Yeni Yüzyılda Cumhuriyet Olacaksa;
TKP İLE GÖREV BAŞINA!
Türkiye Komünist Partisi tam 106 yaşında, ülkemizi esir alan karanlığı defetmek için mücadele ediyor!
Sesimizin ulaştığı her emekçiyi, yurtseveri ve cumhuriyetçiyi safları sıklaştırmaya, Türkiye Komünist Partisi'nde örgütlenmeye davet ediyoruz.
Yaşasın TKP!
Yaşasın Sosyalist Cumhuriyet!
Dürüst ve iyi yürekli yoldaşımız Senayi Yeşilçinar'ı kaybetmenin üzüntüsünü yaşıyoruz. Yaşına rağmen inşaatta çalışmaktan, hayvanlarına, bahçesine, arılarına koşmaktan erinmedi. Çalışkanlığı, devrimci inadı mücadelemize ışık tutacak.
TKP Diyarbakır İl Örgütü
Eskiyen, çürüyen ve sürekli sorun üreten bu düzen herkesin kafasında sorular oluşturuyor ve insanlık bir arayış içinde. Eskiyen bu düzenin yerini ne alacak?
Gazeteci-Yazar Barış Terkoğlu’nun hazırladığı “Kemal Okuyan ile Söyleşi: Komünistliğin Ne Lüzumu Var?” başlıklı kitabı konuşmak için bir araya geliyoruz.
Konuşmacılar:
Kemal Okuyan TKP Genel Sekreteri
Barış Terkoğlu Gazeteci-Yazar
🗓️13 Eylül Pazar
🕖18.00
📍Bağlarbaşı Kültür ve Sanat Merkezi
Genişletilmiş Cumhur İttifakı cenahı "çözüm" sürecine ve yeni anayasa dayatmasına karşı oluşan her türlü toplumsal direnci "dış kaynaklı ve maksatlı" diyerek yaftalama telaşına düştü.
ABD ve İngiltere öncülüğünde uluslararası sermayenin, Orta Doğu'yu yeni ticaret, enerji, lojistik ve üretim ağları üzerinden yeniden yapılandırması ve bölge ülkelerini etnik ve mezhepsel fay hatları üzerinden parçalamaya girişmesi "dış kaynaklı ve maksatlı"dır.
Türkiye'deki adımların, İran'ı çevreleme veya İsrail'in bölgesel güvenliğini sağlama gibi daha geniş ve yıkıcı senaryolar için bir pazarlık aracı hâline gelmesi, NATO'ya verilen tavizler, ABD'ye teslimiyet "dış kaynaklı ve maksatlı"dır.
Barış ve demokrasi gibi kavramların arkasına saklanarak Türkiye ve bölge ülkelerdeki emekçilerin, çok uluslu tekellerin kâr hırsı uğruna ucuz, güvencesiz, en ağır koşulların dayatıldığı bir iş gücü deposuna dönüştürülmesi "dış kaynaklı ve maksatlı"dır.
Eşitlikçi, laik bir toplumsal düzende Cumhuriyet'in yurttaşları olarak onurla yaşamak yerine, mezhepçi ve Yeni Osmanlıcı bir zeminde güya kardeşlik masalları anlatılması ve Türkiye'nin altına dinamit döşenmesi "dış kaynaklı ve maksatlı"dır.
Türkiye işçi sınıfının sınıfsız, sömürüsüz, laik ve bağımsız Türkiye mücadelesini baltalayacak; bizzat sorunun kaynağı olan emperyalist, kapitalist sistemin çıkarları doğrultusunda yürütülen, ayrışmayı derinleştirecek her türlü süreç "dış kaynaklı ve maksatlı"dır.
Sahte bir "yerli ve milli" söyleminin ardına gizlenerek ülkenin kaynaklarını, geleceğini, bağımsızlık ve egemenliğini emperyalizmin planlarına bağlayan "dış kaynaklı ve maksatlı" süreçlerin karşısında yükselen haklı itirazı yaftalamaya kimsenin gücü yetmeyecektir!
