🚨 BREAKING:
Brazilian President Lula da Silva: "I want to say this loud and clear, the Israeli President is committing genocide against women and children. This is a historical fact." https://t.co/2kTrAzRpbL
@RudawTurkce ABD olmasaydı dışarıdan işit tipli adamlar Suriye'ye gelmeseydi ve Türkiye'de Suriye'nin bölünmesini yardımcı olmuştur Erdoğan ne dedi ey Trump ÖSO yu birlikte kurmadık mı.!
@dailyislamist Bu ne dediğinin farkında bile değil Suriye'yi ABD ile birlikte böldünüz ve şara yı onlar iktidara getirdi. Sen sadece Bayram ettin ve Suriye bölündü Filistin Gazze perişan oldu Lübnan'da Hizbullah elbette ki dayandı şükredin İsrail lübnan'ı geçmesin.
O GÜN NE OLDU⁉️
25 Haziran Perşembe (10 Muharrem) AŞURA GÜNÜ.
AŞURA GÜNÜ toplumun bir bölümü tarafından “yas ve matem” tutulmakta bir bölümü tarafından da “bayram” yapılmakta.
Peki, gerçekte AŞURA GÜNÜ ne oldu?
Aşura Günü “bayram” yapanlar diyorlar ki;
Nuh gemiden
İbrahim ateşten
Yusuf kuyudan
Musa denizden
Yunus balığın karnından çıktı.
Bayram yapmamız için daha ne olsun!
Ve yine Aşura Günü “bayram” yapanlar diyorlar ki;
Bolluk bereketin nişanesi olarak
aşure tatlısı pişirelim
yiyelim yedirelim
sevinelim sevindirelim…
Zira bu Nuh’un sünnetidir,
gemide son kalan erzak ile aşure tatlısını ilk o yaptı.
Gerçekten denildiği gibi
Nuh gemiden
İbrahim ateşten
Yusuf kuyudan
Musa denizden… Aşura günü mü çıktı?
Şimdi önce “yas ve matem tutanlar”ın iddiasına bir bakalım.
Aslında her şey Hatemü’n-Nebi Hz. Muhammed Mustafa (s.a.a)’nın vefat ettiği gün 28 Safer 11 / 25 Mayıs 632 Pazartesi günü başladı. Peygamber (s.a.a) o gün kuşluk vakti vefat etti.
Sahabenin kahir ekseriyeti Hz. Peygamber (s.a.a)’in cenazesine katılmayıp yönetimin kimde kalacağı meselesine daldı.
İslam tarihçilerinin genel kanaatine göre Hz. Peygamber (s.a.a)’in cenazesi sadece 17 (on yedi) kişi tarafından kılındı.
Oysa Hz. Peygamber (s) vefatından yaklaşık 70 gün önce (18 Zilhicce 10 / 16 Mart 632) Gadir Hum’da on binlerce sahabeye hitaben;
“Ben kimin Mevlası isem Ali de onun mevlasıdır” demişti.
Hz. Peygamber (s.a.a); “Ben kimin Mevlası isem Ali de onun mevlasıdır” diyerek esasında Allah’ın emri ile özelde Ali (s)’yi genelde Ehl-i Beyt (s)’ti ümmetin yönetimine atamıştı.
Ancak maalesef ümmet bu emir ve tavsiyeye sırt döndü.
Hz. Fatıma (s) olup bitenden büyük bir hüzün duymuş ve ümmeti olması gereken yere taşımak için büyük bir çaba ortaya koymuştu.
Fatıma (s)’nın manevi şahsiyesini ortaya koyarak verdiği mücadeleden hoşlanmayan / çekinen bazı çevreler maalesef yeni bir fecaate imza atarak Fatıma (s)’nın evine baskın düzenlemişler ve ağır bir yara almasına sebebiyet vermişlerdi.
Evine yapılan baskında ağır bir yara alan Hz. Fatıma (s), Hz. Peygamber (s.a.a) irtihalinden yaklaşık 75 gün sonra genç yaşta vefat etti.
