Diyarbakır Beşiktaş taraftarını çok güzel ağırladı.
Sokaklarda beraber yürüyüp, beraber yemekler yenildi.
Tek bir taşkınlık olmadı.
Siyasetçilerin akılla ve hatta parayla yapamayacağını Diyarbakır halkı ve Beşiktaş taraftarı yaptı.
Çok güzelsin Diyarbakır, iyi ki varsın Çarşı…
Diyarbakır halkı sabahtan beri elimizi cebimize attırmıyor
Cafeler çay kahve ikramı yapıyor
Amedspor taraftarı Dağkapı meydanındaki Restaurantın 2 katını Beşiktaş taraftarı için kapatıp Ciğer ikramında bulundu
Ülkemizin hiç bir şehrinde bu kadar içten dostluğu görmedik
Ali Gaffar OKKAN’ın dediği gibi Diyarbakır halkına zulüm eden bundan sonra karşısında bizi bulur 🦅
Sinpaş, Fikirtepe'yi Marmaris'e taşımış.
Bu projede onlarca çevre ihlali var. "Hükümet göz yumarsa şirketler Türkiye'nin doğasını katleder" adlı çalışma.
Tiyatro oyuncusu Ercan Kesal’ın Kaleminden,
Yerde Yatan Ulaş Değil, Ömrümüzdür!
Deniz Gezmiş yakalandığında ortaokul ikinci sınıf öğrencisiydim.
O gün okuldan erken çıkmış, babamın gazozhanesine gitmiştim.
Sol kulağım akıyordu. Müdür muavini saçlarım uzamış diye elindeki makasla önden arkaya traş etmişti ve henüz evimizde televizyon yoktu.
Siyah beyaz paket yayın yapan televizyonu komşumuz emekli astsubay Memiş Amca’ların evinde seyrediyordum.
Denizler asıldığında da ortaokuldaydım, demek ki çok uzatmamışlar mahkemeyi.
Hüseyin haklı çıkmış, Erdal Öz’e ‘’Bunlar bizi asacaklar’’ demişti.
Bizim kasaba Hacıbektaş’a çok yakındır.
Bu yüzden Ulaş Bardakçı’yı hemşehrimiz biliriz. 19 Şubat 1972’de Ulaş’ı, İstanbul Arnavutköy’de vurdular.
Bu fotoğraf Ulaş’ın öldürüldükten sonra evin önünde çekilen fotoğrafıdır.
Aynı yılın 30 Mart’ında Mahir’leri de öldürdüler.
Bu tarihten üç yıl sonra Nevşehir Lisesi’ni bitirdim, Üniversite sınavlarının sonucunda Mahir’in okuluna gittim, Siyasal’a. Yıl 1976 idi… Yeni okulumun öğrenci derneği başkanı Hakan Yurdakuler’i ben okula kayıt yaptırmadan beş ay önce öldürmüşlerdi.
1977’nin sonlarında Bornova’daydım.
Ege Üniversitesi’nde. Küçük Kantin’de çadırlarda kalıyorduk ve boykottaydık.
1 Mayıs 1977 katliamı yaşanmış, 34 kişi katledilmişti.
1978-79 çok ağır geçti.
16 Mart 1978’de İstanbul Üniversitesi’nin Beyazıt kapısında bekleyen öğrencilerin üzerine bomba atıldı. 7 öğrenci öldü.
O sırada Bornova Öğrenci Yurtlarında kalıyordum.
16 Mart saldırısında bombayla öldürülen çocukların failleri hiç ceza almadılar.
En son bir gazetede gördüm, ölen gençlerden birinin avukat olan kız kardeşi, hala sürdürüyormuş davayı.
1979’da Tıp Fakültesi ikinci sınıftaydım. Artık her gün üç beş kişi ölüyordu.
Tariş Direnişi olmuştu İzmir’de ve direniş başlayınca biz de hastaneyi işgal etmiştik.
Sonra, malum darbe. 12 Eylül askeri darbesinden sonra cezaevlerinde 299 kişi yaşamını yitirdi.
14 kişi açlık grevinde, 16 kişi kaçarken, 95 kişi çatışmada öldü. 144 şüpheli ölüm bildirildi, 43 kişinin de intihar ettiği söylendi.
