Türkiye’de "okumuş adamlar" belli kesimleri sürekli aşağıladı. Oysa Anadolu insanı “okumuş adama” hep saygı duydu. Ama halk “aydınlarından” umduğu hayrı bulamadı. Onların pastasına eşitsiz bir ortak gibi görüldü ve hep aşağılandı. Ailelerinin "ceketimi satar yine okuturum çocuğumu" diyerek okuttuğu insanları cahil diye alaya almaya çalışmak en hafif tabirle ayıptır. Anadolu insanının sol aydın namlı kesime şüpheyle bakması işte tam da bu üstenci tavır, yabancılaşma ve toplumdan kopukluklarıyla alakalıdır.
Esas mesele; kibirli dar bir kesimi eğitimi, kaliteyi ve refahı sadece kendileri gibi giyinen, kendileri gibi yiyip içen, kendi yaşam tarzlarına uyanlar için hak görüyor. Amaçları eğitimin, kalitenin ve refahın ülkeye yayılması değil kendileri için bir ayrıcalık olarak kalması.
Bu bakış açısına göre bizde de Batı'da okumak uzun süredir doğrudan bir yaşam tarzı meselesi gibi görülüyor. Eğitimin yaygınlaşmasını isteyen gruplar bile bunu bir yaşam tarzı ve ideolojik değişim için katalizatör olarak gördüğü için istiyor. Misyoner ve sömürgeci bir bakış açısı. Buna göre, okumak doğal sonuç olarak batılılaşmayı ve sekülerleşmeyi getirmeli. Yüksek diplomalar yahut yabancı diller, itibarlı Batı okulları dahi işe yaramaz bu sığ bakış karşısında. Çünkü mesele şu: Bu kadar okuduysan, aydınlandıysan hala neden hayat tarzını değiştirmezsin, mesela içki içmezsin? Hatta hala nasıl şu partiye oy verirsin/yahut vermezsin? Ön kabul şu: Okuyan değişir, değişimin istikameti bellidir: Batılılaşma ve sekülerleşme. Madem bu kadar okudun sen neden bize benzemiyorsun?
Bunlarla uğraşamazsınız, dünyanın en ruh hastası topluluğu, yapmanız gereken tek şey mücadele etmek ve kutsallarınızı korumak. Bir adım bile olsa taviz verirseniz sizi maymuna çevirirler dostlarım.