İran’a dönük emperyalist saldırganlık durdurulmalıdır!
İran günlerdir saldırı altında. Trump’ın 7 Temmuz’da Ankara’da yeniden başlattığı savaş son günlerde giderek etkisini artırdı.
Askeri hedef gerekçesiyle yağdırılan bombalar sivil altyapıyı ve yerleşim yerlerini vuruyor, savaşın bedeli İran halkına ödetiliyor.
Trump İran’ın kendisini savunması karşısında “bedelini katbekat ödeyecekler”, “Saddam Hüseyin’e yaptıklarımızı onlara da yapacağız” diye tehditler savururken, bir yandan da ülkenin diz çökmemesi karşısında topyekûn bir savaş için bölgedeki askeri varlığını artırmaya devam ediyor.
Müzakereler sürüyor dense de çokuluslu tekellerin ve sermaye sınıfının kârlarının dış politikaya yön verdiği bir düzende ateşkesten ya da barıştan söz edilemeyeceği, verilen sözlerin tutulmayacağı bugün bir kez daha ortaya çıkmıştır.
7-8 Temmuz’da Ankara’da düzenlenen NATO zirvesinin hızla sonuçlarını vermeye başladığını görüyoruz. NATO’nun yönünü Orta Doğu’ya çevirmesi, İran’a dönük saldırganlığın NATO’nun merkezi gündemine dönüşmesi başta İran olmak üzere bölge halkları için büyük bir tehlike oluşturmaktadır.
Bununla birlikte, Türkiye’nin resmi olarak İran savaşının bir tarafı haline getirilmek istenmesi, ülkemizin güneyinde NATO’ya bağlı bir kolordu kurulması planı ve AKP iktidarının Yeni-Osmanlıcılık macerasıyla bölgenin yağma ve talanına ortak olma girişimleri ülkemizi ve halkımızı sıcak çatışmaların içine çekecek bir felakete sürükleme olasılığını artırmıştır.
AKP iktidarını bir kez daha uyarıyoruz. Ülkemiz hiçbir biçimde, doğrudan veya dolaylı olarak İran’a dönük saldırganlığın bir parçası haline getirilmemelidir.
İran’a dönük emperyalist saldırganlık durdurulmalıdır. Türkiye Komünist Partisi bu emperyalist barbarlık karşısında, İran halkının yanında durmaya devam edecektir.
Ve bir kez daha hatırlatıyoruz: Örgütsüz kalmış bir ülke, savunmasını ve egemenliğini ayakta tutacak kaynaklardan yoksun demektir. Ülkemizin güvenliğini sağlamanın tek gerçekçi yolu halkın örgütlü mücadelesidir.
Madem doğrudan muhatabız...
Şu hayattaki en acınası hallerden biri, İnan Bey'in düştüğü.
Bir gazeteyi, bir siyasi partiyi ve fikir üreten insanları "lak lak etmekle" itham etmenin ülkedeki düşünsel çöle bir kova kum da ben dökeyim demek olması bir yana,
Eleştirdiği öznenin harekete geçirdiği binlerce yurttaşın deprem zamanı ortaya koyduğu çabanın tüm halkın hafızasında tuttuğu yer de bir yana,
Eleştirdiği yayının iki emekçisinin daha yeni NATO gözaltısından çıkıp mesaiye dönmüş olması da bir yana,
İki soL emekçisinin yalnızca birer parçası olduğu binlerce sosyalistin daha yeni NATO zulmüne karşı yasak dinlemeyip sokağa çıktığı ve dalkavukluk gösterisi ortasında ülkemizin onurunu kurtardığı gerçeği de bir yana...
Devrimcilerden fazlası istenebilir. Yetersiz bulunabilir. Ki en fazla bizzat onlar öyle hissediyor zaten.
O yüzden canlarını dişlerine takıp daha fazla uğraşıyorlar. Olduğu, oldurdukları kadar. Bıkmadan, usanmadan, umutsuzluğa kapılmadan.
