Bu fotoğraf, peşinizi hiç bırakmayacak!
-Bir sendika genel başkanının barışçıl bir toplu eylemde, bir hak arama eyleminde şiddet kullanarak gözaltına alınmasının fotoğrafı -
Ters kelepçe işkenecedir!
Çalışma Bakanı olarak peşinizi hiç bırakmayacak, sizin siciliniz olarak hep anılacak, emin olun @isikhanvedat@egitimsen@KemalIrmak_
3 GÜNDÜR AÇLIK GREVİNDE OLAN ARKADAŞLARIMIZ YERALTINDAN ÇIKTILAR!
Tek bir madenciyi geride bırakmayacağız dedik. BIRAKMADIK!
Hakkımızı patronlara yedirmeyeceğiz dedik. YEDİRMEDİK!
Copla, gözaltıyla, tehditle, kurşunla bizi yıldırmaya çalıştılar. Ailelerimizle birlikte direndik. VAZGEÇMEDİK!
1200 metre yer altında da, yer üstünde de direndik.
Zafer direnen madencinindir! Zafer bizimdir!
Eğitim-Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, ters kelepçeyle gözaltına alındıktan sonra serbest bırakıldı.
Irmak, TÖS’ün ilk başkanı Fakir Baykurt’un şu sözlerini hatırlattı:
“Ağa çocuğunun hep ağa olmadığı, yoksul çocuğununda hep yoksul kalmadığı bir dünya için mücadelemiz”
Mutlaka biz kazanacağız!
Bugün yaşanan saldırılara dair açıklamamızdır.
Başaran Aksu:
“Çocukların, kadınların ve işçilerin olduğu yerde iki ayrı silahtan üç kez ateş açıldı. Bu saldırı Özem Maden işçilerine, ailelerine ve çocuklarına değil, bütün işçi sınıfına yönelmiş bir saldırıdır. İşçilerin alın terini gasp edip hak arayan ailelerin üzerine silah ve çete gönderenler bilsin ki bu direniş büyüyecek, bu arkadaşlar kazanacak, bütün Türkiye bunu görecek.”
#KiremitçiyeHuzurYok
Madende açlık grevine başlayan madenciler, yukarıya seslendi:
"Yer üstünde çok çabaladık ama bir sonuç elde edemedik. En sonunda kendimizi yer altına kilitledik. Buradaki arkadaşlar aylardır ne kirasını ödeyebiliyor ne de borçlarını...Sesimizi duyun artık! "
🎥 Halk TV
Ferdi, direnişin öncülerinden babası kanser hastası tedavi dışındaki zamanlarını direnişte olan oğlu ve arkadaşlarıyla dayanışmaya geliyor, defalarca gelme dememize rağmen..
Bizi yenemeyeceksiniz
Uyumayın!
Bu gece yatağa başını koyduğunda uyuyamayan iki kişi daha var çünkü: Tayfun Kahraman ve kızı Vera.
Tayfun, şuan tek kişilik hücresinde ışığı kapatmış, gözleri tavanda, karanlıkta kızını düşünüyor. Kavuşamamanın verdiği yürek acısıyla.
Ya Vera…
Babasının yanında olmasının güven duygusunun yokluğunda ürkek bir serçe gibi…
Vera, henüz 3 yaşındayken babası ondan koparıldı. Şimdi 7 yaşında. Dört yıl geçti. Vera babasız büyüyor…
Biliyor musunuz, Vera babasının evdeki halini hiç hatırlamıyor. Hem de hiç. Bir çocuğun, babasını evde nasıl güldüğünü, nasıl sarıldığını, sabah kahvaltısında nasıl oturduğunu unutmasının ne demek olduğunu hiç düşündünüz mü?
Vera’nın hafızasında babasına dair kalan tek yer, ayda bir kez gittiği Silivri Cezaevi’nin soğuk görüş salonu. Babasını özgür bir insan olarak değil, demir kapıların ardında hatırlıyor.
Siz bir çocuğun uyuduğunda düşlerinin bile özgür olamamasının ne demek olduğunu bilir misiniz?
Ve Vera, artık Silivri Cezaevi’nden nefret ediyor.
7 yaşındaki bir kız çocuğu için cezaevi yolları, o zindan havası artık çok ağır geliyor. Bir çocuğun yüklenmemesi gereken kadar ağır…
Adaletsizlik, en çok bir çocuğun sessizliğinde büyüyor.
Uyumayın; Anayasa Mahkemesi kararının açıklanması ve uygulanması için Vera’nın sesi olun!
