1) Annenizin eğitim düzeyi lise ya da altı mı?
2) Babanız statüsü yüksek bir meslekte çalışmıyor muydu?
3) Çocukken kirada mı oturuyordunuz?
4) Tatil deyince aklınıza sadece köy mü geliyordu?
Bu soruların çoğuna “evet” diyorsanız Tüik’e göre sınıfsal bir hikâyeniz var. Ve bu hikâye sizi hâlâ şekillendiriyor. Eğitim sistemi ise insanların bu hikayeden daha az şikayet etmeleri için “not” yoluyla sınıfsal başarısızlığı bireysel olarak meşrulaştırmaya hizmet ediyor.
Üniversiteler SCI yayın baskısıyla dergi çetelerine yüzbinlerce TL aktarmak yerine, aynı bütçeyle öğretim üyelerini alanlarının en iyi konferanslarına gönderse; hoca sadece sunum yapmaz, vizyonuyla geri döner. İki şaibeli dergi parası, akademisyenin bilimsel ufkunu değiştirebilir
Aynı üniversitede lisans, yl, doktora yapıp orada 20 sene hocalık yapmış olmayı bir marifet sanan o kadar çok ki!
Hatta bunu bir üstünlük vesilesi görüyorlar. Sanki üniversitenin tapusu onlara geçiyor.
Dünyadan haberiniz yok da diyemiyoruz.
Uzun zamandır aradığım kelimeyi buldum.
Zalim, despot, gaddar, zorba… Her biri başkasını ezen, kötü davranandır.
Oysa bir de gücü sadece zayıflara yetenler vardır. Garsona, temizlikçiye, işçiye, ötekine…
İşte sadece zayıf gördüğüne saldırana zebunküş denir.
Zebun, zayıf; kuş ise öldüren demek. Farsçadan gelen bu kelime dilimizde zebunküş olmuş.
Bir insanın karakterini, “zayıf” gördüğüne nasıl davrandığından anlayabilirsiniz. Zebunküş olandan uzak durun.
Defaten ayrı, defaatle ayrıdır.
Defaten; bir defada, ansızın demek.
Defaatle; defalarca demektir. İki kelime de dilimize Arapçadan girmiştir.
Bazı şeyler defaten olur, mesela bir gidiş. Bazı şeyler defaatle olur, mesela kaybediş.
Parayla tez yazan bir şirket, 5120 projeyle ve 35 kişilik “akademik kadrosuyla” övünüyor. Peki bu projeler kimlere yapıldı? Bu 35 kişilik kadro kimlerden oluşuyor, akademide mi çalışıyorlar? Bu soruların cevapları, basit bir iki haftalık teknik takiple rahatlıkla ortaya çıkar.
Fen lisesine gidenlerin %68’inin ebeveyni üniversite mezunuysa, bu başarıyı bireysel yetenekle açıklamak imkânsız hale gelir. Eğitimdeki yapısal eşitsizlik, fırsatın mirasla aktarıldığı bir düzende işler. PISA yalnızca başarıyı değil, adaletsizliği de ölçer.
Akademisyenler gerçekten ne kadar az maaş aldıklarını anlamıyorlar. Kendilerine bir hayal dünyası kurmuşlar, h-index, atıf vs. günlerini geçiriyorlar :)
Organ olan kalbi biliyoruz. Oysa dilimizde bir de sahte anlamına gelen kalp var.
Eskiler bir şeyin sahtesine kalp derdi. Kalp para, kalp insan...
Bir de "kalp çıkmak" var. O da sanıldığı gibi çıkmayana deniyor.
Her kalbe umut bağlamayın, bazıları kalp "sahte" çıkabiliyor.
Tek kökten üç kelime.
Sefer, yolculuktur. Seferde olana misâfir, misafirin yiyeceğine de sofra denir.
Hepsi Arapça sfr kökünden gelir. İngilizce safari kelimesi de buradan alıntı.
“Seferi aynı köye herkesin.” der Orhan Veli
Azmi ve inancıyla cumhuriyetin ilk girişimcilerinden biri olan, Türkiye’de ilk uçak fabrikasını kuran ve ilk demiryolu inşasını gerçekleştiren, ülkenin sanayileşmesinde önemli bir rol oynayan Türk girişimciliğinin sembol ismi Nuri Demirağ’ın hayatına yakından bakalım. 🚆