Hz. Peygamber (s.a.a)’in “reyhyanlarım” dediği Hasan, Hüseyin ve Zeynep öksüz; ümmete Mevla bırakılmış Ali (s) ise dayanaksız, kolsuz kanatsız kalmıştı.
Evet, olanlar oldu ve ümmete Mevla olması gereken Ali (a.s) ötelenmiş ve ötekileştirilmiş olarak 25 yıl boyunca yönetimden uzak tutuldu.
25 yıl boyunca bir çok fetih ve genişlemenin getirdiği zenginlik ve ganimet beraberinde bir çok kaos, kriz, bozulma ve fitne getirdi. En nihayetinde üçüncü halife hükümet merkezinde öldürüldü.
Tam bir kaos ve kriz ortamı hakimken halkın yoğun baskı ve genel kabulü ile yönetim Hz. Ali (s)’ye teslim edildi. Yegane çıkış kapısı olarak o görülüyordu.
Evet, Hz. Peygamber (s.a.a)’den 25 yıl sonra yönetim Hz. Ali (s)’de idi. Ancak bu 25 yıllık dönemde toplumun her dini, sosyal, siyasal, ekonomik… her türden dinamikleri değişmişti.
Toplumda adı konmamış bir “kast sistemi” inşa edilmiş, birçok ayrıcalıklı sınıf doğmuştu. Sermaye, imkan, makam ve mevkileri ellerinde tutan bu ayrıcalıklı sınıflar daha ilk günden Hz. Ali (s)’nin adaletine / uygulamalarına itiraz etmeye başladılar.
Hz. Ali (s)’nin yaklaşık beş buçuk yıllık yönetimi boyunca tamamen imkan, makam, mevki ve sermaye ayrıcalığını kaybetmek istemeyen grup ve zümrelerle mücadele etmek zorunda kaldı.
Bu fitnelerin en büyüğü hiç şüphesiz Şam Eyaletinde (bugünkü Suriye, Lübnan ve Ürdün) isyan eden Muaviye idi.
Kur’an’da (İsra-17) Şecere-i Melune olarak tanımlanan Ümeyyeoğulları / Emevilerin önderi Ebu Süfyan’ın oğlu olan Muaviye uzun yıllardır Şam Eyaleti valisi idi. Hiçbir yönetim ona dokun(a)mamıştı.
Emirül Müminin Hz. Ali (s) ile Muaviye arasında dokuz ay süren Sıffin Savaşı ve ardından yaşanan Hakem olayı faciası en nihayetinde İmam (s)’ın şehit edilmesine yol açtı.
Muaviye Şam’da egemenliğini ilan ederek Emeviler devletini kurdu. Saray inşa edip kendisini kral ilan etti. Ehl-i Beyt ve taraftarlarına karşı hadsiz hesapsız bir zulme yöneldi.
İslam dünyasının her yanında Hz. Ali (s)’ye lanet okunması emrini verdi ve bunu gelenek haline getirdi. Maalesef bu gelenek Emevilerin yıkılışına kadar devam etti.
Hz. Peygamber (s.a.a)’in büyük sahabesi Hucr bin Adiyy ve arkadaşlarını Hz. Ali (s)’ye lanet okumadıkları için derilerini yüzdürerek katletti.
Tam bir kast sistemi yürürlüğe kondu. Vergi gelirinin düşmemesi için Arap olmayanların Müslüman olması kabul edilmedi ve onlara Mevali dendi.
“Fetih” adı altında ulaşılan topraklardan esir edilen kadın ve erkekler dolayısıyla Şam tam bir köle ve cariye pazarına dönüştü.
Düşünce özgürlüğü tamamen yok edildi. Irkçı, faşizan, mezhepçi ve kavmiyetçi politikalarla tam emperyalist ve siyonist bir sistem inşa edildi.
