Yasa
Bazen bin yıllık devletlerin bile “kendi iradesi” tartışılır.
Devletlerin ne kadar hareket edebileceğini ekonomileri, orduları, ittifakları, enerji bağımlılıkları ve uluslararası güç dengeleri belirler. Yani koskoca devletlerin dahi mutlak bir hareket serbestisi yoktur.
Şimdi bunu akılda tutun.
Silahı bir yerden,
mühimmatı başka yerden,
parayı başka kanallardan,
erzağı ve lojistiği başka ağlardan,
siyasi desteği başka başkentlerden,
uluslararası meşruiyet veya diplomatik korumayı ise bambaşka güç odaklarından sağlayan silahlı bir yapıyı düşünün.
Böyle bir yapının varlığının dahi dışarıdaki çok sayıda çıkar ve güç ilişkisine bağlı olduğunu kabul edip, sıra silah bırakmasına gelince:
“Tamamen kendi iradesiyle karar verdi.”
demek, açıklanmaya muhtaç bir varsayımdır.
Burada kimseye hakaret etmiyorum; bir siyasi ve jeopolitik iddianın mantıksal tutarlılığını sorguluyorum.
Devletlerin iradesini bile güç dengelerinden bağımsız okuyamıyorsanız, çok sayıda dış kaynağa bağımlı silahlı bir örgütün stratejik kararlarını da bu ilişkilerden bütünüyle bağımsızmış gibi okuyamazsınız.
Mesele “silah bırakıldı mı?” sorusundan ibaret değildir.
Asıl sorular şunlardır:
Kim istedi?
Kim ikna etti?
Kim garanti verdi?
Kim karşılığında ne aldı?
Hangi aktörün çıkarı değişti?
Ve silahın bırakılması, hangi daha büyük siyasi düzenlemenin parçasıdır?
Bunları sormak komplo teorisi değildir.
Bunları sormadan “kendileri karar verdiler” demek ise jeopolitiği, bir derneğin yönetim kurulu toplantısı zannetmektir.
BOZKURTUN ÇAĞRISI
Ey Türk!
Bu yurt yalnız üzerinde yürüdüğün basıp geçtiğin toprak değildir.
Senden öncekilerin sana bıraktığı, senin de senden sonrakilere bırakacağın emanettir.
Bir millet yalnız hudutlarında eksilmez.
Ocakları sönerken de eksilir.
Sofralarında çocuk sesi azalırken, kardeş kardeşe yabancılaşırken, aile kurmaktan korkar hâle gelirken de eksilir.
Ben Bozkurtum.
Size yalnız savaş meydanında(salgında) yol göstermedim.
Dar geçitlerden geçerken de, yurdun yolu kaybolduğunda da önden yürüdüm.
Şimdi önümüzde başka bir dar geçit var.
Evlenin.
Yuva kurun.
Birbirinize sahip çıkın.
Çocuklarınızı sevgiyle büyütün.
Onlara dilinizi, tarihinizi, merhametinizi ve cesaretinizi öğretin.
Çoğalmak yalnız sayı değildir.
Bir çocuğu vatana, insana ve adalete karşı sorumluluk sahibi yetiştirmek de yurdu korumaktır.
Çünkü yurt yalnız sınırda beklenmez.
Yurt bazen bir annenin ninnisinde,
bazen bir babanın omzunda,
bazen aynı sofraya oturan bir ailenin huzurunda korunur.
Dağların başında nöbet tutan asker kadar,
evinde iyi insan yetiştiren ana-baba da geleceğin nöbetindedir.
Ben Bozkurtum.
Size korkuyu değil yolu gösteriyorum:
Ocağınızı yakın.
Neslinizi yetiştirin.
Birbirinizi tüketmeyin.
Yurdunuzu boş bırakmayın.
Çünkü bir milletin en uzun yürüyüşü,
bir nesilden ötekine yaptığı yürüyüştür.
Yol uzun.
Yurt emanettir.
Ocak tütsün.
Türk yürüsün.
ABD'nin Fauci'si vardı.
Peki Türkiye'nin Fauci'si kimdi?
Pandemi boyunca televizyonlarda, gazetelerde ve sosyal medyada en çok kim konuştu? Kim en kesin hükümleri verdi? Kim aşı, bulaş, kapanma, maske, PCR, çocukların aşılanması, hatırlatma dozları ve doğal bağışıklık konusunda kamuoyunu en fazla yönlendirdi?
Bir isim araştırıyorum.
Yorumlara yalnızca bir isim yazın. Mümkünse altına neden o ismi seçtiğinizi ve hatırladığınız açıklamasını da ekleyin. Eski haber, video veya paylaşım bağlantısı olan özellikle bıraksın.
En çok yazılan isim, şimdilik tamamen gerçekci bir unvanla:
“Pandeminin Küresel politikalar izleyen doktoru — Türkiye 2020–2023”
ilan edilecek. :)
Ama sonra işin şakası bitecek.
İlk sıralardaki isimlerin pandemi boyunca kamuya açık beyanlarını arşivden çıkarıp tarih tarih inceleyeceğiz. O gün ne söylediler, hangi bilimsel kanıta dayanıyorlardı, daha sonra yayımlanan veriler ne gösterdi?
Kimseye sövmeyin, hakaret etmeyin, suç isnat etmeyin.
İsim + söz + tarih + kaynak.
Çünkü maksadımız birilerini taşlamak değil; yakın tarihin bilimsel hafızasını tutmak.
