Avukat/Attorney at Law (Istanbul 2 Nolu Barosu), Diplomacy Foundation (DF), Istanbul Uni. Hukuk ‘98 (BA), Bilgi Uni. Hukuk (LL.M) ‘06. Istanbul-Ankara-Batman
15 Temmuz; aziz milletimizin iradesine, demokrasimize ve devletimizin bekasına kasteden hain darbe girişimine karşı yazdığı şanlı bir direniş destanıdır. Sayın Cumhurbaşkanımızın kararlı liderliğinde, milletimizin sarsılmaz iradesi ve eşsiz cesaretiyle bu ihanet girişimi bertaraf edilmiş; Türkiye, istiklaline, istikbaline ve millî iradesine sahip çıkmıştır.
Vatanımızın bölünmez bütünlüğü uğruna canlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmet, minnet ve dualarla yâd ediyor; kahraman gazilerimize şükranlarımı sunuyorum.
15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günümüz kutlu olsun. 🇹🇷
Futbolun Amerikanlaşması: Ted Lasso, dünya kupası ve takım ruhu
1994 Dünya Kupası’nı tek başına organize eden Amerika, 2026’da Kanada ve Meksika’yla turnuvaya yeniden ev sahipliği yaparken futbolun değişimine de damgasını vuruyor. Turnuva 48 takım, 104 maç ve 16 farklı şehirle bugüne kadarki en geniş dünya kupası organizasyonu olarak öne çıkarken, Amerika’nın ev sahipliği küresel bir endüstri haline gelen futbolun ne kadar büyük bir ekonomik ürün olduğunu gösteriyor. Sporu eğlence endüstrisi haline getirmekte mahir olan Amerika, şu günlerde futbolun ticari potansiyelinin sınırlarını genişletmekle meşgul. Spor altyapısı avantajını kullanarak bu turnuva için büyük masraf yapmadan önemli kar elde eden Amerika hem ülkedeki futbol pazarını genişletmek hem de futbolu ülkeye uyarlamak konusunda yol alırken futbolun amatör ruhunun korunmasına pek de özen göstermiyor. Apple TV’nin en başarılı dizilerinden Ted Lasso’da betimlenen Amerikan naifliğinin ve amatör ruhun dünya kupası organizasyonunda geçerli olduğunu söylemek pek de mümkün görünmüyor.
MÜZMİN İYİMSER TED LASSO
Ted Lasso dizisi, futbolun en basit kurallarını dahi bilmeyen bir Amerikan futbolu koçunun İngiliz futbol kültürü içinde verdiği mücadeleyi anlatır. Ted’in absürt seviyelere varan futbol cahilliği, Amerika’nın bu spora olan uzaklığının yanında ‘dünyadan habersizliğinin’ farklı bir anlatımı aslında. Ted oyunun ofsayt gibi kurallarını veya taktik detaylarını bilmez ancak oyuncuların psikolojisini, takım ruhunu, özgüven ve aidiyet duygularını iyi analiz eder. Ted, Amerika’nın spor anlayışının teknik becerinin ötesinde liderlik, motivasyon, karakter inşası ve kolektif ruha dayandığını gösterir. Avrupa futbolunda teknik direktör taktik deha, otorite ve disiplin figürü olarak öne çıkarken Ted’in koçluk anlayışı duygusal zekâ, pozitif liderlik ve kişisel gelişime dayanan müzmin bir iyimserlik üzerine kuruludur.
Avrupa’nın futbol kültürü tarih, sınıf mücadelesi, aidiyet sorunları, tribün öfkesi ve yerel kimliklerle iç içe geçmiştir. Ted ise inanmanın, takım olmanın, kendini aşmanın ve pozitif cesaretlendirmenin öne çıktığı Amerikan amatör ruhunu bu dünyaya tanıtan bir elçidir adeta. Amerikan spor kültürü anlatısında, koç oyuncuları kazanmaya çalışmakla kalmaz ‘iyi insan olmaya’ teşvik eden bir ahlaki misyonun da taşıyıcısıdır. Ted’in futbolu bilmemesine rağmen takımı dönüştürmesi, taktiksel bilgisinden ziyade egoları yönetebilmesinin bir sonucudur. Jamie Tart’ın yetenekli bencilliğini, lider Roy Kent’in öfkesini, Rebecca’nın özgüvensiz yöneticiliğini ve kendiyle barışık olmayan Nate’in ihanetini yönetebilmesi başarının anahtarı olarak öne çıkar.
