İsrail yönetimi, askeri ve silahlı sivilleriyle “bir atışta iki ölü” diyerek hamile kadınları daha doğmamış bebekleriyle birlikte katletmekle övünen bir cinnet hali içindedir.
Bunun adı barbarlıktır, eşkıyalıktır, devlet terörüdür.
Çocukları, daha ağzı süt kokan sabileri, onların anne ve babalarını, yaşlı erkek ve kadınları uçaklarla, tanklarla, toplarla bombalayarak, üzerlerine mermi yağdırarak öldürmenin adı savaş değildir.
Netanyahu, İsrail halkı nezdinde tamamen yitirdiği itibarını hastaneleri, okulları, ibadethaneleri bombalayarak yeniden kazanma çabasındadır.
Türkiye olarak Gazze’de akan kanın durması için seferber olmuşken Batılı ülkelerin vicdansızlığını yüzümüz kızararak takip ediyoruz.
Holokost utancı Avrupalı liderleri âdeta esir almış durumda.
İsrail yönetimi de Holokost’u, Filistinlilere yönelik soykırıma varan saldırılarının kalkanı olarak kullanıyor.
İsrail, “ateşkes çağrısı” dâhil her türlü tepkiyi “antisemitizm” parantezine alarak anında boğmaya çalışıyor.
Gazze’deki vahşet karşısında insanlığın vicdanı ve sesi olma görevi, şu an Türkiye’nin omuzlarındadır.
Biz, şairin ifadesiyle “Zulmün topu var, güllesi var, kal’ası varsa hakkın da dönmez yüzü, bükülmez kolu vardır.” düsturuyla mücadelemizi sürdüreceğiz.
Burası Birleşmiş Milletlere ait bir okul.
Görmüş olduğunuz İsrail'li bir keskin nişancı.
BM'ye ait okul İsrail tarafından askeri üs olarak kullanılıyor.
Dünya beşten büyüktür..
Anayasamızın 104’üncü maddesine göre “devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını temin etme” görevi bizdedir.
İnşallah biz de bu sorumluluğumuzu hakkıyla yerine getireceğiz.
Yargıtayın yaptığı açıklamalarda dile getirdiği serzenişleri elbette göz ardı edemeyiz.
Ama devlet başkanı sıfatıyla bize bu tartışmada hüküm vermek değil hakem olmak düşer.
Kişisel eleştirilerimizi baki tutarak iki yüksek yargı organımız arasındaki içtihat farklarının kalıcı bir şekilde giderilmesi için gayret göstereceğiz.
Sorunun acil çözümü konuyla ilgili anayasal ve yasal değişikliklerin süratle yapılmasından, kalıcı çözümü ise yeni ve sivil bir anayasadan geçmektedir.
Bunun adresi de millî iradenin tecelligâhı olan yüce Meclistir.
Meclis, eylem ve nümayiş yeri değil ülkenin meselelerine çözüm üretme mercisidir.
Cumhur İttifakı’ndaki ortaklarımızla ve sürece katkı vermek isteyen diğer siyasi partilerle bir çözüm yolu bulacağımıza inanıyorum.
Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da gerçekleştirdiğimiz İslam İşbirliği Teşkilatı Zirvesi’yle İslam âlemi olarak Filistin halkıyla dayanışmamızı çok net biçimde gösterdik.
Verdiğimiz bu dayanışma mesajını, alacağımız ve uygulamaya koyacağımız kararlarla perçinleyeceğiz.
Önceliğimiz ateşkesin sağlanması ve insani yardımların kesintisiz şekilde ulaştırılmasıdır.
Acil olan “birkaç saatlik fasıla” değil kalıcı ateşkestir.
Ayrıca insani yardımlar da kesintisiz ve sürekli olarak gerçekleştirilmelidir.
Dün toplam 666 ton insani yardım malzemesi taşıyan sivil gemimiz yola çıktı, inşallah bugün El Ariş Limanı’na varmış olacak.
İsrail’in işlediği savaş ve insanlık suçlarının hesabının hukuk önünde sorulması için de gayret göstermeliyiz.
Aynı şekilde İsrailli bakanlar tarafından varlığı ikrar edilen nükleer silahlar meselesi araştırılmalı, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansının denetiminden kaçırılan nükleer bombalar varsa bunlar mutlaka ortaya çıkartılmalıdır.
İsrail’i her seferinde daha pervasızlaştıran faktör; katlettiği, topraklarını işgal ettiği, yaktığı, yıktığı, zulmettiği insanlara verdiği zararı tazmin etmemesidir.
Batının “şımarık çocuğu” gibi davranan İsrail yönetimi, yol açtığı tahribatı tazmin etmek mecburiyetindedir.
İslam dünyası olarak Filistinli kardeşlerimizi elbette sahipsiz ve çaresiz bırakamayız.
Türkiye olarak Gazze’nin inşa ve ihyasına her türlü desteği vermekten imtina etmeyeceğimizin bilinmesini istiyorum.