BASIN AÇIKLAMASI
Fındıkta üreticinin alın teri korunmalı, taban fiyat en az 350 TL olmalıdır.
Trabzonlu bir Karadeniz evladı olarak, yıllardır bölgemizdeki fındık üreticilerimizin sorunlarını yakından takip ediyorum. 2026 yılı güncel maliyetlerini esas alarak hazırladığımız kapsamlı teknik çalışma, üreticimizin bugün karşı karşıya bulunduğu ekonomik tabloyu bütün açıklığıyla ortaya koymaktadır.
Fındık yalnızca Karadeniz'in değil, Türkiye'nin stratejik tarım ürünlerinden biridir. Milyarlarca dolarlık ihracat geliri sağlayan bu ürünün gerçek sahibi üreticidir. Ancak bugün üreticimiz, emeğinin karşılığını alamama endişesi yaşamaktadır. Bu nedenle teknik bir maliyet çalışması hazırladık ve rakamlarla gerçek tabloyu ortaya koyduk.
Taban arazide maliyet 215 TL'yi aşıyor
Hazırladığımız çalışmaya göre;
100 kilogram verim alınan taban arazide; (1 dekar)
Bahçe bakımı,
Ot temizliği,
Budama,
Işkın alma,
Gübreleme,
İlaçlama,
Hasat,
Harman
işlemleri için yaklaşık 6 yevmiye işçilik gerekiyor.
2026 yılı ortalama günlük işçilik ücretinin 2.500 TL olduğu dikkate alındığında yalnızca işçilik gideri 15.000 TL'ye ulaşıyor.
Buna;
Gübre ve ilaç gideri: 4.500 TL
Patoz ve nakliye: 500 TL
Makine, ekipman, amortisman ve bakım giderleri: 2.000 TL
eklendiğinde toplam maliyet 22.000 TL'yi buluyor.
Devlet desteği düşüldükten sonra net maliyet ise 21.535 TL oluyor.
Bu durumda 1 kilogram fındığın maliyeti 215,35 TL'ye yükseliyor.
Eğimli arazilerde tablo çok daha ağır
Karadeniz'in büyük bölümünün eğimli arazi yapısına sahip olduğunu ve üretimin önemli kısmının bu alanlarda gerçekleştirildiğini hepimiz biliyoruz.
Eğimli arazilerde
İşçilik 9 yevmiyeye çıkıyor
İşçilik maliyeti 22.500 TL oluyor
Gübre ve ilaç 4.500 TL
Patoz ve nakliye 500 TL
Amortisman ve ekipman 2.000 TL
olmak üzere toplam gider 29.500 TL'ye ulaşıyor.
Destekleme ödemesi düşüldüğünde üreticinin cebinden çıkan gerçek maliyet 29.035 TL oluyor.
Buna göre eğimli arazide 1 kilogram fındığın maliyeti 290,35 TL olarak hesaplanıyor.
Karadeniz'in gerçeği eğimli arazidir
Kağıt üzerindeki hesaplarla değil, sahadaki gerçeklerle konuşuyoruz. Karadeniz'in büyük bölümü eğimli arazidir. Makineleşmenin sınırlı olduğu, insan gücünün ön plana çıktığı bu coğrafyada üretim maliyetleri çok daha yüksektir. Üreticimizin büyük çoğunluğu yaklaşık 290 liralık maliyet bandında üretim yapmaktadır.
Üretici yalnızca maliyetini değil, geleceğini de düşünmek zorunda
Fındık bahçesi bir yıl ihmal edildiğinde bunun bedeli yıllarca ödenir. Üretici gübrelemesini yapacak, ilaçlamasını yapacak, budamasını gerçekleştirecek, bahçesini temiz tutacaktır. Eğer maliyetini dahi karşılayamazsa gelecek yılın verimi de düşecektir.
Bu nedenle açıklanacak fiyat sadece bugünü değil, gelecek yılların üretimini de belirleyecektir.
