Doç.Dr./Associate Prof.
ITU Ses Eğitimi/Voice Training
THM Repertuarı/TFM Repertoire
PhD_Musicology and Music Theory, Performance, Gender, Field Theory
“Nicelik yarışı, akademik alanı bir pazar yerine dönüştürmüş durumda. Sadece ücretli makale basan dergiler, başkaca ülkelerden katılımcıların olmadığı uluslararası kongreler, piyasacı yayınevleri akademiyi kuşatmış durumda.”
Bahattin Cizreli yazdı:
https://t.co/Dh03mPNQrH
halimiz budur: “Akademideki karşılığı şudur: ‘Neden araştırıyorum?’ sorusu unutulmuş, yerini ‘Nasıl daha çok yayın yaparım?’ sorusuna bırakmıştır. Akıl artık özgürleştirici bir güç değil, gücü elinde tutanların verimlilik planlarına hizmet eden teknik bir araçtır.”
Akademinin entelektüel merak mektebi yerine makale üretim bandına dönmesini eleştiren bu harika yazının akademik (dizin, atıf) bir karşılığının olmaması da yazının mesajına dahil.
"Misafirliğe gelen 3 yaşında çocuk elindeki telefonu fırlattı ve televizyonumuz kırıldı.
Babası özür dilemek şöyle dursun bu kırdığı dördüncü telefon ikinci de televizyon diye pişkin pişkin güldü.
6 yaşındaki çocuk pazar tezgâhındaki dolmalık biberleri parmağıyla tek tek popit gibi deldi, pazarcı ardından ürünleri tek tek ayıklayıp kaldırmak zorunda kaldı ve annesi bir kere bile yapma demedi.
Evimize gelip tuvalete çocuğunun peşinden "özgüveni kırılır" diye gitmeyen anne sayesinde, çocuğun batırdığı banyoyu ben temizledim.
Elinde kıyır kıyır elmalı kurabiyeyle evin içinde dolaşan çocuk için "örtü sereyim de öyle yesin" dedim. Annesi "Oturup yemez ki" diyerek omuz silkti.
Komşu çocukları bahçe aydınlatmalarını kırıyor. Söyleyince, "Çocuğumdan daha kıymetli değil" karşılığını alıyorsun.
Sorun çocuklarda değil. Sorun, kitap okumayan, pedagojiden bihaber ama Instagram'da izlediği iki videoyla kendini "çocuk ruhundan anlayan ebeveyn" ilan eden yetişkinlerde.
Neymiş efendim, çocuk özgürmüş, keşfederken engellenmezmiş, hayır denmezmiş, yoksa özgüveni kırılırmış.
Peki hangi psikoloji, hangi din, hangi kültür, hangi örf bu vurdumduymazlığı meşrulaştırıyor?
Yeni bir akım ortaya çıkardılar: "sorunlu davranışları özgürlük sanan bir ebeveynlik"
Disipline "travma", sınır koymaya "baskı" adını verdiler bir de...
Çocuk merkezli olmak; her şeyi çocuğa bırakmak değil, onun iyiliği için sağlıklı sınırlar çizebilmektir.
Özgürlük; başkasının hakkını çiğnemek değil, saygı duyarak var olabilmektir.
Ebeveynlik; sadece sevmek değil, yön gösterebilmek ve sorumluluk vermektir.
Çocuklarımızı özgürleştiriyoruz sanırken, aslında onları ölçüsüzlüğe teslim ediyoruz.
Topluma, hayata, başkasının varlığına karşı duyarsız bireyler yetiştiriyoruz.
Ama unutmayın, çocuklar her zaman öğrenir. Ya sorumluluğu ya sorumsuzluğu...
Ve çoğu zaman derslerini öğretmenlerinden değil, ebeveynlerinden alırlar.
O yüzden mesele çocuk değil. Mesele aynaya bakmayı reddeden yetişkinlik."
