Ülkemize kayıtlı 5 milyon Suriyeli sığınmacı ve 2 milyon kayıtsız kaçak Suriyeli 2011 sonrasında geldi. Türkiye’nin Şam Büyükelçisi 6 Haziran 2026’da 700 bin Suriyelinin ülkelerine döndüğünü söylüyor. (Ne kadarının Türkiye’ye geri döndüğünü söylemiyor) Ve Türkiye’nin Türkiye’de kalanları geri yollamayacağını ifade ediyor.
Zafer Partisi sığınmacılar vatanlarına dönsünler dediği zaman “ Suriyelileri ateşe mi atmak istiyorsunuz? Savaş bitince vatanlarına dönüş ekler” diye cevap veren ve Türk halkına sığınmacıların geri döneceği yalanını söyleyenler şimdi milyonlarca Suriyelinin Türkiye’de kalacağını itiraf ediyorlar. Sayın Önkibar bu vahim durumu ve sonuçlarını anlatıyor. Vatani işgal edilenler kulak kabartın ve dinleyin. @zaferpartisi
Dinleyiniz lütfen!
Diyarbakır'dan bir kardeşimiz arsızca konuşan Feodalitenin zirvesi Ahmet Türk denilen dilsiz ve kimliksize cevap vermiş!
Ahmet Türk'ün kim olduğunu biz de anlatacağız tabii!
Az sabır!
Şimdilik, beygirin arpasını fazla kaçırırsan semerini beğenmez diyeyim...
Yaka paça dışarı artırdığı yetmemiş, arkasından; "Abimiz tanıdığımız biri, biraz sıkıntısı olan bir abimiz. Problemleri var." demiş.
Bu kadar kolay işte!
Adamı rahatsız ilan et,
Çık işin içinden...
Skandal görüntü! Hırsız içeriden olunca kapı kilit tutmaz. Dün etkin pişmanlıktan yararlanan ve iftiracı olup CHP'li Silivri Belediye Başkanı Bora Balcıoğlu ve 10 kişinin tutuklanmasına neden olan Naci Aydın'ı Adliye çıkışında karşılayıp öpüp boynuna sarılan gözlüklü kel vatandaşa dikkat edin: boynunda Silivri Belediyesi yaka kartı var. @SilivriBel
➖Brezilya, Uruguay yetmedi, Paraguay’a da el attık.
➖ESK yetkilileri ağustos ayında denetim yapmak için Paraguay’a gidiyor.
➖Kesimlerin "helal" olup olmadığını kontrol edeceklermiş.
🇵🇾Paraguay’da bayram havası var.
📢Gazeteler; "YAŞASIN, TÜRKLERE ET VE CANLI SIĞIR SATIP MİLYARLARCA DOLAR KAZANACAĞIZ"
diye manşet atıyorlar.
➖Et çetelerine yine gün doğdu.
➖Toni, Coni zengin edilirken, yerli üretici yok olmaya devam edecek,
💡Yandaş çetelerin kasaları dolarken, vatandaşımız dünyanın en pahalı etini tüketecek.
AKP’nin il danışma kurulunda nelerin konuşulduğu bizi ilgilendirmiyor ama içeride nelerin yaşandığı halkımızı çok yakından ilgilendiriyor. Toplantıda bir vatandaş ayağa kalkıyor ve canı yanmış bir şekilde, "Ben 23 yıl boyunca AKP’ye oy verdim, siz şimdi bana yalan konuşuyorsunuz!" diye haykırıyor. Peki, halkın oylarıyla o koltukta oturan Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç ne yapıyor? Vatandaşı dinlemek, derdine derman olmak yerine "Alın bunu dışarıya!" talimatı veriyor ve o emektar vatandaş, korumalar tarafından yaka paça dışarı fırlatılıyor.
İçeride bu utanç tablosu yaşanırken; Milletvekilleri Adil Karaismailoğlu ile Vehbi Koç ve İl Başkanı Sezgin Mumcu’nun başını öne eğip düşünmesi gerekirdi. Kendilerine, "Bu vatandaş bize neden bu kadar tepkili? Biz bu millete verdiğimiz sözleri neden tutmadık? Neden vatandaşın gözünde yalancı konumuna düştük?" diye sormaları gerekirdi. Ama onlar bunu yapmak yerine, sırayla kürsüye çıkıp algı operasyonlarına, CHP’ye iftira atmaya ve karalama siyasetine sarılmayı tercih ettiler.
