bir ölünün ardından yapılması gereken sürüyle bürokratik işlem var. mezar yeri ayarlama, ölüm belgesi ibrazları, miras süreçleri, banka bildirimleri, abonelik iptalleri vs. kimsenin buna sesi çıkmıyor… gözleri üç tane dostun pide ayranına dikmişler…
Bugün asgari ücretle iki market çalışanının bir kafede vs. 30-40 kişilik bir nişan organizasyonuna girmesi, giyimi, kuaförü, çekimi olmadan basit ikramlar ve süsleme gibi şeylerle en az 30 bin lira. Onları da katarsan kredi çekmeden, borçlanmadan mümkün değil.
İnsanlar mutsuz olmak için, dertlenmek için evlenmiyor.
Ne güzel olmuş Semt Evi formülü. Tam da bu tür dayanışmaların, bir araya gelişlerin, hayatı ortaklaşa omuzlamanın mekanları zaten.
İmece usulü ikram, yapılabildiyse kuaför, çekim derken aynı töreni borçsuz harçsız, dertsiz tasasız, dostların arasında, Nazım'ın arkadan seyreden gözleri eşliğinde gerçekleştirmişler.
Mutluluğu böyle inşa edersin. Çok anlamlı bir etkinlik. Tebrikler 👏👏
Haluk Levent vakası, toplumun “kahraman” bağımlılığının yol açtığı yeni bir yıkım olarak görülmeli. Dayanışma gibi son derece toplumsal bir eylemin çürüyen bir düzenin kurumlarından alınıp bu kez kerameti kendinden menkul bireylere emanet edilmesi, yurttaşlarımızın karşı karşıya kaldığı çaresizlik ve kuşatmanın boyutlarını gözler önüne seriyor.
Kızılay’a güvenmeyenlerin aslında hiç tanımadıkları bir kişiye sonsuz bir güvenle milyarlar bağışlaması birden fazla düzlemde sorgulanmalı. “Kahraman” bağımlılığı bu düzlemlerden bana göre en önemlisidir.
Siyasetten diğer toplumsal alanlara varıncaya kadar “star” sisteminin yarattığı bu “kahraman”lar, bizzat toplum tarafından giydirilen dokunulmazlık zırhına sığınarak vasatı, cehaleti, zaafları kolayca gizleyebiliyor.
Bu “kahraman”lar çoğu kez kendilerini yaratan mekanizmalar tarafından kısa sürede yerin dibine batırılmakta. Depremzedeler için toplanan paralarla kumar oynamak bayağı ağır bir çürümenin ifadesi elbette. Ancak sistemin Haluk Levent’i tepetaklak indirmesi ne bir arınma çabasının ne de gelişkin ahlaki değerlerin ürünüdür.
“Kahraman”lar doğası gereği gerçeklik algısını yitirir ve çoklukla kendilerine ayrılan sınırların ötesine geçerler. Sistemin onları yerin dibine geçirmesi genellikle çok hızlı ve zahmetsiz bir işlemdir.
Bu konu siyasette özellikle yaşamsaldır. O yüzden, ideoloji önemli, program önemli diyoruz. O yüzden ekip çalışması, kolektivizm diyoruz. O yüzden gelişkin örgüt diyoruz.
İdeoloji geriye çekilmişse, bir gün sağa bir gün sola şirinlik yapılır örneğin ve kimse ses etmez. Program önemsizleşmişse, kişiler her şeyi belirler, itiraz edecek kimse çıkmaz. Örgüt yoksa, “kahraman”lara bağımlı olursunuz. Oysa gerçek “kahramanlar” ideolojilerin ve doğrultusu olan toplumsal hareketlerin ürünüdür. Toplumsal hareketleri ortaya çıkarıp, tarihin akışını değiştiren bireylerin sayısı ise tarihte çok azdır; onlar da son tahlilde koşullar tarafından şekillenmişlerdir.
Halkımız “kahraman”lar yaratıp hayal kırıklığına uğramaktan vazgeçmeli. Bu nedenle çubuğu tersine iyice büküp “kahraman diye bir şey yok” demek bile gerekebilir.
Haluk Levent vakasının siyaset alanında çok daha vahim örneklerine tanık olacağımızdan emin olabiliriz. Burada esas olan “en ahlaklı kişi”yi aramak değil, en yüksek denetim, kolektif akıl ve geliştirici mekanizmaları yaratmaktır.
Al karşına konuş, daha çocuk o vs. Kendine muhalif diyen sanatçı, yazar (küçük burjuva entelijansiya) bile siyasal mücadele ufkundan tamamen uzaklaştı. Yapılan haksızlığa verdikleri tepki, bırakın haksızlığa karşı siyasallaşabilecek bir tepki olmayı, tam aksine egemenin mutlak gücünü ve otoritesini yeniden üreten bir retoriğe sıkıştı. Ülkeyi yöneten adamı ülkenin babası olarak görüyor, ona karşı yapılan her şeyi feodal ahlakın sınırları içinden zaten saygısızlık olarak görüyor, yapılanın suç olup olmadığıyla değil, zaten suç olana verilecek cezanın nevi ile ilgileniyorlar. Küçük burjuva entelijansiya artık Türkiye’de (ve dünyada da) gericiliğin kaleleri haline gelmiştir.
Dost partilere teşekkürlerimizle...
