“Nasıl bir çağa denk geldik” diyerek isyan çemberinden çıkamayan arkadaşlara:
Çağa denk gelmedik, çağa geldik. Burada olmamız dahil her şey tesadüfen ve rastgeleymiş gibi bakıyorsunuz. İlahi nizam ve plana güvenmiyorsunuz. Kendinizi kurban görmekten vazgeçmiyorsunuz. Özellikle iman sahiplerine bu bakış yakışmıyor. Çağa sövüp durmayalım artık. Geldik, bunun bir sebebi var ve bu deveyi güdeceğiz. Asıl odaklanacağımız sorular şunlar olsun:
-Kendi yolumuzu iyice zorlaştırarak mı yoksa bir an önce farkına varıp uyumlanarak daha kolay şekilde mi bu deveyi güdeceğiz? Kimse kolay olacağını söylemedi ama kimse yapamayacağını da söylemedi. Ruhunun gücünü ve potansiyelini en iyi O biliyor. Sana aksini düşündüren tuzaklara düşme.
-Allah’a ve sisteme güvenmiyor musunuz? Cevabınız “haşa” ise, diğer düşünceleri de ona göre şekillendirmekte fayda var. Her şeyin bir sebebi var. Biz her cevabı henüz bilmiyoruz diye bu o soruların mükemmel bir açıklaması olmadığı anlamına gelmiyor.
-“Herkes, her şey çok kötü”ye odaklanmak yerine ben nasıl daha iyi ve doğru olabilirim’e, ruhumun gerçeğine nasıl ulaşabilirim’e odaklanmanın zamanı gelmedi mi? Suçlama ve kurbanlık döngüsünü bitirip kendimize dönmeli, iyileşmeli, imanı güçlendirmeli, tevekkül üzerine tefekkür yapmalı.
Buraya ceza çekmek için geldiğinize ya da çok masumken bir anda gökten öylesine buraya itildiğinize inanır ve kurban rolünden çıkmazsanız, bilinciniz de o seviyede kalır ve üzücü bir çemberin içinde dolanır durursunuz. “Nasıl bir çağa denk geldim” demek hem kurban psikolojisini besliyor hem imanınızı zedeliyor. Etmeyin. Yaralarımızı şifalayalım, alınacak dersleri alalım, bizi esir tutan zihin kodlarımızdan sıyrılmaya çalışalım ve öze doğru keşif ve aydınlanma yolculuğuna hız verelim. Önce O’na sonra kendimize güvenelim. Bizi koruyan, hoşgörüyle gözleyen, başarmamız için sevgiyle ellerini çırparak bekleyen, belli bir ölçüde rehberlik eden ama seçimlerimize karışmayan kocaman görünmez bir ordu var. Yalnız değiliz.
Dalga etkisi / zincirleme etki sandığımızdan daha etkili. Sevgiyle yaptığımız bize küçük gelen bir detay bile dalga etkisine girer. Dünyada hangi dalgayı büyütüp yaymak istediğimiz bize kalmış.
Yaralı bir hayvana denk gelirsin, seni Hızır kılmıştır.
Düşen bir çocuğun Hızır’ı yapar seni; tam ihtiyacı olduğu anda bir dedenin karşısına çıkarır.
Bazen farkında bile olmazsın biriyle çarpıştırır seni. Üç saniyeyle hayat bile kurtarmış olabilirsin.
Sana kim Hızır oldu, sen kime Hızırdın bazen bilemezsin evet,
ama bazen de Hızır olmayı seçebilirsin.🌷
Bazen yalnız başına kendin olmaya çalışırken bi ruha denk gelirsin, senin içindeki şarkıyı duyar ve eşlik eder.
Böyle şiirsel karşılaşmaların hastasıyım
“Bu sistem tuzak, ruhları kandırarak enkarnasyona ikna edip enerjilerini kullanıyorlar” teorisi yaygınlaşmış. Yaratıcıyı, sistemini ve ruhunuzu böyle aşağılayan bi teori kimin işine gelir? Egoya ve korkuya dayalı güç sistemlerinin.
Bu teori ruhsal büyümeye hizmet etmiyor
Kelebek kozasından çıkarken ciddi bir mücadele verir. O daracık açıklıktan kendini sıkıştıra sıkıştıra çıkar. Bu süreçte kanatlarındaki sıvılar itilir ve kasları güçlenir. Eğer bi insan iyi niyetle de olsa, kelebeğe yardım ederek kozayı yırtarsa
Özellikle bizim toplumda iyilik = delicesine fedakarlık olarak kodlanmış. Bunun zararı insanın hem kendisine hem de çevresine aslında. Mesela dikkat edin, her düştüğünde kaldırılan bir insan buna alışır, öğrenemez, nasılsa birileri var beni kaldırır der, sorumsuz yaşar.