twitterda ses çıkarmadığımız sürece adalet yerini bulmuyor. dün serbest bırakılmıştı biz ses çıkarınca görevden alındı. şimdi daha yüksek sesle melahat ileri TUTUKLANSIN!
Fatih Altaylı:
“Türk pasaportu neredeyse emlakçıda satılacak. Emlakçıya pasaportları koyacaklar, ev alana orada pasaport verecekler.
Benim vatandaşlarım da vize ofislerinin önünde k*pek muamelesi görüyor.”
Bu ABD ajanı Tom Barrack;
"Hilafet gelsin" diyor,
"Osmanlı" diyor,
"Ulus devlet sona ersin" diyor,
"Monarşi iyidir" diyor.
"Bütün Kürtler birleşsin" diyor.
"Ruhban Okulu" açılsın diyor,
"Patrik, ekümeniktir" diyor...
Bu ajan'a ses çıkarmayanlar, bu ajanın müttefikleridir.
Türkiye’nin en önemli sorunlarından birisi şüphesiz yaşamsal bir soruna ne gelmiş olan uyuşturucu ve sanal kumar bağımlılığıdır. Uyuşturucu ve sanal kumar baronların emperyalizmin keşif kollarıdır. Ne yazık ki Türk milleti bu acımasız ve ahlaksız saldırı karşısında savunmasız bırakılmıştır. Türk milletine bu alçakça saldırı karşısında savunacak ve bu saldırıyı bertaraf edecek olan Zafer Partisi’nin Tertemiz Türkiye Projesidir..@zaferpartisi
Milli Yol Partisi Genel Başkanı
Sayın Remzi Çayır beyin yeni hesabına destek olalım.
Gün Dirlik için birlik olma günüdür.
👉 @milliyolpa74776#TürkünZaferi
İEL mi, Sömürgeleşmek mi?
İstanbul Erkek Lisesi mezunu değilim. Bu okulun ne koridorlarında yürüdüm ne sıralarında oturdum ne de mezuniyet cübbesini giydim. Fakat bu memleketin çocuklarına “devşirilmiş”, “velet”, “kolonize beyinli”, “mankurt”, “iğdiş edilmiş” gibi kelimelerle saldırıldığını görünce susmayı da kendime yakıştıramam.
Efendi, sıra şimdi memleketin evlatlarına mı geldi?
Bu çocuklar daha dün sınavlara hazırlanırken “Türkiye’nin en başarılı öğrencileri” diye alkışlanıyordu. Devletin okullarına yüksek puanla girdiklerinde ailelerinin, öğretmenlerinin, şehirlerinin gururuydular. Bugün bir siyasi tartışmanın ortasında kaldılar diye bir anda “devşirilmiş velet” mi oldular?
Bu nasıl dildir? Bu nasıl bir siyasal iştah, nasıl bir kin terbiyesidir?
Memleketin her ilinde o ili temsil eden koca çınar liseler vardı. İstanbul Erkek, Galatasaray, Kabataş, Vefa, Cağaloğlu, Ankara Fen, İzmir Atatürk, Konya Lisesi, Erzurum Lisesi, Bursa Erkek, Trabzon Lisesi ve daha niceleri… Her biri yalnızca bina değildi; şehir hafızasıydı, Cumhuriyet’in eğitim iddiasıydı, yoksul ama zeki çocuklara açılan kapıydı, Anadolu’nun en parlak evlatlarının ortak sofrasıydı.
Şimdi sorulması gereken soru şudur: Bu liseler nerede? Bu liselerin ruhunu kim korudu? Kim bu okulları geleneği, liyakati, disiplini, estetiği, bilim iddiası ve memleket meselesiyle birlikte yaşatabildi?
Meseleyi öğrencilerin üzerine yıkmak marifet midir?
Eğer bu ülkenin çocukları kendi kültürüne yabancılaşıyorsa, eğer bu ülkenin en parlak gençleri geleceklerini Almanya’da, Amerika’da, İngiltere’de arıyorsa, eğer “bu memleket için kalmak” artık bir ideal değil de bir fedakârlık gibi görülüyorsa, bunun suçlusu on yedi yaşındaki çocuklar değildir.
Suçlu biziz.
Bu çocuklara kendi medeniyetimizin özgüvenini aktaramayan biziz. Bilimi, ahlakı, dili, musikiyi, edebiyatı, şehir terbiyesini, devlet fikrini, adalet duygusunu, vatan sevgisini aynı potada eritemeyen biziz. Gençlere ya kuru hamaset ya da köksüz kozmopolitlik dayatan biziz. Bir tarafta ezber sloganlar, diğer tarafta ithal hayranlıklar arasında çocukların aklını da kalbini de sahipsiz bırakan biziz.