Öte yandan Ted’in panik atakları, dışa yansıttığı bütün iyimserliğine rağmen iç dünyasında yaşadığı kırılmaları ve ailevi sorunlarını yönetmekte ne kadar zorlandığını gösterir. Amerikan profesyonellik anlayışının kamusal performansla özel hayat arasında yaptığı keskin ayırımın örneği olarak öne çıkan bu ikilem, Ted’in neşeli görünmesine rağmen liderlik kültürünün cazibesiyle birlikte yükünü de taşıyan bir figür olduğunu gösterir. Amerika’nın iç sorunları dışarı yansıtmamak üzerine kurulu püritan kültürünü andıran bu çelişki, sporun amatör ruhuyla ticari kaygıların çatışmasında da görülür. Her ne kadar takım ruhunu oluşturmak konusunda başarılı olsa da Ted futbol endüstrisinin finansal gerçekleriyle yüzleşmek zorunda kalır.
FUTBOLUN AMERİKANLAŞMASI
Avrupa futbolunun organik, yerel, tarihsel ve taraftar merkezli yapısı karşısında Amerikan spor sistemi daha fazla görsel şölen, sponsorluk, medya hakları, reklam ekonomisi ve seyircinin eğlendirilmesi üzerine kurgulanmıştır. Küçük yaştan itibaren okul müfredatının bir parçası olarak düzenli spor yapmaya alışan Amerikalılar, sponsorluk ve spor burslarının yarattığı ekonomik fırsatlarla erken yaşta tanışır. Bu sistemi futbola da uygulayan Amerika’nın kadın futbol takımı dört dünya kupası ve beş olimpiyat altın madalyası almış durumda. Erkek takımı ise 2002 dünya kupasında çeyrek finale çıkmış ve sonrasında da CONCACAF bölgesinde baskın güç haline gelmeyi başarmış durumda. 2026’da da gruptan çıkmayı garantiledi. Amerika’nın spor altyapısı ve finansal gücü futbolda da sonuç almasını sağlıyor.
Tüketim kültürüyle iç içe geçmiş ve altyapı sorunu olmayan bir spor endüstrisi yaratmayı başaran Amerika, dünyanın en büyük spor dalı olan futbolun dışında kalmışlığını bir süredir aşmaya çalışıyor. 1970’lerde Pele’nin gelişiyle Amerika’da futbolun tohumları atılmış, 1994 Dünya Kupası da bu bağlamda anlam kazanmıştı. Amerika 1996’da ulusal futbol ligini kurdu ve 2000’lerden bugüne kadar David Beckham, Thierry Henry, Zlatan Ibrahimovic, Wayne Rooney ve Lionel Messi gibi isimlerin Amerika’ya gelmesi rastlantı değil. 2026 Dünya Kupası da Amerikan spor ve eğlence sektörü yöneticilerinin Amerika’daki futbol pazarını büyütmek konusunda ne kadar kararlı olduklarını gösteriyor.
Amerikan futbol pazarının gelişmesi ülke adına ne kadar olumlu görülse de 2026 Dünya Kupası’nın formatında ve maç kurallarında yapılan değişiklikler, futbolun negatif anlamda Amerikanlaşmaya başladığına da işaret ediyor. Format değişikliği çok daha fazla ülkenin katılımını sağlayarak küresel izleyici kitlesini artırırken maç gelirlerinin artması oyunun daha fazla ekonomik bir ürüne dönüşmesi sonucunu doğuruyor. Maç sırasında verilen mecburi su molaları bir yandan iki devreli bir oyunu fiilen dört çeyreğe dönüştürüyor bir yandan da reklam fırsatlarını artırırken maçların alışageldiğimiz ritmini bozuyor. Bilet fiyatı skandalları, final maçında yapılması planlanan devre arası gösterisi, dijital içerikler, bahis ekonomisi ve diğer bazı eğlence ögeleri de futbolun hızla ticarileştiğine işaret ediyor.