Dünyanın birçok ülkesinden komünist ve işçi partilerinin Ankara’da gerçekleştirdiğimiz NATO karşıtı protestoya dönük müdahale ve gözaltılar nedeniyle yolladıkları dayanışma mesajlarını aldık.
Kısa sürede büyük bir dayanışmayı hissettiğimiz açıklamaların ardından, dost komünist partiler ortak bir dayanışma metnini imzalamaya başladılar.
İmzaya açılan metnin tamamını ve ilk imzacıları kamuoyuyla paylaşıyoruz:
***
TKP'ye ve Türkiye'deki NATO Karşıtı Eylemcilere Yönelik Baskılara Son Verin
Biz, aşağıda imzası bulunan Komünist ve İşçi Partileri, Türkiye Komünist Partisi'nin (TKP) NATO Zirvesi'ni protesto etmek amacıyla Ankara'da düzenlediği gösteriye yönelik olarak Türk makamları tarafından gerçekleştirilen baskıları en güçlü biçimde kınıyoruz.
Polisin gösteriye yönelik şiddetli müdahalesi, eylemcilerin yaralanması ve aralarında bir TKP Merkez Komite üyesi ile sekiz TKP Parti Meclisi üyesi yoldaşımızın da bulunduğu 145 komünistin gözaltına alınması, örgütlenme ve protesto hakkına yönelik kabul edilemez bir saldırıdır. NATO Zirvesi öncesinde başkent Ankara'yı fiilen kapatan gösteri ve toplantı yasakları, NATO'nun savaş planlarının siyasi hak ve özgürlüklerin kısıtlanmasıyla el ele yürüdüğünü bir kez daha ortaya koymaktadır.
Komünistleri susturma girişimleri gerçeği gizleyemez: NATO, dünyanın dört bir yanında halklara savaş, işgal, yıkım ve acı getirmiş saldırgan bir emperyalist ittifaktır. Militarizme, emperyalist müdahalelere ve savaşlara karşı sesini yükseltenler baskılarla sindirilemez.
Türkiye Komünist Partisi'yle, gözaltına alınan tüm TKP üyeleriyle ve NATO Zirvesi'ne karşı tepki gösteren herkesle tam dayanışma içinde olduğumuzu ifade ediyoruz. Gözaltındaki tüm komünistlerin derhal serbest bırakılmasını, haklarındaki tüm suçlamaların düşürülmesini ve NATO karşıtı siyasi faaliyetleri kısıtlayan tüm uygulamalara son verilmesini talep ediyoruz.
Ellerinizi TKP'den çekin! Ellerinizi tüm komünistlerden ve anti-emperyalist militanlardan çekin!
***
İmzacı partiler:
ABD Komünist Partisi
Alman Komünist Partisi
Arnavutluk Komünist Partisi
Bohemya ve Moravya Komünist Partisi
Filistin Komünist Partisi
Fransa Devrimci Komünist Partisi
İspanya İşçilerinin Komünist Partisi
Katalonya Komünistleri
Lüksemburg Komünist Partisi
Macaristan İşçi Partisi
Meksika Komünist Partisi
Norveç Komünist Partisi
Portekiz Komünist Partisi
Rusya Federasyonu Komünist Partisi
Sırbistan Komünistleri
Sosyalizm ve Kurtuluş Partisi - ABD
Suriye Komünist Partisi
Tudeh
Ukrayna Komünist Partisi
Yunanistan Komünist Partisi
ve o hapishanelere kimse düşmesin diye direnen, hapishane idaresi tarafından hastaneye kaçırılan ve antalya şehir hastanesinin zorla müdahale etmesi sebepli aylardır yoğun bakımda olan Gürkan Türkoğlu’nun ailesi bu sabah aranarak evlatlarını son kez görmeleri istendi.
'Çorum Olayları' dediği şey Çorum Katliamı.
Alevilere ve solculara karşı yapılan bir saldırı tıpkı Sivas Madımak gibi.
Madımak'tan farkı ise şu. Dönemin devrimcileri halkı örgütleyip Çorum'daki saldırganlara günlerce silahlarla karşılık veriyor ve daha büyük bir katliamın önüne geçiyorlar. Deniz'in babasının o direnişte birazcık bile payı varsa helal olsun. Büyük adammış.
beta sünni standupçılar:
kadın-erkek ilişkileri, bizim millet çok acayip şakaları, şive ve taklit ucubelikleri.
chad alevi standupçılar:
cb hakaret, devletin egemenlik alametlerini aşağılama, halkın bir kesiminin inandığı dini değerleri aşağılama, anayasal düzeni ortadan kaldırm
kendi gelen adama ters kelepçe takıp görüntü servis etmişler yine. tipik akp mizanseni. çekim açısını beğenmezlerse sahneyi birkaç kez tekrar çekiyorlar. amaç kişiyi ve ilgili eylemi kriminalize etmek, kamuoyuna korku yaymak.
baştan sona yaptığı eylemi sahiplendi. reklamsız, sansürsüz paylaştı. türkiye’ye döneceğini söyledi. cumhurbaşkanı hakkındaki şakasını tekrar yayınladı. kıvırmadı, eğilmedi, bükülmedi. seni doğuran ana desin ki ben aslan doğurdum. imran deniz göktaş yalnız değildir.
Dünyanın en güzel komünizm propagandasıydı! Sevginin emek, iyilik olduğunu deklare eden... Komünizmin insan tarifidir; daha cezbedici, daha zengin olan değil, daha iyi ve daha çok emek veren...