Şeyma Çekici
Çanakkale Zaferi'nin 111. yıl dönümünde Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü, bu vatan uğruna can veren, canını ortaya koyan ecdadımızı saygı, sevgi ve minnetle anıyorum. Bu aziz vatanı korumak, farklılıklarımızda birleşmek hepimizin görevidir. #ÇanakkaleGeçilmez
Şerif Gazi, Çanakkale Savaşı’nda Gazi Mustafa Kemal Atatürk ile olan anılarını anlatıyor:
“Korkmayın dedi. Silkeleyeceğiz dedi. Hakkatende korkmadık, hepsini silkeledik!”
🇹🇷 #18MartÇanakkaleZaferi
@alioktay24@ulasyagmurr@rz_yldrm Rıza hocayla konuyla ilgili görüşmüştüm kıymetli dostlar. Şu anda İTÜ'de görev yapmaktayım. Hocayla iletişimdeyiz. Teşekkür ederim ilginiz için🌺
Epstein konusu bir avuç kapitalistin, aşırı zenginleşmesinden dolayı "insan"a aşırı yabancılaşarak, insanlıktan çıkmış fantezilerinin ifşası. Birazcık kitap okuyan biri yani soyut düşünmeyi geliştirmiş biri, böyle vakaların her dönemde, her yerde olmuş ve bundan sonra da olabileceğini bilir. Çünkü böyle bir şey ancak sınıflı bir toplumda olabilir. Yani insanın insan üzerindeki egemenliği.
Bir avuç ultra zengin, servetleri sayesinde insanlıktan o kadar kopuyor ki, insanları eşya gibi görüyor. Bu yabancılaşma, aşırı zenginliğin doğal sonucu. Para o kadar çok ki, artık hiçbir sınır, hiçbir ahlak, hiçbir empati kalmıyor. Yasalar, adalet, vicdan hepsi satın alınabilir hale geliyor. Tarihe bakınca aynı şey hep var. Sınıflı toplumlarda egemen sınıf, ezilenler üzerinde her türlü hakkı kendinde görüyor. Roma'da patrisyenlerin kölelerle yaptığı, feodal lordların serflerle yaptığı, sömürgeci beylerin yerlilerle yaptığı. Bugün Epstein'ın yaptığı da aynı mantık. Servet = dokunulmazlık = insan üzerinde sınırsız egemenlik hakkı. Bu sapkınlık bireysel bir sapma değil, sistemin ürettiği bir sonuç. Eşitsizlik ne kadar derinleşirse, bu tür iğrençlikler o kadar normalleşir. Sınıfsız, eşitlikçi bir toplum olmadıkça, güç ve para birikimi insanı insan olmaktan çıkardıkça, bu tür vakalar bitmeyecek. Sadece şekil değiştirerek devam edecek.
‘İnsaniyetten geriye kalan, yani yok olmakta direnen her ne ise, üstüne bir şey inşa edilebilecek olan da kesinlikle odur’ diyor Terry Eagleton. Dünya bir ‘Karanlık Çağ’a girmiş görünüyor, diyorum ki insaniyetten geri kalan, yani yaşama ve direnme iradesi gösteren her şeyi, kimlik kağıdı sormaksızın sahiplenelim. İnsanı aziz bilelim, hayatın tanığı olalım. ‘Yaşadım ben, kötülükle savaştım, şahit olsun buna insanlar’ diyebilmek için, aşk ile evvela diyelim, ‘şahidiyim ben, kendi hayatımın’.
“I am enough of an artist to draw freely upon my imagination. Imagination is more important than knowledge. Knowledge is limited. Imagination encircles the world.”
― Albert Einstein
Lyon'da kaydını yaptığımız Miasin albümünden sözlerini yazdığım, melodisini ise Caroline'in oluşturduğu müzik fikirlerinin üzerine yaptığımız Aşk adlı eserimiz. Ters köşe🤗🥰https://t.co/TmAPyMVXK2
Kıymetli dostlar,
22 Kasım Cumartesi günü, saat 19.00'da Mustafa Saffet Kültür Merkezi'nde gerçekleşmesini niyet ettiğimiz açıklamalı ve sinevizyon eşlikli Pir Sultan Abdal Anma Etkinliği'ne sizleri de bekleriz🙏🏻🕯️