En az yüzde 20 üretici kazancı şart
Hazırladığımız maliyet çalışmasına göre;
Eğimli arazide 290,35 TL olan maliyetin üzerine;
Üreticinin emeği,Aile işçiliği,Sermaye riski,Doğal afet riski,Bahçenin sürdürülebilirliği
dikkate alınarak en az yüzde 20 üretici kazancı eklenmelidir. Bu hesap yaklaşık 350 TL seviyesine karşılık gelmektedir.
Üreticimizin zarar etmemesi, bahçesini terk etmemesi ve bakımını aksatmaması için taban fiyatın en az 350 TL seviyesinde açıklanması gerektiğine inanıyorum. Bunun altındaki rakamlar üreticimizi memnun etmeyeceği gibi uzun vadede üretimi de olumsuz etkileyecektir
Depolar büyük ölçüde boşaldı
Son iki yılda önceki sezonlardan kalan stoklar önemli ölçüde piyasaya sürüldü. Sektörden aldığımız bilgiler, birçok lisanslı ve özel deponun geçen yıllara göre büyük oranda boşaldığını göstermektedir
Devletimizin bugüne kadar üreticimizin yanında olduğuna inanıyorum. Aynı hassasiyetin bu yıl da gösterileceğini ümit ediyorum
Açıklanacak taban fiyat; üreticimizin alın terini koruyan, maliyetleri dikkate alan ve kırsalda üretimin devamını sağlayan bir fiyat olmalıdır
Karadeniz'in emeği korunursa Türkiye kazanacaktır
Kamuoyuna saygıyla duyururum
@bbpgenelmerkez
Haddini bil, Remzi!
Sayın Mustafa Destici Genel Başkanımıza yönelik sarf ettiğin hadsiz ve seviyesiz ifadeleri en sert şekilde kınıyor, bu çirkin üslubu aynen sahibine iade ediyoruz.
Siyasi rekabet; iftira, hakaret ve çamur siyasetiyle değil, fikir ve projelerle yapılır. Üslubuna dikkat et, kullandığın her sözün sorumluluğunu taşı.
Büyük Birlik Partisi’ni ve Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici’yi hedef alan mesnetsiz ithamların ne partimizi ne de davamızı yıpratmaya yeter.
Millet kimin hizmet ettiğini, kimin gündemde kalabilmek adına polemik ürettiğini çok iyi bilmektedir.
Herkesi, özellikle de seni, siyasi nezaket sınırları içinde hareket etmeye davet ediyor; asılsız ithamlar yerine gerçeklerle konuşmaya çağırıyoruz.
Haddini bil, üslubunu düzelt.
Ulan hadsiz köpek!
Sen o pis, iğrenç ağzınla Yüce Allah’a, Peygamberimize (sav), Kur’an-ı Kerim’e ve bütün müminlere hakaret etmeye nasıl cüret edersin?
Yalancı, riyakâr, imansız, terbiyesiz köpek! Sen yeni Selman Rüşdi’misin?
Bu milletin inancına, Peygamberinin hatırasına, Allah’ın kitabına saldıran senin gibi inanç düşmanı soytarılara bu ülkede hâlâ rahat rahat konuşma imkânı verilmesi bile başlı başına bir skandaldır.
Alperenler olarak bu tür hadsizliklere, din düşmanlığına ve ahlaksızlığa karşı en ağır şekilde tavır alıyoruz. Bu komedyen geçinen şarlatana gereken hukuki, siyasi ve toplumsal dersi vereceğiz. Savcılıklara suç duyurularımız olacak.
Bu milletin evlatları, ecdadının kanıyla, inancıyla yoğrulmuş bu topraklarda Allah’a ve Peygamberine hakaret edilmesine asla izin vermeyecektir.
