Yüzeysel ilişkilerin ve hızla tüketilen duyguların dünyasında, İbn Hazm bize asıl aramamız gerekeni fısıldıyor: İçimizde zamanın ve mekânın ötesine geçen, ruhumuza dokunp orada sonsuza dek kalmayı seçen o nadide sevgiyi...
Ruhunuza dokunan sevgilerin hiç eksilmemesi dileğiyle.
İnsann duruşndki o pürüzsz sakinlk, kelimelrndki o incelikli tartı hiçbir parann ya da sahte statünn satın alamaycağı kadar pırıl pırıl bir zengnliktr o içindki nezaketi ve o dürüst adabı her şeye rağmen koruyabln o pürüzsz ruhlarn, o incitmektn korkan zarif adımlarn hayranıyz.
.
.
Bir gün gökyüzü denizi çok özler ve ağlamaya başlar, gözyaşları çok sevdiği denizin tenine değer ve deniz sevgilisinin ağladığnı teninde hiseder.
Elinden bişey gelmz ve kendini kıyılara vurmaya başlar.Yağmur yağdığında denizin hırçınlaşması bu AŞK’ tan dolayıdır…
.
.
.
.
"O bana mektup yazardı,
ben ona yazamazdım.
Elin kızının evine mektup mu gönderilir? Ayıptır. Yaşadığı şehirde bir gazete çıkardı, ben o gazeteye şiirler yazardım. Herkes şiir sanırdı; Mihriban bilirdi ki onlar kendisine yazılmış mektuplardı."
Abdurrahim Karakoç
.
.
.
.
Hiç kimsenin neyle mücadele ettiğini bilmiyoruz. Gece uykudan uyandıran derdini, neyle sınandığını, boşluğa bakarken ne düşündüğünü, aynada ne gördüğünü. En gizli dualarını ya da içinde kopan fırtınaları bilmiyoruz.
Herkese karşı 'nazik olmak' zorundayız.
.
.
.
.
Kıskanç ayıbını, kötü fırsatını, cahil kusurunu arar.
İnsan olabilen, sende sadece insanlık arar.
Bütün mesele insan olabilmekte...
Çünkü insanın kalbi neyle doluysa, gözleri de onu görür.
.
.