Ya referandum ya erken seçim!
İki senedir konuştuğumuz her kürsüde, milletimizle temas ettiğimiz her mecrada aynı şeyi tekrarladık:
Terörsüz Türkiye’ye evet; teröristle, katille yol yürümeye hayır.
Terörü bitirmek devletin vazifesidir. Ama terörü bitireceğiz diye teröristi muhatap almak, devlete irtifa kaybettirir.
Bu tutumun milletimizin birliğine ve beraberliğine hiçbir faydası olmayacağı gibi, devlete kaybettirdiğiniz her irtifa terör örgütüne kazandırdığınız mesafeye dönüşür.
Bugün çözüm diye tarif ettiğiniz bu yolun, yarın Türkiye için yeni ve daha ağır bir beka meselesine dönüşmesi kaçınılmazdır.
Biz bunu en başından beri söyledik, bugün de aynı yerde duruyoruz.
Siz milletimizden yönetme yetkisini isterken, seçim propagandanızın merkezine terörle mücadeleyi koydunuz. Muhalefeti terör örgütleriyle yan yana olmakla suçladınız. “Bize yetki vermezseniz teröristleri serbest bırakacaklar.” dediniz.
Milletimizin teröre karşı hassasiyetini, şehitlerimizin hatırasını, analarımızın acısını seçim meydanlarında bir irade talebine dönüştürdünüz.
Milletimiz ekonomik sıkıntısına, geçim derdine, yaşadığı bütün zorluklara rağmen terörle mücadelede ortaya koyduğunuzu söylediğiniz bu iradeye itimat etti. “Devletim terör karşısında taviz vermesin.” dedi ve size bir kez daha yönetme yetkisi verdi.
Şimdi ise milletimizden aldığınız bu yetkinin tam aksi istikametinde bir irade ortaya koyuyorsunuz.
Dün meydanlarda karşısında durduğunuz terör örgütünün elebaşını bugün cezaevinden çıkarmanın; terör örgütü mensuplarını hangi düzenlemelerle affedebileceğinizin, nasıl cezasız bırakabileceğinizin yollarını arıyorsunuz.
Yaptığınızı doğru bulabilirsiniz. Bunun devlet için gerekli olduğunu da sanabilirsiniz. Ancak değiştiremeyeceğiniz bir hakikat vardır:
Milletimiz size bu yetkiyi, bugün yaptıklarınızı yapmanız için vermedi. Seçim sırasında teröre karşı söylemleriniz ve taahhütleriniz için verdi.
Terörle mücadele konusunda ortaya koyduğunuz bu köklü tavır değişikliği, milletin iradesine yeniden müracaat etmeyi zorunlu hâle getirmiştir.
Ya erken seçime gider, “Biz iki yıl önce sizden bu iradeyle yetki aldık ama şimdi politikamızı değiştirdik.” der ve yetkinizi yenilersiniz;
Ya da hazırladığınız düzenlemeyi referandumla milletimizin önüne koyar, milletimizin onayını alırsınız.
Ama milletimize sormadan, milletimizden aldığınız yetkinin tam tersini yapamazsınız.
⚠️ Eski MHP Milletvekili ve Ülkü Ocakları Genel Başkanı Atila Kaya’dan milletvekillerine çağrı:
• Türklüğe zerrece aidiyet hissediyorsan; partini, liderini onun üzerine çıkartma!
• Türk milletinin geleceği, onlardan değersiz değildir!
• Sadece bir Türk olarak karar ver!
• Türk egemenliğine kastedenlere diren!
• Emellerini de tasarılarını da reddet!
Ben de MHP'liydim...
Mhp Apo'cu olmadan önce!
Oradaydım, tüm ülkücüler gibi Mhp'de ülkücülük ve ülkücüler varken.
Türkeş varken de ''Türkeş İdeallerine'' sırt çevrilmeden önce de oradaydım.
Mhp'liydim, başındakiler teslim alınmamışken, iktidarın yancısı, payandası, ayakçısı olmadan önce.
Parti ve teşkilatlar Türk Milletinin derdiyle dertlenirken oradaydım.
Yönetenlerin pusulası şaşmamışken!
Ben Mhp'deyken her şehit haberinde şehit ailesinin evine düşen yangın bizim de evimize, ocağımıza düşerdi...
Ocak demişken;
Ben Mhp'deyken ocaklarda görev yapan kardeşlerimizle birlikte şehit cenazelerinde yeri göğü inletir, intikam yeminleri edilirdi.
Biz Mhp'deyken şehit çocuklarının gözyaşlarını silmek bize düşerdi.
Ve ben Mhp'deyken aynı duygulara sahip bir çok Kürt kökenli ülküdaşımız vardı. Hiç birisi Apo'cu değildi, Pkk sevici de değillerdi.
Ben Mhp'deyken;
Mücadelemiz her türlü emperyalizme karşıydı.