Kalkıp bu ülkenin örgütlü mücadele veren insanlarına "etliye sütlüye karışmadan lak lak etme" ithamında bulunmaksa, kurnazca kendine değer biçme, en pespaye alkışlar ona gelsin isteme halidir.
İnan Bey toplumun sol siyasete ihtiyaç duyduğunu düşünmüyor. Toplumun ona, onun kutlu zekasına ihtiyaç duyması gerektiğini ima ediyor. Kimse bişeyden anlamıyor, en doğrusunu bir o biliyor, bıraksalar ülkeyi kurtaracak da, devrimcilerin kafası onun kadar basmıyor.
Hadi oradan ya... Az edebinizi takının. Yetersiz geliyorsa, buyrun çabalayın.
Şu acınası pozları bir kenara bırakın.
soL Haber yeni hesabıyla X’te
17 yıldır kullandığımız X hesabımız, NATO Zirvesi’ne giden süreçte tüm ülkeyi bir süreliğine cezaevine çeviren iktidar tarafından Türkiye’de erişime engellendi.
Kamuoyunu, dostlarımızı, okurlarımızı soL’la dayanışmaya çağırıyoruz.
En önemli dayanışma, soL’a abone olmak, bizzat omuz vermektir.
soL’u susturma girişimi başarısızlığa mahkumdur.
Sesimizi yükselteceğiz. Sizin desteğinizle. Hep birlikte.
📍Abonelik: https://t.co/N5rjOWVsCX
📍soL TV X: https://t.co/guQIEHTBF8
📍Facebook:https://t.co/fhDdRGd6Dt
📍Instagram:https://t.co/yyBYMUKEnJ
📍soL TV Instagram: https://t.co/3nm2JGAJCR
📍Telegram: https://t.co/VUxQm7FDaU
📍WhatsApp: https://t.co/JpPmLcDvXO
📍Bluesky: https://t.co/aOM1WoFfeN
📍Youtube: https://t.co/8Srx1FKLUA
soL Haber yeni hesabıyla X’te
NATO Zirvesi’yle birlikte soL Haber, sistematik bir baskıyla karşı karşıya. Yaklaşık 17 yıldır kullandığımız X hesabımız, Türkiye’de erişime engellendi.
Ayrıca, soL Haber hakkında “kamu düzenini bozmayı hedefleyen provokatif paylaşımlar yaptığı” isnadıyla soruşturma başlatıldığına dair iddialar dile getirilmeye başlanmıştır.
soL, bu baskılara karşı hukuki alanda gerekli adımları atmak üzere hazırlıklarına başlamıştır.
soL Haber’e yönelik, “toplumsal kaos amaçlamak” gibi suçlamaların hiçbir gerçekliği olmadığı açıktır. Aksine suçlamayı yöneltenlerin haksızlık ve zayıflıklarını örtmek üzere bu iddialara başvurdukları anlaşılmaktadır.
Kamuoyunu, dostlarımızı, okurlarımızı soL’la dayanışmaya çağırıyoruz.
En önemli dayanışma, soL’a abone olmak, bizzat omuz vermektir.
soL’u susturma girişimi başarısızlığa mahkumdur.
Sesimizi yükselteceğiz. Sizin desteğinizle. Hep birlikte.
➡️ https://t.co/cNqf9iJVWs
“NATO’yla mücadele bir suç değil bir sorumluluktur” demiştik. AKP iktidarı ise, Filistin’de katliam sürerken, İran’a dönük ABD-İsrail saldırganlığının nereye evrileceği belli değilken, Ukrayna’daki savaşın kapsamının genişlemesi gündemdeyken NATO’yu protesto etmeyi suç olarak tanımlamaya çalışıyor.
Bunu kabul etmeyeceğimizi de söylemiştik. Darbelerin, siyasi cinayetlerin, katliamların, işgallerin arkasındaki güçlerden biri olan NATO bakanlık ya da valilik kararnameleri ile temize çıkartılamaz. İnsanlık buna izin vermez, tarihsel gerçekler bu şekilde değiştirilemez.