Ulan utanmaz, imansız herif! Allah’ın ve Resulünün laneti senin ve senin gibi düşünenlerin üzerine olsun. Bu densizliğe, bu dinsizliğe geçit yok!
Partimizin 13. Olağan Büyük Kurultayı sonrasında oluşturulan Başkanlık Divanı'nda, Genel Sekreterlik görevine layık görülmüş olmanın onurunu ve sorumluluğunu yüreğimde hissediyorum.
Bu kutlu görevi şahsıma tevdi eden Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici Beyefendi'ye şükranlarımı, saygı ve hürmetlerimi arz ediyorum.
Liderimizin güvenine layık olmak adına; partimizin temel değerlerine, davamızın ilkelerine ve milletimize hizmet anlayışına bağlı kalarak, üzerime tevdi edilen bu görevi azimle, samimiyetle ve büyük bir sorumluluk bilinciyle yerine getirmek için var gücümle çalışacağım.
Başkanlık Divanı ve Genişletilmiş Başkanlık Divanı'nda görev alan tüm dava arkadaşlarıma üstün muvaffakiyetler diliyor, alınan görevlerin partimiz, camiamız ve aziz milletimiz için hayırlı olmasını temenni ediyorum.
Rabbim birlik ve beraberliğimizi daim eylesin; bizleri davamıza, milletimize ve emanet edilen görevlere layıkıyla hizmet edenlerden eylesin.
Hayırlı olsun. Yolumuz açık, gayretimiz daim olsun. 🇹🇷🤲🏻
@bbpgenelmerkez@Mustafa_Destici
Genel Başkanımız Sayın @Mustafa_Destici: Söylediklerimiz çok açık:
Devletimizin adı Türkiye Cumhuriyeti’dir.
Milletin adı Türk milletidir.
Bayrağın adı Türk bayrağıdır.
Bunu kabul eden şerefiyle burada yaşar; bunu kabul etmeyen, zerre kadar şerefi varsa, hangi bayrağı istiyorsa oraya gider!
Terör soruşturması kapsamında görevinden alınan Mardin Büyükşehir Belediye “eski” Başkanı “Ahmet Türk” ün, Amedspor merkezli hezeyanından sonra "Kürdistan" kavramını kapsayıcı bir coğrafi terimmiş gibi pazarlamaya çalışarak Süryani, Ermeni ve Arap topluluklarını da bu hayali sınırların içine dahil etmesi, en hafif tabiriyle açık bir bölücülük gayreti ve mevcut yasalarımıza göre de ağır bir suçtur.
Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısını ve anayasal sınırlarını hiçe sayan bu söylem, doğrudan doğruya toplumsal bütünlüğe kasteden ayrılıkçı ve bölücü bir ajandanın dile yansımasıdır.
Bir siyasetçinin, üzerinde yaşadığı toprağın egemenliğini ve milli aidiyetini reddederek, terör örgütünün hedefleriyle bire bir aynı olan, zihnindeki ütopik ve yapay coğrafi tanımları gerçekmiş gibi dayatması, demokrasiyle değil, ancak kaos ve nifak tohumları ekmekle açıklanabilir.
Bu tür açıklamalar, bin yıldır iç içe geçmiş, aynı kaderi paylaşmış ve ortak bir üst kimlikte buluşmuş toplumları "etnik gettolara" hapsetme arzusunun bir tezahürüdür. Türkiye’nin her karış toprağı Kürt Türkmen, Zaza Arap, Boşnak Çerkes, 85 milyonun ortak vatanıyken, belirli bölgelere hayali isimler atfederek buraları Türkiye’den ayrı bir organizmaymış gibi göstermek, bu ülkeye duyulan aidiyet bağını koparmaya yönelik tehlikeli bir bölücü hamledir.
Bir devletin sınırları içinde siyaset yapıp, o devletin varlığını ve birliğini temelinden sarsacak terimler üzerinden meşruiyet devşirmeye çalışmak, bu topraklar üzerinde hayali haritalar çizmek en hafif tabiriyle ihanettir. Hem kamu vicdanında, hem hukuk düzleminde ağır bir sorgulamayı gerektirir.
