Vatan ve millet sevgimizden, ülkülerimizden zerre ödün vermeden, teröre ve teröriste en ufak bir tebessüme dahi yer vermeden, Yavuz Ağıralioğlu liderliğinde kurulan Anahtar Parti’ye katılmış bulunuyorum.Rabbim millete hizmet yolunda niyetimizi hayırlı, akıbetimizi mübarek eylesin
Demografimiz için uyarıyorsunuz.
Sınırlarımız için tedbir sözü veriyorsunuz.
Uyuşturucuyla, mafya ve çetelerle mücadele edeceğinizi söylüyorsunuz.
Mülkiyet güvencesinden söz ediyorsunuz.
Peki bunca yıldır neredeydiniz?
İş insanı yarın başına ne geleceğini düşünerek yaşıyorsa, dışarıdan sermaye beklerken güven ortamını sağlayamıyorsanız önce biraz da geçen yıllarınızın muhasebesini yapın.
Iğdır’ın Aralık ilçesinde, Şehit Bülent Aydın Karakolu personelini taşıyan askeri aracın devrilmesi sonucu bir kahraman Mehmetçiğimizin şehit olduğu haberini derin bir üzüntüyle öğrendim.
Aziz şehidimize Allah’tan rahmet; kederli ailesine ve aziz milletimize başsağlığı diliyorum.
Kırıkkale’de sokak sokak, dükkân dükkân dertleştik…
Esnafımızın kapısını çaldık, hemşehrilerimizle sohbet ettik; memleketin derdini de yarınlarını da konuştuk.
Gittiğimiz her yerde aynı samimiyetle karşılandık. Sarılan, sohbet eden, fotoğraf çektiren hemşehrilerimizin sözlerinde ortak bir beklenti vardı:
“Duruşunuzu bozmayın, milletin umudu olmaya devam edin…”
Milletimizin umudunu boşa çıkarmamak için aynı inanç ve kararlılıkla yürümeye devam edeceğiz.
Kırıkkaleli hemşehrilerimize ve gün boyu bizi takip eden gazetecilere gönülden teşekkür ediyorum.
PISA 2025 sonuçları açıklandı.
Dünyada eğitim çıktılarının durakladığı bir dönemde Türkiye olarak matematik, fen bilimleri ve okuma becerilerinde önemli bir yükseliş yakaladık.
Bu başarının mimarı olan sevgili öğrencilerimizi, fedakarca çalışan öğretmenlerimizi, eğitim yöneticilerimizi, kıymetli velilerimizi ve Milli Eğitim Bakanlığımızı yürekten kutluyorum.
Raporda elbette geliştirmemiz ve önlem almamız gereken başlıklar da var. Ancak başarıyı gölgelememek adına onları şimdilik konuşmayalım.
Bugün haklı gururumuzu yaşayalım. Eksikleri ve yapılması gerekenleri konuşmak için nasılsa önümüzde uzun bir eğitim yılı var.
@Yusuf__Tekin@tcmeb
Lozan, üniter yapımızın inşa edildiği çerçeveyi çizdi.
Kurucu unsur, tali unsur diye bir şey yoktur. Türk milleti 86 milyonun adıdır, vatandaşlık tarifi de dünyanın en medeni vatandaşlık tarifidir.
Bu memlekette Türkmen’in olup da Kürt’ün olamadığı ne var?
EYLÜL AYI FAİZ KARARI AÇIKLANDI
Ama milletimizin asıl merak ettiği faiz kararının ne olduğu değil, bu kararların kendi hayatına ne zaman iyi geleceğidir.
Politika faizi %37.
Peki vatandaş ne görüyor?
Krediye ulaşamıyor.
Esnaf borçlanamıyor.
Sanayici yatırım yapmakta zorlanıyor.
Gençlerimiz ev, araba alma, yuva kurma hayallerini erteliyor.
Bir tarafta yüksek faiz, diğer tarafta hâlâ süren hayat pahalılığı…
Millet hem parasının değer kaybından hem de paraya ulaşmanın maliyetinden yoruldu.
Ekonomi yalnızca faizi artırarak veya düşürerek yönetilmez.
Mesele; üretimi artırmak, yatırımı büyütmek, istihdam oluşturmak, Türk lirasına yeniden itibar kazandırmak ve milletin alın terinin satın alma gücünü korumaktır.
Bugün milletimizin sorduğu soru çok basittir:
“Ben ne zaman rahatlayacağım?”
Biz bu memleketi yüksek faiz, yüksek enflasyon ve yüksek borç arasında sıkışmışlıktan çıkaracağız.
Üretenin kazandığı, çalışanın emeğinin karşılığını aldığı, yatırımcının önünü görebildiği ve milletimizin yeniden yarınından emin olduğu bir Türkiye için çalışacağız.
Ekonominin başarısını faiz tabelasında değil, milletin sofrasında ölçeceğiz.