TAKIM RUHU
Ted İngiltere’ye futbolu öğrenmeye gittiğinde uyum sorunlarıyla boğuşurken müzmin iyimserliğini en büyük silahı olarak kullanmaya çalışmıştı. Dünya kupasıyla bu süreç tersine dönüyor sanki: futbol Amerikan spor endüstrisi mantığına uyum sağlamaya çalışırken tüketim kültürüne ayak uydurmak zorunda kalıyor. Amerikanlaşma tesisleşme, profesyonellik, spor psikolojisi, pazarlama becerisi ve altyapı konularında futbola katkı yapabilir elbette ancak epeydir hız kazanan futbolun ticarileşmesi sürecinin daha da hızlanacağını öngörmek zor değil. Bunun futbolun daha da evrensel hale gelmesini sağlayacağını savunanlar olacaktır ancak futbolun amatör ruhunun kalmadığı tartışması da geçerli olmaya devam edecektir.
Ted Lasso futbolu bilmeden de insan psikolojisini iyi yöneten bir iyimserliğin başarılı olabileceğini göstermeye çalışıyordu. Dünya kupası da Amerika’nın futbolu kendi diliyle yeniden biçimlendirdiğini gösteriyor: daha büyük stadyumlar, daha fazla reklam, daha fazla veri ve istatistik, daha fazla eğlence, daha fazla para ve sportif iyimserlik. Bu trendlerin önemli bir kısmının geri döndürülmez biçimde ileri bir seviyeye geldiğini kabul etmek gerekiyor. Uluslararası başarı için futbol ekonomisinin akılcı kurgulanması kaçınılmaz hale geliyor. Bununla birlikte çok değerli takımların dahi başarısız olabilmesi, insan psikolojisinin ve takım ruhunun en temel unsur olmaya devam edeceğini gösteriyor. Futbolun ticarileşmesiyle takım ruhunun geliştirilmesi arasında organik ve güçlü bir ilişki kurulması başarı için kaçınılmaz hale gelecek gibi görünüyor.
https://t.co/KQv5DbyZcF
Gençlerin haklarını bilen ve savunabilen bireyler olarak yetişmesi güçlü bir demokratik toplumun temelidir.
Hak arama kültürünün erken yaşlarda kazanılması gençlerin kendilerini ilgilendiren süreçlere etkin katılımını mümkün kılar.
Bu anlayışla, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu olarak 29 Ocak’ta lise öğrencilerimize yönelik Hak Arama Mekanizmaları Gençlik Atölyesi düzenliyoruz.
Haklarını öğrenmek, başvuru yollarını keşfetmek ve söz sahibi olmak isteyen tüm gençleri etkinliğimize bekliyoruz.
“Zulmün zulüm olduğu hem kurbanın kendisi hem de zulmeden kişi tarafından ve yapılanlardan az çok haberdar olan herkes tarafından bilinir. Zulmün bahanesi veya hafifletici sebepleri olmaz. Zulüm asla geçmişi dengelemez, geçmişte yapılmış hataları telafi etmez. Zulüm gelecekteki zulmün yolunu açar, o kadar. Kendi kendini sürdürür... Barbarca bir ensest şeklidir. Zulmeden herkes, bunun yol açacağı zulümlerin sorumlusudur.
-Muad'Dib Apokrifi”
(Dune Çocukları, F. Herbert, 1976)
Avrupa genelinde Müslüman karşıtı ırkçılığı sistematik bir biçimde inceleyen Avrupa İslamofobi Raporu’nun (EIR 2024) onuncu sayısını yayınladık.
İlk kez 2015 yılında yayımlanan raporumuz, geçen on yıl içerisinde islamofobinin
Avrupa çapında kamusal söylemleri, politikaları ve kurumsal uygulamaları nasıl şekillendirdiğini anlamak açısından en yetkin başvuru kaynaklarından biri hâline geldi.
Rapor, inkâr edilen ya da görmezden gelinen örüntüleri ortaya koyarak, islamofobinin geçici bir olgu değil; Avrupa toplumlarına içkin, süreklilik arz eden ve dönüşen bir ırkçılık biçimi olduğunu açıkça göstermektedir.
Raporu aşağıdaki linkten ücretsiz olarak indirebilirsiniz.
80’inci yılda Birleşmiş Milletleri kuruluş ruhuna döndürecek adımları atmak hepimizin ortak sorumluluğudur.
Biz güçlünün haklı olduğu değil, haklının güçlü olduğu bir sistem kurulana kadar DÜNYA BEŞTEN BÜYÜKTÜR demeye devam edeceğiz. #UNGA80
Görevimiz sistemi terk etmek değil, onarmak, yeniden işler hale getirmektir.
Hiç şüphesiz DAHA ADİL BİR DÜNYA MÜMKÜNDÜR.