Buradan AKP İl Başkanı Sayın Mumcu’ya açıkça söylüyorum. Muhalefete iftira atmayı, suni gündemler yaratmayı bırakın. Bunu söyleyen biz değiliz; sizin 23 yıllık seçmeniniz olan Temel Amca gözünüzün içine baka baka, "Yalan konuşuyorsunuz!" diye haykırıyor. Siz önce dönün bu feryada cevap verin. Alışmışsınız tabii; sandıkta yenemediğinizi içeri atmaya, hakkını arayıp konuşanı da salondan dışarı atmaya! Ancak şunu asla unutmayın: Sırtınızı döndüğünüz, sesini kıstığınız ve yaka paça dışarı attığınız bu aziz millet, ilk seçimde sizi sandıkta öyle bir kapı dışarı edecek ki, sokağa çıkacak yüzünüz kalmayacak!
"Ailece S*x Shop işletip ve pez**enk tanıdıkları olan, kendi ve ailesinin mesleğini Kemalistlere ve Atatürkçülere yapıştırmaya çalışan hain Rümeysa'yı da unutmayalım."
Ege Üniversitesi’ndeki yolsuzluk ve adrese teslim ihale soruşturmasında Dekan D.B. dahil 27 kişi tutuklandı.
Operasyon düzenlenen Medmob Medikal şirketinin AKP Kırklareli Milletvekili Ahmet Gökhan Sarıçam'a devredildiği ortaya çıktı.
ODTÜ'nün, 85'inci sıradan 801'e,
Boğaziçi'nin, 139'dan 601'e,
İTÜ'nün, 165'ten 801-1000 bandına düşmesi...
sadece akademik bir veri değildir.
Üniversiteler batınca ülke de batar. Geri gider.
Değerli hemşerilerim,
Cuma gününden bu yana şahsıma, aileme, yol arkadaşlarıma, emeğime ve Silivri halkının sandıkta ortaya koyduğu tertemiz iradeye karşı yürütülen siyasi operasyonun yeni ve ağır bir aşamasıyla karşı karşıyayız.
Bu süreç yalnızca şahsımı hedef alan bir adli süreç değildir. Bu süreç; Silivri halkının iradesini, halkçı belediyecilik anlayışımızı, Vicdan Belediyeciliği yolunda ortaya koyduğumuz emeği, baba ocağımız Cumhuriyet Halk Partisi’nin değerlerini ve bu kentte birlikte büyüttüğümüz umudu hedef alan açık bir haksızlıktır.
Cuma gününden bu yana kendisine gazeteci diyen bazı müfteriler tarafından “duydum”, “söylendi”, “olabilir”, “-mış, -muş”, “bana böyle aktarıldı” gibi ciddiyetsiz sözlerle bir dedikodu düzeni kuruldu. Hiçbir somut temele dayanmayan iddialar haber kılıfına sokuldu, iftiralar büyütüldü, kamuoyu zehirlenmek istendi.
Bugün de bu iftiraların, bu algı düzeninin ve bu siyasi operasyonun sonucu olarak savcılık ifademin ardından sevk edildiğim mahkeme hakkımda tutuklama kararı verdi.
Silivri’nin güzel insanları, Atatürk ve Cumhuriyet’in bekçileri;
Asla üzülmeyin. Asla mahzun olmayın. Asla umudunuzu yitirmeyin. Başınızı öne eğmeyin.
Benim alnım açık. Başım dik. Vicdanım rahat!
Ne sizlerin sandıkta verdiği tertemiz oylara leke sürecek bir yanlışım oldu ne de baba ocağımız Cumhuriyet Halk Partisi’nin bir evladı olarak Atatürk’ün ilkeleriyle, partimin değerleriyle ve halkımıza verdiğim sözle bağdaşmayacak bir davranışın içinde yer aldım.
Herkes emin olsun:
Tutuklama bir hüküm değil. Hakkımda kesinleşmiş hiçbir mahkûmiyet kararı yok! Ortada verilmiş bir hüküm yok! Ortada ispatlanmış bir suç yok!
Bugün yaşadığım şey yalnızca hukuki bir süreç değil. Bugün yaşadığım şey; gerçeklerden değil iftiralardan, somut delillerden değil dedikodulardan, hukuki kesinlikten değil yönlendirilmiş beyanlardan, asılsız haberlerden ve masa başında üretilmiş senaryolardan beslenen açık bir siyasi kuşatma operasyonudur.
Biz bu senaryoyu daha önce gördük. Hem de defalarca gördük. İstanbul’da Cumhuriyet Halk Partili belediyelere karşı aynı senaryo 13 kez sahneye konuldu.
Önce bir yalan ortaya atılıyor. Sonra o yalan, kendisine gazeteci diyen bazı müfteriler eliyle haber kılıfına sokuluyor. Ardından kamuoyu zehirleniyor. Sonra da bu algı düzeni, yargı sürecine taşınarak ciddi bir iddia gibi gösterilmeye çalışılıyor.