Devlete ve millete kurşun sıkanlar düşman bilinirken Mhp'liydim...
*
1 Aralık 2012 Yılında Devlet Bahçeli'nin 17 Ağustos 2012 Tarihinde PKK’lı Militanlarla Kucaklaşan Biri Bağımsız, dokuzu BDP’li 10 Milletvekili Hakkında Düzenlenen Fezleke hakkında yaptığı basın açıklamasında:
''PKK terör örgütü, hiçbir insani ve vicdani kaygı taşımadan gerçekleştirdiği silahlı eylemlerinin yanı sıra, değişik vasıta ve imkânlarla propaganda zeminini canlı ve diri tutmanın arayışındadır.
Buna katkı ve destek vermek maksadıyla hazır kıta bekleyen, İmralı ve Kandil talimatına dikkat kesilmiş karanlık bir ittifakın varlığı hepimizin malumudur.
Özellikle 17 Ağustos 2012 tarihinde, Hakkâri’nin Şemdinli İlçesi Bağlar Köyü yakınlarında, biri bağımsız, dokuzu BDP’li, 10 milletvekilinin teröristlerle kucaklaşması ve militanlarla milletvekillerin hasretle birbirine sarılması küstah bir meydan okuma olarak milli vicdanları infiale sürüklemiştir.
Anaları ağlatan, gencecik evlatlarımızı şehit eden insanlık fukaralarının gülücükler eşliğinde sevgi gösterilerinde bulunmaları Türk milletine ağır bir hakaret olduğundan asla unutulmayacaktır.'' dediği zamanlarda ben de Mhp'liydim.
İşte bütün bu yapı ve karakter değişikliklerinden sonra, orada olmanın Ülkücülük, milliyetçilik yapmanın mümkün olmayacağını gördüğüm için orada ve onlarla değilim.
Sayın Hazine ve Maliye Bakanı,
“Zorlu küresel ve jeopolitik koşullara rağmen dezenflasyon devam ediyor.” diyorsunuz.
O hâlde millet adına biz de soruyoruz:
TÜİK, Temmuz ayı enflasyonunu aylık %1,78, yıllık ise %31,75 olarak açıkladı.
Şimdi bu tabloya hangi başarı hikâyesini sığdıracaksınız? Hangi rakamlarla milleti ikna etmeye çalışacaksınız?
Çünkü milletin yaşadığı gerçek bambaşka…
Bugün Avrupa Birliği’nde enflasyon ortalama %2,9, OECD’de %4,6, Türk Cumhuriyetlerinde yaklaşık %5, Müslüman ülkelerde %5-7, Afrika ülkelerinde ise %7-8 seviyesinde.
Türkiye ise %31,75 ile bu grupların tamamından açık ara daha yüksek enflasyona sahip.
Madem sorun küresel ve jeopolitik gelişmeler…
Avrupa da aynı küresel ekonominin içinde değil mi?
OECD ülkeleri aynı belirsizliklerle karşı karşıya değil mi?
Türk Cumhuriyetleri aynı bölgesel riskleri yaşamıyor mu?
Aynı dili ve tarihi paylaştığımız Türk Cumhuriyetleri enflasyonu tek hanede tutabiliyor. İç savaşların, kuraklığın ve tedarik zinciri krizlerinin yaşandığı birçok Afrika ülkesi bile Türkiye’den daha düşük enflasyonla mücadele ediyor. Hatta savaşın yıktığı Suriye’de bile enflasyonun Türkiye’nin altında olduğu bir tabloyla karşı karşıyayız.
O hâlde millet adına bir kez daha soruyoruz:
Sorun gerçekten dış güçler ve küresel gelişmeler mi, yoksa yıllardır sürdürülen yanlış ekonomi yönetimi mi?
Yıllardır Türkiye’nin dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına gireceği söylendi.
Ne yazık ki bugün dünyanın ilk 10 ekonomisi arasında değiliz. Ama enflasyonda dünyanın en yüksek oranlarına sahip 5. ülkesiyiz.
Bunun adına başarı değil, ekonomik başarısızlık denir.
Enflasyon kader değildir.
Türkiye’yi Avrupa ekonomileriyle değil, kriz yaşayan ülkelerle kıyaslanır hâle getiren; üretimi değil rantı, öngörülebilirliği değil belirsizliği besleyen ekonomi politikalarıdır.
Millet TÜİK’in açıkladığı rakamlara değil; boşalan pazar filesine, küçülen sofraya ve her ay biraz daha eriyen maaşına bakıyor.
Sayın Bakan, siz dezenflasyonu anlatıyorsunuz; millet ise hayat pahalılığını yaşıyor.
Siz istatistiklere bakıyorsunuz; millet kasadaki fişe bakıyor.
Ortada bir başarı hikâyesi yok.