Bu iktidarın temsilcileri ve yandaşları daha düne kadar 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin sorumluluğuyla ilgili olarak NATO’yu ve batılı emperyalist ülkeleri işaret etmekte, “artık eski Türkiye yok” diye övünmekteydi. Şimdi yine “artık eski Türkiye yok” diyerek ülkenin yurtseverlerini, devrimcilerini, komünistlerini ellerindeki NATO bayrağı ile korkutmaya çalışıyorlar.
Ülkemizin NATO’ya üye olduğu 1952’den bu yana bir değişiklik yok bu düzenin efendilerinin cephesinde. Bir taraftan vatan-millet edebiyatı yapıp diğer taraftan ABD başta olmak üzere emperyalist ülkelerin dümen suyunda bölge gücü olmaya çalışmaktan hiç vazgeçmediler. Biz de emperyalizme ve onun NATO başta olmak üzere bütün kurumlarına karşı mücadele etmekten vazgeçmedik. Gün geldi 6. Filo’ya karşı, gün geldi yabancı üslere karşı, gün geldi yanıbaşımızdaki işgal girişimlerine karşı, gün geldi savaşa karşı durduk, durmaya devam edeceğiz.
NATO zirvesi yaklaşırken tanık olduğumuz pişkinlik, zorbalık ve onursuzluğu kabul etmeyen, sesini çıkaran, eylem yapan herkes, her parti, her örgüt, her kesim Türkiye’nin üzerine yapıştırılmak istenen “kolektif işbirlikçilik” yaftasını yırtıp atmıştır.
TKP’nin dün Ankara’da Kızılay Meydanı’nda “NATO’ya karşı durmak bir görevdir” diyerek gerçekleştirdiği eylemin çok yaygın bir destek bulması iktidarın bütün çabalarına rağmen Türkiye’nin bağımsızlıkçı, anti-emperyalist damarlarının kurutulamadığının kanıtıdır.
Ancak mücadele sürüyor ve bilmeliyiz ki bu mücadele henüz başarının çok uzağında. Düzen partilerinin tamamının NATO’yu meşrulaştırmak için çabaladığı, halkımızın aklına on yıllardır NATO’nun Türkiye’nin güvenliğini sağladığı yalanının sokulduğu koşullarda 85 milyonluk bir ülkede binlerle sayılacak protesto gösterileri düzenlendi diye ya da yasak ve engellemeleri tanımadığımızı bir kez daha kanıtladığımız için rahatlayacak değiliz.
Tarihe ve topluma not düşüyoruz ama asıl görevimiz tarihin akışını değiştirmektir. Türkiye emperyalizmden, çokuluslu tekellerden, sömürüden arındırılıncaya kadar mücadeleye devam edeceğiz.
Ankara’da, Kocaeli’nde, Soma’da gözaltına alınan 145 TKP’linin derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz. NATO’culuğa karşı çıktıkları için gözaltına alınan, tutuklanan tüm devrimciler için de aynı talebi yineliyoruz.
NATO’ya hayır demek değil, NATO’culuk suçtur. Bunu kimse unutmasın.
Polis şiddeti sonucunda yaralanan bütün partili arkadaşlarımıza geçmiş olsun diyor, dayanışma gösteren tüm dostlarımıza teşekkür ediyoruz.
Kemal Okuyan, Tele2 Haber'e konuştu.
"Bu iktidarın Amerikancılığını, NATO'culuğunu biliyoruz ama bizim öngördüğümüzün ötesinde bir Amerikancılık yapılıyor şu an. Bu yüz karasıdır."
Ankara’da “Bağımsız Türkiye” için NATO’yu protesto eden TKP üyelerine dönük polis şiddetinde yedi arkadaşımız kafalarından ağır darbe almış, bazı arkadaşlarımızın kol ve göğüs kafeslerinde kırıklar oluşmuş, bir arkadaşımız kalp krizi şüphesiyle anjiyoya alınmıştır.
Yaralanan ve gözaltına alınan yoldaşlarımızın durumlarını yakından takip ediyoruz. Gözaltılar derhal serbest bırakılsın!