Yargının siyasallaştırılarak bir aparat gibi kullanılmasına, halkın sandıkta verdiği kararın dosyalarla, manşetlerle, iftiralarla ve algı operasyonlarıyla kuşatılmasına artık yabancı değiliz.
Benim hakkımda da yapılmak istenen budur.
Dosyada gizlilik kararı olduğu için hukuki sürecin bütün ayrıntılarını bugün paylaşamıyorum. Ama herkes bilsin: Hakkımda ortaya atılan iddiaların tamamı somut delile değil; duyuma, yönlendirilmiş yorumlara, asılsız haberlere, ciddiyetsiz beyanlara ve gazetecilik adı altında servis edilen iftiralara dayandırılmak isteniyor.
Bakın, kamuoyunda gündeme getirilen saat iddiası bunun en açık örneklerinden biridir.
Kullandığım saatin iddia edildiği gibi olmadığı açıkça ortaya konulmasına rağmen konu hâlâ farklı biçimlerde gündemde tutulmaya çalışılıyor. Savcılık, araştırma kapsamında aldığım iddia edilen saatin Türkiye’de ki tüm tedarikçi firmalarına müzekkere yazıyor. İlgili firma, benim kendilerinden herhangi bir saat almadığımı bildiriyor. Buna rağmen algı devam ettiriliyor. Gerçek ortaya çıkıyor, ama iftira durmuyor. Belge geliyor, ama senaryo değişmiyor.
Yani ortada bilgi yok. Tanıklık yok. Somut delil yok.
Sadece “duydum” var.
Sadece “söylendi” var.
Sadece “bana böyle geldi” var.
Yetmedi; 12 yaşımda kaybettiğim rahmetli babama ev aldığımı bile iddia ettiler.
Evet, yanlış duymadınız.
Çocuk yaşta kaybettiğim rahmetli babam üzerinden bile iftira üretmekten çekinmediler. İnsanın ailesine, acısına, hatırasına uzanan bu kirli dil; artık yalnızca siyasi bir saldırı değil, vicdanı da ahlakı da aşan bir kötülüktür.
Bu iddiaları gerçekmiş gibi servis eden, Cumhuriyet Halk Partili belediyeleri kuşatma operasyonuna kalemini kiraya vermiş gibi çalışan, halkın haber alma hakkını değil iftirayı büyüten anlayışı buradan açıkça teşhir ediyorum.
Bu gazetecilik değil. Bu habercilik değil. Bu kamu görevi hiç değil.
Bu, iftiraya manşet atmak. Bu, dedikoduya haber süsü vermek. Bu, halkın seçtiği belediye başkanlarını itibarsızlaştırmak için kalemi silah gibi kullanmaktır.
Ama herkes bilsin:
Bu zayıf, duyuma dayalı, somut delilden uzak iddialarla ne beni teslim alabilirsiniz ne de Silivri halkının iradesini gölgeleyebilirsiniz.
Ben bu karanlık senaryoların hiçbirine boyun eğmiyorum. Silivri halkının iradesini hedef alan bu haksızlığın karşısında dimdik duruyorum.
Çünkü ben sandıkta halkın teveccühünü kazanmış, Silivri’nin evladı Bora Balcıoğlu’yum.
Bu göreve koltuk için gelmedim. Makam için gelmedim. Birilerinin düzenine teslim olmak için hiç gelmedim.
Ben bu göreve Silivri’ye hizmet etmek için geldim. Halkın sofrasına bereket katmak, çocuklarımızın yüzünü güldürmek, ihtiyaç sahibi komşularımızın kapısını çalmak, üreticinin alın terine, emekçinin hakkına, emeklinin onuruna, gencin umuduna ve kadının mücadelesine sahip çıkmak için geldim.
Bugüne kadar ayrıcalığın değil adaletin, korkunun değil vicdanın yanında durdum.
Silivri’nin yüzünü yere eğdirecek hiçbir işin içinde olmadım. Hemşehrilerimin vicdanını incitecek hiçbir kararın altına imza atmadım. Atmam!
Bugün yaşananlar yalnızca şahsıma yönelik değil.
Buradan Silivri’nin güzel insanlarına sesleniyorum:
Sosyal demokratlarına, muhafazakâr demokratlarına, milliyetçi demokratlarına, liberal demokratlarına, sosyalist demokratlarına, Kürt demokratlarına; bu kentin adalete, demokrasiye ve vicdana inanan bütün yurttaşlarına sesleniyorum.
Benden aldığınız Vicdan Belediyeciliği bayrağını sahipsiz bırakmayın.
Bu bayrak yalnızca Bora Balcıoğlu’nun bayrağı değil. Bu bayrak, Silivri’de yoksulun kapısını çalanların, çocuğun sofrasına kahvaltı koyanların, üreticinin alın terine, emekçinin hakkına, emeklinin onuruna, halkın iradesine ve Cumhuriyet’in değerlerine sahip çıkanların bayrağıdır.