Türkiye, daha adil bir dünyanın inşası için mücadelesini sabırla devam ettirecektir.
Bir gazete ve haber sitesinde iddia edildiği gibi TİHEK Başkanı müvekkilim sayın Fahrettin Altun’un ne bakanlıklardan 15 adet minibüs gibi bir talebi ne de reddedilen bir talebi mevcuttur.
“15 adet minibüs” gibi ilk bakışta bile anlaşılacak bir yalanı kulis kisvesiyle yazmanın gazetecilik mesleğiyle bağdaşır bir yanı yoktur ve ciddiyetten tamamen uzaktır.
Kamu görevinin her türünü ve her kademesini kamu menfaatine yönelik şerefli bir hizmet vesilesi sayan müvekkilim hakkında bu yazıyı yazan ve yayınlayan mecralar hakkında yasal yolları kullanacağız.
Kamuoyunun bilgisine saygılarımızla duyururuz.
Prof. Dr. Fahrettin ALTUN
Vekili
Av. Sezgin TUNÇ
Müvekkillerin kızları Göksu Çelebi'nin ilk kaldırıldığı Sarıyer Hamidiye Etfal EA Hastanesi'nde ciddi ihmaller yapıldığına dair tespitlerimizi ve taleplerimizi İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma dosyasına detaylı olarak sunduk.
Özet olarak;
• Adli vaka raporunda eksiklik ve sorunların bulunduğu, paylaşılmasından imtina edildiği,
• Mağdurun vücudunda bariz darp izlerinin adli vaka raporuna yazılmadığı,
• Darp ve enjeksiyon izlerinin fotoğraflanmadığı,
• Yüksek dozda uyuşturucu madde şüphesiyle getirilen hastaya kan veya idrar tahlili yapılmadığı, yapılmışsa dahi bunların ikinci hastane ile paylaşılmadığı,
• Tıp teamüllerine aykırı olarak hastanenin Acıbadem Hastanesine sevk işlemlerine direnç gösterdiği,
• Hamidiye Etfal'de yoğun bakım yatışı yapılmış olmasına rağmen daha sonra bu kaydın sistemden çıkarıldığı,
• Sevk akabinde E-Nabız açıkken, hemen sonra erişimininin hekim görüntülemesine kapatıldığı tespit edilmiştir.
Bu şüpheli ve kritik hususlara ek olarak, şüpheli beyanları ve olayın oluş şekli hakkında detaylı soru ve teknik inceleme taleplerimiz dosyaya sunulmuştur.
Kamuoyunun bilgisine sunarız.
Çelebi Ailesi vekili
Av. Sezgin TUNÇ
Ekli habere konu olayla ilgili olarak, müvekkilim adına kamuoyunu doğru bilgilendirme amacıyla bu açıklamayı yapma gereği doğmuştur:
Müvekkilimin kızı halen hastanede yoğun bakım ünitesinde tedavi görmekte olup, hayati tehlikesi devam etmektedir. Bazı mecralarda yer alan vefat ettiği yönündeki haberler gerçeği yansıtmamaktadır ve asılsızdır.
Olayla ilgili olarak sorumluluğu veya ihmali bulunan kişi ve kurumlar hakkında şikayetçi olunmuştur. Soruşturma İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde titizlikle yürütülmektedir.
Ayrıca, şüpheli ile müvekkilimin uzlaştığına ilişkin iddialar da tamamen gerçek dışı olup, bu tür spekülatif haberlerin kamuoyunu yanıltma ve adli süreci etkileme amacı taşıdığı değerlendirilmektedir.
Sürecin her aşamasında hukuki haklarımızı kararlılıkla kullanacağımızı, adaletin tecellisi için gereken tüm başvuruların yapılacağını kamuoyunun bilgisine sunarız.
Saygılarımızla,
Av. Sezgin Tunç
Çelebi Ailesi Vekili
Ekli habere konu olayla ilgili olarak, müvekkilim adına kamuoyunu doğru bilgilendirme amacıyla bu açıklamayı yapma gereği doğmuştur:
Müvekkilimin kızı halen hastanede yoğun bakım ünitesinde tedavi görmekte olup, hayati tehlikesi devam etmektedir. Bazı mecralarda yer alan vefat ettiği yönündeki haberler gerçeği yansıtmamaktadır ve asılsızdır.