Despotizm, sömürü, tasallut ve tahakküme dayanan iktidar İslam coğrafyasında insanlara kılıç zoru ile boyun eğdirdi. Her itiraz ve eleştiri düşmanlık olarak ilan edilip en şiddetle cezalandırıldı.
Kapitalist bir ekonomik sistem kuruldu. Halkın geneli açlık ve yokluğun pençesinde kıvranıyorken başta Emevi ailesi olmak üzere belli bir azınlık Karunvari bir yaşam sürüyordu.
Muaviye aleyhine olabilecek İslam’ın her akidesi ve her ritüelini ya tersyüz etti ya da içini boşalttı ve yönünü değiştirdi.
Hadis uyduruculuğu, kader inancının yaygınlaştırlması ve şerrin Allah’a yüklenmesinden tutun da Cuma namazının Salı gününe alınması, hutbenin yerinin değiştirilmesi…
Emeviler, Ehl-i Beyt (s) ve taraftarlarından Öz Muhammedi İslam’ın topluma ulaşmaması ve halkın gözünün açılmaması için dikta ve zorbalığı tepe noktaya taşıdı.
Muaviye ölürken daha önce Hz. Hasan (s) ile imzaladığı antlaşmanın aleyhine olarak yönetimi saltanata dönüştürerek oğlu YEZİD’i sultan atadı.
Tasallut, tahakküm, zorbalık ve zulüm üzerine bina edilmiş kapitalist ve faşizan devletin başına bir tiran olarak gelen YEZİD aynı zamanda cehalet, taassup ve kavmiyetçiliğinde yürüyen şekli idi.
YEZİD, Ehl-i Beyt’in üzerinde baskı kurmayı yeterli görüyor; onları ve onlarla birlikte Öz Muhammedi İslam’ın kökten yok edilmesi gerektiğine inanıyordu.
İslam’ın zahirinin bile yok olma tehdidi altında olması üzerine İmam Hüseyin (a.s), ceddi Resulullah’ın dinini korumak ve Öz Muhammedi İslam’ın yok olmaması için kıyam etti.
Medine’den önce Mekke’ye geçen İmam Hüseyin (s), YEZİD tarafından bir suikast timinin kendisini öldürmek için Mekke’ye gönderildiğini haber alınca haccı yarıda bırakarak ailesi ve yarenleri ile birlikte Kufe’ye doğru yola çıktı.
Kufe yakınlarında KERBELA denilen yerde YEZİD’e bağlı binlerce kişilik ordu 72 erkek ve 72 kadın / çocuktan oluşan kafileyi muhasara altına aldı.
İmam Hüseyin (s)’i Yezid’e (ve dolayısıyla emperyal siyonist sisteme) boyun eğip biat etmeye zorlayan ordu kafilenin su yolunu kapatarak çölde günlerce susuzluğa mahkum etti.
Nihayetinde 10 Muharrem AŞURA GÜNÜ 72 kişilik Hz. Hüseyin (s) ordusu ile yaklaşık 30 bin kişilik Yezid ordusu savaş düzenine geçtiler.
İmam Hüseyin (s) başta olmak üzere Peygamber (s.a.a) ailesinin tüm erkekleri (ki İmam Hüseyin (s)’in üç aylık oğlu Ali Asgar’da buna dahildir) katledildi. Başları bedenlerinden ayrıldı.
Hz. Zeynep (s) başta olmak üzere Peygamber (s.a.a) ailesinin tüm kadınları kızları ve çocukları esir edilip zincirlere vuruldu.
Kesik başlar ve esirler kervanı önce Kufe’ye Yezid’in zinazade valisi Ziyad b. Ubeydulllah’ın sarayına getirildiler.
Daha sonra Yezid’in emri ile Peygamber (s) Ehl-i Beyt’inin erkeklerine ait kesik başlar ve esirler kervanı Kufe-Bağdat-Musul-Mardin-Urfa-Antep-Halep yolu ile yaklaşık 1400 km yürütülerek Şam’a getirildiler.