Elbette Vicdan Belediyeciliği 6 metrekarelik bir hücreye hapsedilemeyecek.
Silivri’de kurumsallaştırdığımız bu belediyecilik anlayışı büyüyerek devam edecek. Çünkü Vicdan Belediyeciliği bir kişinin değil, bu kentin vicdanlı insanlarının ortak eseridir.
Beni bugün aranızdan fiziken ayırmaya çalışanlar şunu iyi bilsin:
Silivri’nin vicdanını susturamazsınız.
Silivri’nin iradesini hapsedemezsiniz.
Silivri’nin umudunu teslim alamazsınız.
Bu haksızlığı yapanlardan da yaptıranlardan da bu haksızlık karşısında susanlardan da hukuk içinde, demokrasi içinde, milletimizin vicdanında hesap sorulacak.
Aziz hemşehrilerim,
Asla umudunuzu kaybetmeyin. Asla vazgeçmeyin. Başınızı öne eğmeyin.
Ben yine aranıza döneceğim. Yine birlikte çalışacağız. Yine birlikte güleceğiz. Yine Silivri için omuz omuza yürüyeceğiz.
Ben dimdik ayaktayım.
Başımı eğmedim, eğmeyeceğim.
Boyun eğmedim, eğmeyeceğim.
Susmadım, susmayacağım.
Buğra Gökce’nin savunması sona erdi, Ekrem İmamoğlu söz aldı. İmamoğlu, Gökce’nin, Vatan Emniyet’e kendi isteğiyle gidip teslim olan ve polislerin kendisine “yakalama fotoğrafının lazım olduğunu” belirtmesi üzerine tekrar tekrar dışarı çıkarılıp çekim yaptırılması olayı üzerine konuştu.
İmamoğlu, “Polisimizi bu tür tartışmaların içine çeken, onları bu sürece alet eden ve ortaya bu görüntülerin çıkmasına neden olan kim varsa, hangi anlayış varsa, bunu millet adına kınıyorum” dedi.
Kamuoyunda "İBB Davası" adıyla bilinen İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi dosyasında 2 gün sonra (18 Haziran, Perşembe) tutukluluk incelemesi yapılacak.
Şartları oluşmadığı halde ölçüsüz şekilde tutuklu bulunan çok sayıda kişinin olduğunu, bu kişilerin somut bir gerekçe ortaya konulmaksızın tutukluluk hallerinin devamına karar verildiğini birçok kez ifade etmiştik.
Tutuklu sanıkların savunmaları neredeyse tamamlanmak üzereyken, bu kişilerin 1 yılı aşkın bir süredir özgürlüklerinin kısıtlanmasının "hukuken" açıklamasının olamayacağını, hele ki Aykut Erdoğdu (@aykuterdogdu) gibi tutukluluğun "infaza dönüşmesini" bir yana bırakın "infazını tamamlamış kişilerin" dahi cezaevinde kalmasının "hürriyeti tahdide" dönüşen bir Özgürlük Hakkı ihlali oluşturduğunu ifade etmek gerekiyor.
Ramazan Gülten (@ramazangulten_) gibi dürüst ve etik değerleri çok yüksek bir bürokratın, "gizli tanık" beyanlarıyla suçlanması ve tutuklu olmasını da bir başka hukuka aykırılık olarak not etmek lazım. Ramazan Gülten'e isnat edilen suçlamaların delili olarak gösterilen hususların da Prof. Dr. Metin Günday'ın (@MetinGnday) hazırlamış olduğu bilimsel mütalaada "... ihalelere ilişkin suçlamaların dayanağını oluşturan fiillerin ihale komisyonu üyelerinin görev ve yetki alanında olmadığı, Sayıştay ve Danıştay içtihatlarının da bu değerlendirmeleri desteklediği ..." şeklinde nitelendirildiğini de söylemek gerekiyor.
Bugün Mahkemeye sunduğumuz dilekçelerle Aykut Erdoğdu ve Ramazan Gülten hakkındaki tutuklama tedbirinin sonlandırılmasını ve tahliyelerine karar verilmesini bir kez daha talep ettik. Adil ve objektif ölçütlere dayanan bir karar verilmesi beklentimizi sürdürüyoruz fakat bugüne kadar CMK'ya aykırı şekilde alınan karar ve gerçekleşen uygulamalar göz önüne alındığında, Özgürlük Hakkı ihlalinin telafisi mümkün olmayacak mağduriyetlere kapı araladığını da belirtmek gerekiyor. #ÖzgürlükHakkı #AdilYargılanmaHakkı #HukukGüvenliği