Olayla ilgili olarak sorumluluğu veya ihmali bulunan kişi ve kurumlar hakkında şikayetçi olunmuştur. Soruşturma İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde titizlikle yürütülmektedir.
Ayrıca, şüpheli ile müvekkilimin uzlaştığına ilişkin iddialar da tamamen gerçek dışı olup, bu tür spekülatif haberlerin kamuoyunu yanıltma ve adli süreci etkileme amacı taşıdığı değerlendirilmektedir.
Sürecin her aşamasında hukuki haklarımızı kararlılıkla kullanacağımızı, adaletin tecellisi için gereken tüm başvuruların yapılacağını kamuoyunun bilgisine sunarız.
Saygılarımızla,
Av. Sezgin Tunç
Çelebi Ailesi Vekili
Ne benim ne müvekkilim Fahrettin Altun’un söz konusu şahıs için tek bir kelime açıklaması olmamıştır.
Haber adı altında apaçık bir yalan ve psikolojik harp faaliyeti yürütülmektedir.
CHP’nin grup başkan vekilinin de mal bulmuş mağribi gibi bu faaliyete destek vermesi ve katılması hakikati perdeleme ve devam eden yolsuzluk soruşturmalarını sulandırma çabasıdır.
Kamuoyuna duyurulur.
Ertuğrul Özkök, yine bir manipülasyona imza atmışsınız. Bu, gazetecilik değildir.
Daha önce bir iddia ortaya attınız. Hiçbir teyit mekanizmasını işletmediniz. Kulaktan dolma söylentilerle müvekkilim Fahrettin Altun’u itham ettiniz.
İddia neydi? Cumhuriyetimizin 100. yıl kutlamaları dolayısıyla tek bir firmaya etkinliklerde izin ve kolaylık sağlanması için kamu kurumlarına yazı yazıldığı iddia edilmişti.
Oysa o dönemde Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı 100. Yıl kutlamaları için proje üreten pek çok firma için kamu kurumlarına aynı içerik ve mahiyette yazılar yazmıştır.
Ertuğrul Bey, ben sizinle o belgeleri bu hakikati ortaya çıkarmak için paylaştım.
Siz ne yaptınız? Sözlerimi çarpıtıp konuyla hiç alakası olmayan bambaşka bir noktaya çektiniz.
O zaman bu iddianızı da yanıtlamak durumundayım.
Bahse konu hiçbir belge sureti halihazırda bağımsız Türk yargısı tarafından yürütülen hiçbir soruşturmaya referansta bulunmamakta, herhangi bir kanaat ortaya koymamaktadır.
Müvekkilim Sayın Fahrettin Altun’un bağımsız Türk yargısı eliyle yürütülen herhangi bir soruşturmaya müdahil olması asla ve kata söz konusu değildir. Hele ki devam eden bir yolsuzluk soruşturması bağlamında “devlet müdahil oldu” gibi bir iddiayı dile getirmek abesle iştigaldir.
Belli ki partizanlık gözünüzü kör etmiş!
Ertuğrul Özkök’ün akla ziyan açıklamaları dolayısıyla kamuoyunu bilgilendirmeyi görev addederim.
Saygılarımla.
Bir Youtube hesabı ve ekli X iletisinde iddia edildiği gibi müvekkilim sayın Fahrettin Altun’un bir üvey kardeşi yoktur. Müvekkilimin şahısla bir bağlantısı ve ilgisi de bulunmamaktadır.
İddialar hakkında Hakimler ve Savcılar Kurulu nezdinde devam eden bir soruşturma bulunduğu öğrenilmiş olup R.Ö. isimli şahıs hakkında İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı‘na dolandırıcılık şüphesi nedeniyle suç duyurusunda bulunulmuştur.
Kamuoyunun bilgisine saygılarımızla duyururuz.
Prof. Dr. Fahrettin ALTUN
Vekili
Av. Sezgin TUNÇ
Dün itibarıyla 41 yıllık terör belası sona erme sürecine girmiştir.
Türkiye; uzun, acılı, sancılı, gözyaşlarıyla dolu bir sayfayı dün itibarıyla kapatmaya başlamıştır.
Bugün yeni bir gündür, bugün tarihte yeni bir sayfa açılmıştır.
Bugün büyük Türkiye’nin, güçlü Türkiye’nin, Türkiye Yüzyılı’nın kapıları ardına kadar aralanmıştır.