Bugün Taksim'den Dolmabahçe'ye NATO'yu ülkemizde istemediğimizi haykırmak için yürüdük.
Güzel ülkemizi ve geleceğimizi, eli kanlı terör örgütü NATO'nun karanlığından kurtaracağız.
Hep birlikte kardeşçe ve insanca yaşayacağımız bir ülke kuracağız! Bu memleket bizim, kahrolsun emperyalizm!
#natoyahayır
Eli kanlı terör örgütü Nato’tu ülkemizde ve bölgemizde istemiyoruz.
Gittiği her yere savaş, ölüm, yıkım, yoksulluk ve sefalet götüren bu terör örgütüne karşı tüm halkımızı Nato’ya karşı yürüşüye çağırıyoruz.
CHP lideri Özgür Özel Newsweek’ten sonra Financial Times’a da yazdı.
Bilinen yaklaşım sürüyor: AKP’ye güvenilmez, biz NATO’nun çıkarlarına daha uygun bir partiyiz.
Özeti bu.
Bunun bir özet değil, iftira olduğunu söyleyenler çıkabileceği için bir bölüm paylaşalım buraya Özel’in söylediklerinden:
“NATO zirvesinde Erdoğan kendini vazgeçilmez biri olarak gösterecektir. Ancak hiçbir ülkenin stratejik değeri, demokrasisinin yok edilmesiyle artmaz. Türkiye'nin müttefikleri, Erdoğan yönetiminin kendi çıkarlarına oluşturduğu riski net bir bakış açısıyla değerlendirmelidir. Kısa vadeli jeopolitik çıkarlar uğruna otoriter rejimlere meşruiyet kazandırmak tarihi bir hatadır. Bu yaklaşım nadiren istikrar getirir. Çoğu zaman ise ileride hesaplaşma anını daha tehlikeli kılar.”
Daha açık nasıl ifade edilebilirdi ki?
Özel Erdoğan’ın bir gün Moskova’ya, diğer gün Pekin’e de yanaşabileceğini hatırlatarak dikkatli olmaya çağırıyor Batılı ülkeleri.
Bütün bunları “Türkiye siyasetine karışmanızı istemiyoruz” uyarısı telafi etmiyor, etmez. Kaldı ki, bu yazı NATO’nun Türkiye siyasetinde ne kadar ciddi bir ağırlığa sahip olduğunun itirafı olarak da okunabilir.
Türkiye’de düzen siyaseti NATO konusunda mutlak bir uzlaşı içinde. İç politikada bu kadar gerilim varken bu mutabakat şaşırtıcı gelebilir. Ama aslında şaşırtıcı bir şey yok.
İç politikadaki gerilimlerin yarattığı tozu toprağı kenara çekin, karşınıza yine çok güçlü bir mutabakat çıkar: Piyasa ekonomisi. Yani kapitalizm. Yani sermaye egemenliği. Yani sömürü düzeni. Yani yoksulluk, eşitsizlik, adaletsizlik, işsizlik ve kriz üreten toplumsal sistem.
İçerdeki bu mutabakatın ürünüdür dışarıdaki NATO mutabakatı.
Yıllardır “NATO bir savunma örgütüdür” diye beyin yıkadılar. Meğer haklılarmış! NATO Ankara’yı büyük bir maharetle savunuyor. Yalnız iki sorun var: Söz konusu olan emperyalizme karşı mücadelenin başkenti Ankara. Ve de Ankara halkımıza aittir. Sömürücülerin bekçisi NATO’ya değil!
Cumhuriyetçileri, yurtseverleri, NATO’ya karşı ses yükseltmeye çağırıyoruz!
Savaşa, yıkıma ve emperyalist planlara karşı sahipsiz ve çaresiz olmadığımızı göstermek için buluşuyoruz!
İstanbulluları 27 Haziran’da 19.30’da Kadıköy Caferağa Spor Salonu’nda gerçekleştirilecek “NATO onursuzluk ve ölümdür! Yaşasın Yaşam Bağımsızlık ve Sosyalizm” etkinliğine davet ediyoruz.