Sayın Bakan, 20. yüzyılın yoksulluğunu 21. yüzyılın imkânlarıyla kıyaslayıp bugünü başarı hikâyesi gibi sunmak, sorunları çözmek değil, ölçüyü şaşırmaktır.
Ben eğitim fakültesinden mezun olduğum dönemde yılda iki kez, toplam 55-60 bin öğretmen ataması yapılıyordu. Hatta 2001 yılı öncesi eğitim fakültesinden mezun olan öğretmenler 3 tercih yapıp atanıyorlardı sınavsız. Bugün ise gençler yıllarca belirsizlik içinde bekliyor. Eskiye gideceksek daha çok örnek verebiliriz. Ama öğretmenler geçmişe değil geleceğe bakan gençler yetiştirir. Kıstasta eski değil çağdaş bir eğitim anlayışıdır.
Arka arkaya yapılan bu açıklamalar gerçekten düşündürücü. İnsan, “Bu bir iletişim stratejisi mi?” diye sormadan edemiyor. Çünkü aksi hâlde, bir Millî Eğitim Bakanı ve profesörün kurduğu cümleler, makamın ağırlığıyla bağdaşmıyor.
#eğitimbitiyor
2026 verisi henüz gelmedi ama 2025 LGS’de sınava giren öğrencilerin yaklaşık %9’u özel okul öğrencisiyken, 719 tam puanlının 411’i, yani %57,2’si özel okullardan çıktı. Devlet okulları ise adayların yaklaşık %91’ini oluşturmasına rağmen birincilerin yalnızca %42,8’ini çıkarabildi.
Buna “başarı farkı” deyip geçemezsiniz. Bu tablo, parası olanın çok daha güçlü eğitim olanaklarına ulaştığı sistemin eşitsizlik belgesidir.
Eğitimde fırsat eşitliği yoksa sınavda “eşit yarış” da yoktur.
Yav kardeşim ben doktorluk yapamam sen de öğretmenlik. Tamam oturmuşsun hesap kitap yapmışsın, doktorların çalışma şartlarının zorluğunu vs de dillendirmişsin, ki ben de katılıyorum. Ama kalkıp da ötedeki mesleği kendince tahkir edersen haksız duruma düşersin. İnsan gibi derdini anlat.
Doktorluk da öğretmenlik de gayet zor meslekler. Eğer bir kıyas yaparsak öğretmenin de ataması daha zor. Onu be yapacaksın. Sen garanti atanıyorsun. Öğretmen tonla sınava giriyor, mülakatı var. Üstüne özelde doktorlar gayet iyi kazanıyor. Çalışma koşulları da görünür biçimde iyileşiyor. Bizim atanamayan arkadaşlarımız ise özel kolejlerin sömürüsüne açık hale geliyor. Diyeceksin ki eee tıp kazanmak da zor. Tıp kazandığın puanla öğretmenliğe rahat rahat giderdin. Senin üni tercih döneminde de öğretmenlerin koşulları üç aşağı beş yukarı böyleydi. Sen ne yaptın? Daha prestijli olanını tercih ettin. Şimdi de yok jetta’ya biniyormuş doktor diye acite ediyorsun. Benim tanıdığım doktorların hepsi Volvo, Mercedes, Tesla tarzı arabalara biniyor. Böyle kıyas mı olur? Kirada oturan, ev alamayan öğretmen arkadaşım da var, İstanbul’da. Ama evini almış, arabasını almış öğretmen de var. Mesela Volvo’ya binen öğretmen çok azdır ama doktor çoktur.
Sizin sorununuz ne kazandığınızdan öte en çok kazanamayan olmak. Yazık. İşini yap, hakkını ara, vicdanlı insan size zaten destek olur. Antipatik olmayın.
Eğer temmuz olarak tarih şartı koyacaksanız mayıs ayında atanan öğretmenleri neden eylülde göreve başlattınız? Bu gecikmenin bedelini insanlar ailelerinden ayrı kalacak ödüyorlar.
#2023EylülAtamasıAileBirligi
"Öğretmenlik mesleği alarm veriyor"
-Üst dilimdeki öğrencileri eğitim fakültelerine çekemiyoruz, kontenjanlar bile dolmuyor.
-Özel kurumlardaki öğretmenlerin özlük haklarına sahip çıkamıyoruz,
-Alan eğitiminde derinleşmemiz gerekirken milli eğitim akademisi, formasyon gibi yaklaşımlarla daha yüzeysel uygulamaları pekiştiriyoruz.
-Öğretmenlik mesleğinin itibarını el birliği ile yukarı çekmemiz gerekirken, tam tersini yapıyoruz.
Bu durum uzun vadede eğitim sistemimizde büyük sorunlara yol açacaktır...
Bu sabah liseye giden oğlum okula gitmedi. Neden gitmiyorsun? dedim “sınavlar bitti, dersler boş geçiyor” dedi.
Dün akşam okul müdürü bir arkadaşım da “fiilen okullar bugün-yarın kapanır, yoklama alınmaz, çocuklar da gelmez” dedi.
Peki resmi olarak okullar ne zaman kapanıyor? 26 Haziran’da. Daha 2 haftadan çok var.
Peki o zaman neden 26 Haziranda kapanıyor? Madem öyle şimdiden kapansa, fiili durum ile hukuki durum örtüşse olmaz mı? Okul, gidilse de gidilmese de olacak bir yer midir?
Milli Eğitim Bakanının bu yaptığı sadece okula olan saygıyı azaltan bir durum değildir. Bu durum aynı zamanda çocukların/gençlerin hukuk kurallarına bakışını olumsuz etkileyen ve onları kurallara uymamanın normal bir şey olduğuna inandıran bir uygulamadır. Çok büyük bir hatadır. Okul süresi ile başlayan bu “kural tanımazlık” zamanla suç işemenin de, hak yemenin de normal olduğuna inanmanın tohumu olmaktadır.
Yani kısaca bu uygulama “adaletin köküne kibrit suyudur”! Lütfen bu saçmalık düzeltilsin.
Ağrı’nın Hamur ilçesinde görev yapan 27 yaşındaki öğretmen Irmak Ayşe Koparan’ın ölümü sadece bir haber değil; bu sistemin genç öğretmenleri nasıl tükettiğinin acı bir örneğidir.
Yıllarca okuyup sınavlardan, mülakatlardan, AGS süreçlerinden geçen insanlar; sonunda liyakatsiz yöneticilerin mobbingine, baskısına ve değersizleştirilmesine maruz kalıyor. İddialara göre Irmak öğretmen yaşadığı sorunları dile getirdi ama duyulmadı. Çünkü bu düzende çoğu zaman haklı olan değil, makamı olan korunuyor.
Bir öğretmen çocuk yetiştirmek için atanır, psikolojik savaş vermek için değil.
Genç bir öğretmenin daha hayalleriyle birlikte toprağa verilmesine sebep olan bu çürümüş düzen için gerçekten yazıklar olsun.