Sözün muhatabı sustu! Köpeği konuştu.
Ne bölgesi lan!
O bölgenin adı: Güneydoğu Anadolu Bölgesi
Devletin adı da: 🇹🇷Türkiye Cumhuriyeti
Beğenmeyen defolur gider.
ODTÜ’de yaşananlar basit bir kampüs meselesi değildir;Türk bayrağını açan evlatlarımıza saldıran zihniyet de, terör örgütlerine yakın duran anlayış da bu milletin mensubu olamaz. Kimse bunu meşrulaştıramaz, kimse bize bunu dayatamaz.
Şimdi soruyoruz:
DHKP-C mensubu bir kişi nasıl elini kolunu sallayarak üniversiteye girebilmektedir?
PKK sempatizanı bir sözde sanatçı, teröristbaşı posterlerinin gölgesinde nasıl konser verebilmektedir? Bunun izahı nedir, kim verecektir?
Üniversiteler; ilmin, bilimin ve milli şuurun yuvasıdır. Terörle iltisaklı kişi ve zihniyetlerin propaganda alanı haline getirilemez! Bu mesele görmezden gelinecek bir mesele değildir.
En kararlı şekilde gereği yapılmalıdır.
Rengini şehitlerimizin kanından alan Ay Yıldızlı Al Bayrağımızın gölgesine tahammülü olmayanlara bizim hiç tahammülümüz yoktur.
🇹🇷Bayrağımıza uzanan kirli eli kırarız.
Hangi bayrağın altında yaşamak istiyorlarsa defolup gitsinler. Gitmeyenler ise vatandaşlıktan çıkarılarak deport (sınır dışı) edilmelidir.
#3MayısTürkçülerGünü, milletimizin tarih boyunca sergilediği bağımsızlık iradesinin, diline, kültürüne ve kimliğine sahip çıkma şuurunun güçlü bir sembolüdür. Bu anlamlı günde, başta Nihal Atsız olmak üzere, Türkçülük idealinin yaşatılması uğruna mücadele eden tüm fikir ve dava insanlarını rahmet, saygı ve minnetle anıyor; birlik, beraberlik ve millî şuur içinde geleceğe yürüyen 🇹🇷Türk Milleti’nin 3 Mayıs Türkçüler Günü’nü en kalbî duygularımla kutluyorum.
1915 Ermeni Tehciri’nin dün olduğu gibi bugün de arkasındayız.
Ermeni katliamlarında şehit düşen, ismi bilinen ve bilinmeyen tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyor; tehciri ilk düşünen Şehid-i Âlâ ve Gazi-i Nâmdar Enver Paşa, uygulayan büyük şehit Talât Paşa, Bahaeddin Şakir ve diğer tüm İttihatçı kadroların aziz hatıraları önünde hürmetle eğiliyor, mübarek ellerinden öpüyoruz.
İttihat ve Terakki’nin, eğer bir “suç”u varsa, o da Balkanlar’da yaşadığımız felaketin aynısının Doğu Anadolu’da da yaşanmasını engellemekten ibarettir.
Ecdadımız, Cihan Harbi’nin o büyük kaosunda sadece mukaddesatını, yurdunu, namusunu ve şerefini savunmuştur.
Sarıkamış’tan Çanakkale’ye, Ermeni Tehciri’nden İstiklal Savaşı’na kadar verdikleri her mücadele bizim gururumuz ve başımızın tacıdır; bu tacı sonsuza dek iftiharla taşıyacağız.
Vatanımızdan vatan istemeye kalkıldığı takdirde, karşımızdaki unsur kim olursa olsun, başvuracağımız en hafif tedbir ceddimiz gibi yine “tehcir” olacaktır.
#24Nisan1915