Bakalım Türkiye kimi hatırlıyor?
FİKİR HÜRRİYETİNİN SINIRI
Bir düşüncenin dile getirilmesi, tek başına hukuk düzeninin yaptırım alanına girmemelidir. Evet, tam olarak bunu söylüyorum. Ne olursa olsun.
Hukukun konusu düşüncenin kendisi değil, düşüncenin doğurduğu fiildir. Eğer bir düşüncenin hayattaki karşılığı; kişiler üzerinde doğrudan, somut ve gösterilebilir bir zararla nedensellik ilişkisi kuruyorsa, artık tartışılan şey fikir olmaktan çıkar, hukuki sonuç doğuran bir eylem hâline gelir. İşte yaptırımın meşru zemini de burasıdır.
Baskıyla susturulan fikirler çoğu zaman yok olmaz; yalnızca yeraltına çekilir, mağduriyet anlatısıyla yeni taraftarlar edinir. Buna karşılık serbestçe tartışılan, eleştirilen ve aklın süzgecinden geçirilen marjinal düşünceler ise çoğu zaman kendi ağırlıkları altında çöker. Toplum, sağduyusu ölçüsünde onları kendiliğinden tasfiye eder.
Ne var ki, her çağda en akıl dışı düşüncelerin bile peşinden gidecek insanlar bulunacaktır. Hukukun görevi bu düşünceleri cezalandırmak değil; düşüncenin doğrudan ve somut bir zarara dönüşmesini engellemektir. Özgürlüğü koruyan hukuk ile toplumu koruyan hukuk arasındaki denge de tam burada kurulur.
Oğlum,kızım/ üniversite / meningokok aşısı
******************************************(((
Bu konuda şöyle yapalım. Bizim X gediklisi profesör çağrıda bulunmuş. Bakın okuyun.
Sonra benim ona yazdığımı okuyun.
Kafanız karıştı mı , aydınlandı mı ?
Karar verin
*******************
Profesör
Enfeksiyon hastalıklarında coğrafyanın önemsiz hâle geldiğini doğrusu bu paylaşımınızdan öğrendim.
Çünkü ilk cümlenize göre "yurt dışına gidecek ve yurtta kalacak" öğrenci tek bir risk grubuna dönüşüyor. Oysa Norveç de yurt dışı, Nijer de; Japonya da yurt dışı, İtalya da. Madem hepsi aynı cümlenin içinde, anlaşılan meningokok da pasaport kontrolünde epidemiyolojisini değiştiriyor olmalı.
Ardından "yurt ve kışla risk" diyorsunuz. Hangi ülkenin yurdu? Hangi serogrup? Hangi sürveyans verisi? Bunlar olmayınca bilim biraz eksik kalmıyor mu? Zira enfeksiyon hastalıklarında risk, isimlerle değil; insidansla, taşıyıcılık oranıyla ve epidemiyolojik verilerle tanımlanır.
Sonra Türkiye'nin koruyucu sağlık yaklaşımının olmadığını söylüyorsunuz. Ağır bir cümle. Ben söylesem soruşturma açarsınız. @saglikbakanligi
İnsan ister istemez merak ediyor: Türkiye üniversitelerinde bu çağrıyı zorunlu kılacak meningokok salgınları mı yaşandı da biz duymadık? Yoksa veri henüz paylaşılmadı mı?
Koruyucu hekimlik, pusulasını epidemiyolojiden alır. Sizin pusulanız nedir Profesör?
Ne oldum deme
Ya nice olur benim halim de!
İkinciden emin olmak için
Mütevazi ol
Cömert ol
Vakıf insanı ol
Şerefini makama,paraya değişme ve hedonist zevklerle perişan etme
İte ve uğursuza ilişme,yaklaşma
Korkak olma/ açlık terbiye eder- ölüm Haktır.
Bu zamanda mürşid arama
Oraları istihbarat ağları kaplamış durumdadır.
Bunları kendine hatırlat dur.
Olaylara alttan, üstten, önden, arkadan; sağdan, soldan ve daha geniş bir ufuktan baktığınızda aynı hakikati görürsünüz:
Prensibin sustuğu,
ilkenin terk edildiği,
aklın araçsallaştırıldığı,
ahlakın pazarlık konusu olduğu yerde;
büyük balık küçük balığı yutar.
Fakat orada yalnız küçük balık kaybetmez.
Çünkü böylesi bir düzende küçük balık da makbul değildir;
ölüsü de, dirisi de.
Gücün hukukun yerine geçtiği her çağ, sonunda kendi vicdanını da tüketir.
Bizim yıllardır söylediğimiz budur.
Medeniyet, haklı olanın hakkını alabilmesinin önünün açıldığı iklimdir.
Ve küçük balıklar herhangi bir şeyi hak edecek bir şey yapmadan bir gün büyük balık olmayı bekliyor.
Acı çekecekler ve çektirecekler.
Yani büyüseler de bize düşen hüsran olacak.
Kimseyi peşinen suçlu kabul etmiyoruz. İstediğimiz tek şey herkesin hesap vermesi. Madem ABD'de oluyor,yapılıyor. Bizde de olmalı.
Buyursunlar bilimsel cevaplarla kendilerini anlatsınlar.
Bu millet eli görürde bizi görmez.
Daha ne yapabilirdim bilmiyorum.
50 bine yakın tweet
16 soruşturma
Terfi durması
4 disiplin cezası
Dernekten uzaklaştırma
Tamam ABD'li kahraman
Biz abalıyız.