Ortada, her geçen gün derinleşen bir geçim krizi var.
Cephede görev yapmış savaş muhabiri, Ergenekon kumpasında hüküm giymiş, inandığı değerlerden taviz vermemiş Türk milliyetçisi Vedat Yenerer'i rahmetle uğurluyoruz.
Allah rahmet eylesin. Ailesine, sevenlerine ve dava arkadaşlarına sabır diliyorum. Mekânı cennet, ruhu şad olsun.
NATO'nun güney kanadını Türkiye koruyor.
Ama Türkiye'nin sınırındaki terör tehdidi görmezden geliniyor.
Sınırımızı tehlikeye atanlara silah verip sonra Türkiye'den güvenlik için destek istemek...
Bu bir müttefiklik değil; çifte standarttır!..
@barisssn Hatalarda ısrar etmeye duygusal da davranmaya gerek yok,İrfancan Fred Oğuz acilen satılmalı net bir santrafor lazım kapalı savunmaları açabilecek kanatlara ihtiyaç var
@t24comtr Adami tanimiyoruz karari tanimiyoruz dedi sonra Kemal kilicdaroglunu arayip genel baskanligini kabul etmis olacakki kurultay talebinde bulunuyor
Türkiye Cumhuriyeti’ne yapılmış en büyük kötülük 50+1 sistemidir… Kontrolü altındaki yüzde 10’luk oy sayesinde PKK ve Apo rejimin denge noktasına oturdu… Artık iktidarda kalmak isteyen de iktidara gelmek isteyen de o oyu yok sayamıyor…
Rejimin bu zaafını iyi okuyan PKK ve onun marabalığını üstlenmiş kimi radikal sol, ülkenin bu yumuşak karnından yararlanarak elde ettiği yarı dokunulmazlığın keyfini çıkarıyor…
Bugün futbol sahalarından üniversitelere, meydanlardan televizyonlara kadar serpilen, şımaran, öz güven patlaması yaşayan ve gittikçe küstahlaşan sosyolojinin en önemli motivasyon aracı yani ‘muhtaçlık ilişkisi’ maalesef gerçektir…
Başkentteki bir devlet üniversitesinde o devletin bayrakları bile düşmanlığın hedefi hâline gelebiliyorsa, buradaki en büyük cesaret kaynağı, bu virüslerin palazlanacağı ortamı yaratan siyasî ve sosyal iklimdir…
Şunu da not edelim: Artık iletişim kaynakları eskisi gibi sınırlı ve kontrollü değil… Halk herşeyi görüyor ve biriktiriyor… Şu örnek bile çok şeyi anlatmaya yeter: Daha düne kadar sınırlı sayıda milliyetçinin kutladığı 3 Mayıs Türkçüler Günü’nün ilgi ve kapsama alanı hızla büyürken, bu yıl profesyonel liglerdeki pek çok futbol kulübünün kutladığı bir alana yayıldı… Geçen yıl bu kadar değildi meselâ…
Gittikçe büyüyen bu refleksi nasıl okumak lâzım? Siyaset kurumunun Amedspor’u tebrik yarışına girdiği saatlerde Trabzon’daki statta İzmir Marşı çalarken, Elazığ’daki statta binlerce insan “Birileri var”a eşlik ediyor… Erzurum, Bursa , Sivas ve bir çok şehrimizin futbol takımı halkın hissiyatına uyarak Türkçüler Günü’nü kutluyor…
Ülkede terörizmin şımarıklığına karşı kitlelerin tepkisinin artacağına dair çok önemli işaretler bunlar… Apolitik çevrelerde bile hassasiyet hızla gelişiyor, gelecek kaygısı insanları tavır koymaya, tedbir alması gerekenlere karşı kızgınlığa zorluyor…
50+1 sistemi, devlete ve millete kaybettirmekle sınırlı kalmayacak, ona ulaşmak için her türlü tavizi veren, “O ne veriyorsa ben iki mislini vereceğim” taahhüdünde bulunan sağlı sollu herkese kaybettirecek gibi duruyor…
Unutulmasın ki iktidar, en büyük oy kaybını birinci çözüm sürecinin sonunda yaşamıştı… Bugün de şehirlerde artan sözde sivil taşkınlıklar ve kürsülerden akan ihanet ağızları, devlet gücünün ve yasaların caydırıcılığıyla karşılaşmadıkça daha da azacaktır… O da tepkiyi kılcallara doğru taşıyacaktır…
3 Mayıs;hücrelerde, tabutluklarda, aylarca hürriyetsiz yaşamış Türkçülerin şeref madalyasıdır.
3 Mayıs bir uyanıştır.
Kim olduğumuzu, nereden geldiğimizi ve neyi savunduğumuzu hatırlatan gündür,
Taş kırılır, tunç erir ama Türklük ebedidir,
#3MayısTürkçülerGünü kutlu olsun