“Pazarlama yine çöp lead göndermiş”
Bu söz söyleniyorsa o şirkette satış pazarlamayı sadece “logomuzu gönderir misin” olarak görüyordur
Enerjinizi diğer takıma laf yetiştirerek veya onun size söylediği bir cümleyi analiz ederek harcamayın
Müşteriyi analiz etmeye harcayın
Uçan kuşa, dağa taşa, önüne gelene satış yapmaya çalışanlar… hedef kitleleri nefes alan herkes.
Ne kadar çok kişiye ulaşırsam o kadar çok satarım yanılgısı var maalesef.
Günde 500 kişiye mesaj atıp “biri elbet yanıt verir” demek satış stratejisi değildir, sadece gürültüdür
Limit dolduğunda ne olacağı, fiyatlandırma, upgrade akışı gibi dinamiklerin hepsi trial/plan başlamadan net olmalı. Sona geldiğinde kullanıcıyı şaşırtan her ürün, o kullanıcıyı kaybediyor
Müşteri formu mu mülakat başvurusu mu belli değil.
Amaç, kullanıcıyı yormadan, mümkün olan en kısa sürede temel bilgileri alıp iletişime geçmek olmalı. Ama formlarda öyle sorular var ki, insanı formu doldurmaktan vazgeçiriyor
Bir siteye giriyorsunuz, hizmet veya bilgi almak için formu dolduruyorsunuz
1. soru: Şirket Adı
2. soru: faaliyet alanı
3. soru: Şirkette kaç kişi çalışıyor?
4. soru: Unvanınız
…
Şirket adını zaten yazmışız, bir zahmet Google’a iki saniye yazıp ne iş yaptığımıza baksanız 🤷♂️
6. Güven ilkesi
DoorDash, L'Oreal, Dropbox, Zendesk gibi dev markaların logoları güven mesajını bilinçaltına işliyor.
Hemen üstündeki 100.000'den fazla organizasyon bize güveniyor yazıyor. Bu sayı + logo kombinasyonu etkili.
Calendly’nin websitesi neden canavar gibi?
1. Net ve değer odaklı başlık (value proposition)
"Easy scheduling ahead"
Ne işe yaradığını hemen anlıyorsunuz.
"Randevu oluşturma yazılımı" demiyor.
Karmaşık terimlerden uzak, doğrudan sunduğu ana faydaya odaklanıyor.
5. Ekran görüntüsü
Sağ taraftaki panel sadece statik bir ekran görüntüsü değil. Ürünün en can alıcı problemi nasıl çözdüğünü gösteriyor.
Calendly buna çözüm sunduğunu söylüyor ve hatırlatmalar, takip e-postası akışları otomasyon vurgusunu çok yalın bir tasarımla kanıtlıyor.
4. Risk azaltma
"No credit card required"
Kredi kartı gerekli değildir ifadesi kullanıcın kafasındaki "Benden gizlice para çekerler mi?" korkusunu yok ederek deneme motivasyonunu artırıyor.
3. Sosyal giriş butonları ve CTA (Call-to-Action)
"Sign up with Google" ve "Sign up with Microsoft"
Kayıt olma sürecindeki en büyük engel olan form
doldurma aşamasını tamamen ortadan kaldırıyor.
Şimdi başla demiyor, tek tıkla gir diyor.
2. Sosyal kanıt
"Join 20 million professionals who easily book meetings with #1 scheduling tool."
Ne işe yaradığını anlatıyor (meeting booking)
Ölçeği gösteriyor (20 milyon kullanıcı)
Liderlik iddiası koyuyor (#1)
@NightmaresTown 1. App Store açıklamasına tek tek şunları düzelttik diye yazardım.
2. Eski 1 yıldız yorumlara tek tek cevap verip “biliyoruz seni üzdük daha önce ama şimdi bu sorun çözüldü, tekrar dener misiniz?” iletişimi yapardım.
Müşterin sosyal medyada ne konuşuyor ve sen o sohbetin bir parçası olabiliyor musun?
Markalar sosyal medyayı genellikle tek yönlü bir kanal gibi kullanıyor: ürün paylaş, kampanya duyur, vitrini parlat.
bunları yapmakla hedef kitleyle anlamlı bir bağ kurmak aynı şey değil.
Her trend size uygun değil. Her akım markanız için fırsat değil. Her viral içerik katılmanız gereken bir sohbet değil.
Bazı markalar bunu çok doğal yapıyor. Mesela Ryanair'in kendi kusurlarını sahiplenip kendiyle dalga geçmesi işe yarıyor
Ama her konuşmanın içine girmek zorunda değilsiniz. Bu, "trende katılayım da ne olursa olsun" mantığıyla yapılırsa cıvıklaşıyor, hatta markayı komik duruma düşürebiliyor.
fark, dinleme kısmında başlıyor. Burada kastettiğim markaya gelen mention'lar, sorular, şikayetler değil. Hedef kitlenin o an zaten konuştuğu şeyin içine girebilmek. kültürel gündem, trend topic'ler, sosyal medyanın o anki nabzı.