Kendi eğitim sistemini yapboz tahtasına çeviren de biziz. Her bakan değiştiğinde müfredatı, sınavı, okul türünü, katsayıyı, yerleştirme sistemini, öğretmen politikasını, dil eğitimini yeniden bozan biziz. Bir nesil LGS’ye, bir nesil SBS’ye, bir nesil TEOG’a, bir nesil başka bir şeye hazırlanırken çocukların omurgasını sınav cambazlığına mahkûm eden de biziz.
Sonra dönüp “Bu çocuklar niye köksüz?” diye soruyoruz.
Köksüzlük çocukların suçu değildir; kökleri kurutanların suçudur.
Evet, bu ülkede sömürgeleşme problemi vardır. Evet, bu ülkede kendi aklını, kendi tarihini, kendi dilini, kendi devlet ciddiyetini küçümseyip Batı’dan gelen her şeyi mutlak hakikat sayan bir zihinsel vesayet damarı vardır. Evet, Düyûn-ı Umûmiye yalnızca bir bina, yalnızca bir borç idaresi, yalnızca Osmanlı maliyesinin çöküş sembolü değildir; bu milletin kendi emeği, kendi vergisi, kendi alın teri üzerinde yabancı denetiminin ne demek olduğunu gösteren tarihî bir yaradır.
İstanbul Erkek Lisesi’nin Cağaloğlu’ndaki tarihî binasının hafızası da bu tartışmadan bağımsız değildir. Bir milletin borçla, kapitülasyonla, dış denetimle, kültürel nüfuzla nasıl kuşatıldığını bilen herkes, eğitim alanındaki yabancı etki meselesini ciddiye almak zorundadır.
Fakat sömürgeleşme eleştirisi yapmak başka şeydir; bu ülkenin çocuklarına bühtan etmek başka şeydir.
Bir okulun yabancı dil programı, diploma denkliği, Almanya ile kurduğu akademik hat, öğrencilerin mezuniyet sonrası hangi ülkeye gittiği elbette tartışılır. Devletin imkânlarıyla yetişen nitelikli insan gücünün başka ülkelere akması da elbette millî bir meseledir. Hatta yalnız İEL değil, Boğaziçi’nden ODTÜ’ye, Bilkent’ten Koç’a, tıp fakültelerinden mühendisliklere kadar bu ülkenin yetişmiş insanını kaybetmesi başlı başına bir beka meselesidir.
(Devam edecek)
Ne işimiz var Suriye de ne işimiz var Libya da diyen bu Kılıçdaroğlu değil miydi? Şeyh saİt ile onla bunla helalleşen, yerel yönetimler özerklik şartını filan getireceğim diyen? Türk milleti artık kendini korumak için birleşmelidir bunlar hayra alamet konuşmalar değil!
Hayatını kaybeden öğretmen Irmak Koparan hakkında mide bulandırıcı gelişmeler yaşanıyor.
Irmak Koparan’ın darp edilmesinin üstü kapatılmak için kişisel sorunları ve yaşadığı problemler yayılmaya çalışılıyor.
Konunun üzerine gittiğimiz için müdürün yakınları tarafından mahkemeye verilmekle tehdit ediliyoruz.
Irmak Koparan’ın kişisel hayatı kimseyi ilgilendirmez ve de darp edildiği gerçeğini değiştirmez.
İzmir’de ikamet eden dostlarımızdan ricamızdır:
Lütfen Kıymetli öğretmenimiz Irmak Koparan’ı son yolculuğuna uğurlarken yalnız bırakmayalım. Yarın (Perşembe) öğle namazının ardından Torbalı Egekent Camii’nde düzenlenecek cenaze törenine katılarak ailesinin ve sevenlerinin acısını paylaşalım.
Mekânı cennet, ruhu şad olsun.
Bir fıkra için ortalığı ayağa kaldıranlar,
Kadın Dernekleri,
Sendikalar,
Siyasi partilerin kadın kolları,
Kadın milletvekilleri
Gencecik bir kardeşimize hayatı zehir edip hayattan kopmasına sebep oluyorlar bir şey demeyecek misiniz?
Fatoş Pınar Türker Hanıma yapılan işkenceye bir çift sözünüz yok mu?
Nerdesiniz? Ne işe yararsınız?
#FatoşPınarTürker
#IrmakÖğretmenİçinAdalet
🚨 PKK yöneticisi Karasu:
— Böyle tek devlet, tek millet, tekçilik genel bir eğilimdi. Türkiye’de o eğilim oldu.
— Fakat bu Türkiye’ye dar geliyor. Türkiye’de farklı inançlar, kimlikler var. Bir de Kürtler var.
— Türkiye nüfusunun üçte birini Kürtler oluşturuyor.
— Cumhuriyet eskisi gibi tekçi, otoriter olamaz. Farklı kimlikleri kabul edecek, tekçilik anlayışı yıkılacak.
— Demokratikleşme olursa Türkiye gelişir, büyür. Öyle bölünmez, parçalanmaz.
— Biz zaten ulus devlet anlayışına karşıyız. Öyle suni sınırlar olamaz.