Hz.Zeynep (s) Şam’da Yezid’in sarayında yaptığı konuşmalar ile KERBELA VAKASI’nın hem tarihi vaka ve hem de mana itibariyle üzerinin örtülmesine müsaade etmemiş ve Şecere-i Melune’nin planlarını boşa çıkardı.
Emeviler AŞURA GÜNÜ KERBELA’da Hüseyin’in şahsında esasında “adalet, özgürlük, eşitlik” temelli İslam’ı yok etmek ve saltanat, sulta, tahakküm içeren bir İslam icat etmek için Ehl-i Beyt (s)’i katlettiler.
Emeviler AŞURA GÜNÜ KERBELA’da Hüseyin’in şahsında Muhammed’i öldürmek ve zahiri olarak İslam elbisesi giydirdikleri eski Arap cahiliyyesini diriltmek için Ehl-i Beyt (s)’i katlettiler.
İmam Hüseyin (s) AŞURA GÜNÜ KERBELA’da kendi şahsında Hz. Muhammed (s)’in katledilmesini ve İslam’ın çöllere gömülüp cahiliyenin diriltilmesini önlemek için kıyaetmiştir.
İmam Hüseyin (s) AŞURA GÜNÜ KERBELA’da “adalet, özgürlük ve eşitlik”in katledilmesini önlemek için kıyam etmiştir.
İmam Hüseyin (s) AŞURA GÜNÜ KERBELA’da 124 bin Peygamberin (s) tevhid / akıl, sevgi ve barış mücadelesinin heba olup yok olmasını engellemek için mücadele etmiştir.
… Özgür ruhlu temiz insanlar, İMAM HÜSEYİN’i KERBELA’DA yalnız bırakmak dolayısıyla büyük bir utanç ve pişmanlığa duçar oldular. Ve her AŞURA “intikam yemini” ederek organize olmaya başladılar.
Önce Tevvabin (Tövbe Edenler) Hareketi ardından Muhtar Sakafi Kıyamı Emevi saltanatını kökünden sarstı.
Kıyam ve başkaldırıların ardı arkası kesilmiyor EMEVİLER’e olan kine nefret günden güne büyüyor öldürülmek yok edilmek istenen İmam Hüseyin (s)’in fikir ve mesajları her yanı tutuyordu.
Her yıl AŞURA GÜNÜ bir yandan zalim EMEVİLER’e öfke ve nefret büyüyorken bir yandan da Ehl-i Beyt (s)’n mesaj ve fikirleri kulaktan kulağa gönülden gönüle yayılıyordu.
İşte bu anda EMEVİ SARAYI saray mollalarını sahaya sürdü. Bin bir hadis uydurarak AŞURA GÜNÜ’nün (İmam Hüseyin’in) felsefe ve mesajını Kerbela’ya gömebilmek için o günü bayram ilan edebilmek için akla hayale gelmeyen şeytanlıklar icat ettiler.
Nuh gemiden İbrahim ateşten Yusuf kuyudan Musa denizden Yunus balığın karnından çıktı. Bayram yapmamız için daha ne olsun!
Bolluk bereketin nişanesi olarak aşure tatlısı pişirelim yiyelim yedirelim sevinelim sevindirelim… dediler.
Böylece Emeviler AŞURA GÜNÜ’nü resmi bayram ilan ettiler.
…Ve son olarak diyelim ki denilen doğru; Nuh gemiden İbrahim ateşten Yusuf kuyudan Musa denizden Yunus balığın karnından çıktı.
Ve yine aynı gün Hz. Muhammed Mustafa (s)’nın 17 oğlu öldürülmüş tüm kızları esir edilip zincirlenmiş…
Ne yapmalı?
Muhammed (s)’in cenazesini bırakıp da
Nuh’un gemisindeki artık tahılın peşine mi düşmeliyiz?
_______________________
Kemal Şükrü Sevindik
Tarihçi / Yazar
#makale #aşura #kerbela #hzhüseyin #imamhüseyin #ehlibeyt #tarih #şehit #niçin #gerçek #gerçekler #hzmuhammed #islam