Öyle böyle derken okulu bitirdim, tuhaf ama doktor olmuştum işte.
Mecburi hizmete gittim.
1990’lı yıllarda İstanbul’daydım ve artık ülkemizde faili meçhuller vakay-ı adiyeden sayılıyordu.
1993’de, Uğur Mumcu’nun da öldürüldüğü yıl, Sivas’ta bir oteli güpegündüz, saatlerce, herkesin gözleri önünde kuşatıp içindeki otuz beş kişiyle birlikte yaktılar.
Devrin başbakanı, televizyonda yaptığı konuşmada, ‘’otelin etrafındaki insanlara bir şey olmadığı’’ müjdesini(!) verdi.
1995’de Fransa’ya (Paris’e) gittim, on beş yıl önce kaçarak canını kurtaran mülteci bir arkadaşımın yanına. Derdim Fransızca ve sinemaydı. Fransızca öğrenemedim ama Paris’i iyi bilirim.
Ben Paris’teyken Gazi Mahallesi’nde uzun namlulu silahlarla 22 kişiyi öldürdüler.
1996’da döndüm Türkiye’ye.
Faili meçhuller hiç bitmedi. 2007’de bir halkın en soylu evlatlarından birini, Hrant’ı sırtından kalleşçe vurdular.
Roboski’de, sınırdan mazot taşıyan otuz altı kişi bombalarla parçalandı.
Yetmedi, (şahit falan kalmasın diye herhalde) olaydaki katırları da öldürdüler.
Gezi oldu sonra. Üşüdükçe kendini yakan çocukların canı erik yemek istemişti. Fakat, Berkin’i, Ethem’i, Ali İsmail’i ve diğerlerini aldılar elimizden.
Şahsi tarihim, ülkemin siyasi cinayetler tarihiyle yanyana sürdü gitti.
Benim ömrüm bitti; ama ne öldürmeleri, ne de faili meçhulleri bitti ülkemin.
Bu fotoğraf canına okunmuş bir gençliğin ortak hatıratıdır.
Bu yüzden, orada, yerde yirmi beş kurşunla delik deşik edilmiş yatan delikanlı Ulaş Bardakçı değil, bir kuşağın ömrüdür…
Ercan Kesal
Öğretmenlerden örnek davranış!
Muş’un Bulanık ilçesindeki Söğütlü İlkokulu’nda öğretmenler, yeni eğitim yılı öncesi okulun temizliği ve düzenlenmesi için kolları sıvadı.
Görüntüler sosyal medyada ilgi gördü.
Yıllar önce söylemiştik. #Emekli maaşı diye bir şey kalmayacak. Ödediği prime bakılmaksızın bütün emeklilere "yaşlılık aylığı" Adı altında sosyal yardıma dönüşecek. AKP'nin emekli politikalarıyla, çıkardığı yasalarla bugünler bağıra bağıra geldi. Emekli anlamak istemedi, oy vermeye devam etti.Son pişmanlık fayda etmez. Şimdi "sandığı bekliyoruz" diyorlar. Adil bir seçim olacak mı? Sanmam. Olsa da son dakika emeklilere bir parmak bal çalacaklar seçimden önce. Ya sonra? Yeniden iktidar olduğunda aynı politikalara devam edip hızla daha da yoksullaştıracaklar emekliyi.
Böyleleri 2-3 ay cezaevinde yatmakla iflah olmaz.
Otizmli çocuğu iten kolunu ve çapraz ayağını bir daha asla kullanamaz hale getirmeli ki, hiç bir çocuğa ve canlıya zarar veremesin.
@ca_caml47814@AliYaman_06 Sebep niye saygı duyalım .Göz yumduklarınamı,adaletsizliğine mi ?Yaptıları yanına kar ola sk kalıcak ölecek ve kurtulacak .Herşey bu dünyada kalır.
@AliYaman_06@KuzgunTv_ Hakkımızı helal etsek ne olur etmesek ne olur .Herşey bu dünyada .Yaptığı kötülüklerin karşılığını vermeden gidecek ve kurtulacak.