Aslında hepimiz çok safız!
Evinden çıkıp, mutlak butlan kararıyla hiçbir hicap duymadan Genel Başkan koltuğuna oturan şahıstan;
hala tüzük,yönetmelik,Siyasi Partiler Kanunu vb’ye uygun davranmasını bekliyoruz!
Çıplak Arama İnsanlık Suçudur!
İBB Davası’nda savunma yapan Medya AŞ Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker:
Polis 'Altımı indirip çamaşırımı da indirmemi söyledi. "Cinsel organını aç, arkanı dön ve eğil'' dendi bana.
İnsanların onurunu, gururunu kırmak için yapılıyormuş gibi geliyor. Yapan utansın, ben utanmıyorum!
Amerikancılığın yeni adı “devlet aklı”
Aslında Türkiye’de devlet aklı olarak ifade ederek bir derinlik ve mistik bir gaye katmaya çalıştıkları, beka ile süslenmiş olan her şeyin yerine ABD başta emperyalist güçleri düşünmek gerekiyor
https://t.co/wmECUPW647
Bir yıl önce yayınlanmış bu makale de, ben yeni gördüm. ''Geç olsun güç olmasın'' derler ama, daha erken göreymişim iyiymiş.
Behlül Özkan: Erdoğan CHP'de Kılıçdaroğlu'nu istiyor, Kılıçdaroğlu da bu planla işbirliği yapıyor
https://t.co/OC4kkKEqal
Bir gazetecinin 75 gün tutuklu kalmasına sebep olup, ilk duruşmasında delillerin toplanmadığını söyleyerek tutukluluğun devamını talep eden savcıya görevi ihmalden soruşturma açıldığı gün; ülkeye hukuk gelmiş olacak.
Bu makaleyi pek çok kez paylaştım; yeniden paylaşıyorum. Bence Türkiye'nin yakın tarihine ve otoriter rejimler literatürüne dair son yılların en önemli (ve en öngörülü) çalışmalarından biri.
@BehlulOzkan ın ana argümanı şu: Kılıçdaroğlu Erdoğan’a karşı yarıştı, ama Erdoğan’ın kontrol ettiği devletle çatışmaktan kaçındı. Erdoğan ile devleti ayırdı. Erdoğan’ı hedef aldı, devleti ise tarafsız, hakem, düzen kurucu ve sonunda iktidarı kendisine teslim edecek bir merkez olarak düşündü. Yani Kılıçdaroğlu otoriterleşmenin yalnızca bir mağduru değil, o rejimin içinde fırsat arayan ve onun oyun planına sık sık uyum sağlayan bir aktör oldu.
Makalenin kilit kavramı “collaborationism./işbirlikçilik”. Rejime tümüyle katılmadan, onun kurduğu oyunu bozmadan, kritik anlarda düzen ve istikrar adına rejimin ihtiyaç duyduğu muhalefet tipine dönüşmek. Makale bunu Gezi, 7 Haziran 2015 sonrası hükümet kurma süreci, HDP dokunulmazlıkları, 2017 referandumu, Adalet Yürüyüşü, Altılı Masa ve 2023 adaylığı üzerinden gösteriyor. Kılıçdaroğlu’nun temel refleksi kitleyi mobilize etmek değil, krizi soğutmak. Sandığı korumak değil, meşruiyetini devlet katında ispatlamak. İktidarı almak değil, iktidarın kendisine devredileceği “uygun zamanı” beklemek.
Mutlak butlan meselesine bu makalenin içinden bakınca tablo çok net. Kılıçdaroğlu bunu sıradan bir parti içi iktidar kavgası olarak değil, devletin veya hukukun kendisine yeniden rol verdiği bir “düzen kurma” anı olarak okuyor. Çünkü makaleye göre onun siyasal formasyonu seçimle yenilgi aldıktan sonra tabandan yeniden güç üretmek değil, uygun koşullar oluştuğunda “göreve çağrılmak.” Bu, tam bir bürokratik habitus.
Bu yüzden mutlak butlan ona sadece geri dönüş fırsatı vermiyor. Onun kendi siyasi benlik anlatısını da doğruluyor. “Ben kaybetmedim, koşullar uygun değildi.” “Parti krize girdi, ben düzeni sağlayacağım.” “Meşruiyet sandıktan değil, hukuki süreklilikten geliyor.” Çünkü onun siyaset anlayışında meşruiyetin ana kaynağı mücadele eden toplum değil, düzeni temsil eden devlet aklı.
https://t.co/yjVJ6WAV6Y