren bir düzendir.
Bir halkın evsizliğe mahkûm edilmesi değil sadece; küresel sermayenin, emperyalizmin ve siyonizmin el birliğiyle işlediği yapısal bir suçtur.
Filistin’in sömürgeleştirilmesi, Batı emperyalizminin 20. yüzyıl başlarında kurduğu ve bugün hâlâ işleyen küresel tahakküm ağının parçasıdır. Siyonizm bu ağın yerel ideolojik ve askeri aparatıdır ve görevi de Emperyalizmin çıkarlarına uygun biçimde bölgeyi dizayn etmek, halkların direncini bastırmak ve kaynakları denetim altında tutmaktır.
Meseleyi değerlendirirken göz ardı edilmemelidir ki, Nakba'nın ardında sadece İsrail yoktur. İngiltere'nin mandater mirası, ABD'nin sınırsız desteği, AB'nin çifte standardı ve bölgedeki otoriter rejimlerin rızaya dayalı işbirlikçiliği bu felaketi mümkün ve kalıcı kılmıştır.
Bugün hâlâ Gazze'ye yağan bombalar, Batı’nın verdiği silahlarla atılmaktadır. Bu işgal ile beraber Filistin toprakları, küresel sermayenin stratejik çıkarlarına göre parselleniyor. Bu nedenle Nakba, tarihte bir an değil, bir süreçtir; bir sonuç değil, emperyalist sistemin devamlılığının çıktısıdır.
Türkiye'de bu yapının dışında değildir.
Sermaye merkezli dış politikası, İsrail'le devam eden ekonomik ilişkileri ve çelişkili söylemleriyle bu emperyal düzenin yerli bileşenlerinden biri hâline gelmiştir.
Filistin direnişi ise, yalnızca bir halkın özgürlük mücadelesi değil, aynı zamanda emperyalizme, siyonizme ve yerli işbirlikçiliğe karşı bir küresel adalet çağrısıdır.
Bugün Nakba’ya karşı çıkmak; Emperyalizme karşı çıkmak, Siyonizmi teşhir etmek, Yerli rejimlerin ikiyüzlü politikalarını reddetmek vee halkların özgürlüğünü savunmaktır.