Barrack’ın “Sihirli İksir” Söylemi, Osmanlı Millet Sistemini Andıran Yeni Bir Bölgesel Düzen İhtimalini Akla Getiriyor
ABD’nin Ankara Büyükelçisi, Suriye ve Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, 10 Eylül 2026’da Ankara’daki ABD Büyükelçiliği konutunda, “Türkiye, Amerika ve komşularımız arasındaki birleşim, bizi yeni bir başlangıca taşıyacak sihirli iksir olabilir” dedi.
Barrack, 29 Haziran 2025’te de Osmanlı millet sistemini överken İsrail’in Müslüman dünyasıyla bütünleşmesini savunmuş; 1 Kasım 2025’te Manama’da ise Osmanlı sonrasında Batı’nın kurduğu düzenin başarısız olduğunu ve ulus-devletlerin İngiltere ile Fransa tarafından oluşturulduğunu söyleyerek mevcut kaos ve zulümleri ilgili ülkelere mal etmişti.
Bu açıklamalar, farklı dinî ve etnik kimlikleri geniş bir bölgesel çatı altında birleştirecek yeni bir düzen arayışını düşündürüyor. Ayrıca etki alanının genişletilmesi görüntüsü altında sözde “dört parça Kürdistan” ın da Türkiye öncülüğünde birleştirilip ileride bağımsız bir yapıya dönüştürülerek İsrail’in güvenliğine ve ABD’nin bölgesel hedeflerine hizmet ettirilmesi ihtimali de çok güçlü .
Elbette eleştirimiz Kürt kardeşlerimize değil, onların kimliği üzerinden kurulabilecek dış güdümlü yapılara bizim tepkimiz. Ayrıca bizim için Türkiye Cumhuriyeti egemen ve üniter bir millî devlet olup geleceğimiz hiçbir yabancı gücün “sihirli iksirine” bırakılamaz.
Yeni bir siyasetçi olarak kafamda deli sorular var. Sizlerle paylaşmak istiyorum. Bir markaya güvenerek bir ürün aldığımızda, o markadan verdiği sözün arkasında durmasını bekleriz. Peki, siyasette neden aynı sorumluluğu aramıyoruz?
Seçmen, yalnızca adaya değil; o adayı gösteren partinin adına, logosuna ve temsil ettiği değerlere de güvenerek oy veriyor. Öyleyse seçmenin güveni boşa çıktığında sorumluluk yalnızca parti değiştiren kişilere mi aittir? Bu kişileri aday gösteren ve seçmenin karşısına çıkaran partilerin de kendileriyle hesaplaşması gerekmez mi? Güzel ülkemde artık birilerinin sorumluluk üstlenmesini bekliyoruz.
Daha da üzücü olan başka bir tablo var. Dün, Üsküdar Belediyesinin resmî Instagram hesabında yeni başkan vekilinin kutlama paylaşımlarını gördüm. Siyasi rekabet başka, insanların tutukluluğundan zafer çıkarmak başkadır. Sinem Dedetaş ve mesai arkadaşlarının yargı süreci devam ederken, düne kadar aynı sıralarda oturduğunuz insanların tutukluluğu üzerinden zafer naraları atmak hangi vicdana sığar?
Parti kavgalarını bir kenara bırakıp meseleye biraz da insani açıdan bakamaz mıyız? Aynı çatı altında çalıştığınız insanların yaşadıkları üzerinden “belediyeyi aldık” diye sevinmek, en hafif ifadeyle nezaketsizliktir. Üstelik belediyenin resmî hesabı, siyasi hesaplaşmaların değil, bütün ilçe halkına hizmetin mecrası olmalıdır.
Siyasi ayrılıklar, insani sorumluluklarımızı ortadan kaldırmaz. Rakibimizin zor gününde göstereceğimiz tavır da siyaset anlayışımızın bir parçasıdır. Seçmenin güvenini ve insanların onurunu gözetmeyen bu tablo, kimin içine siner?
“Enflasyon düşüyor” diyorsunuz.
Millet de size soruyor:
Nerede düşüyor?
Yıllık enflasyon %31,51.
Gıda %33,79.
Ulaştırma %35,08.
Konut, elektrik, gaz ve yakıt %39,77 artmış.
Şimdi siz millete diyorsunuz ki:
“Temel mal enflasyonu %15,9’a geriledi.”
İyi de millet istatistik satın almıyor!
Ekmek alıyor, et alıyor, süt alıyor.
Çocuğunun beslenme çantasını dolduruyor.
İşe gidiyor, evine kira ödüyor, elektrik ve doğal gaz faturası ödüyor.
Geçen yıl 1.000 liraya aldığı gıda sepetine bugün yaklaşık 1.338 lira veriyor.
Sonra çıkıp “Enflasyon düşüyor” diyorsunuz.
Enflasyonun düşmesi, fiyatların düşmesi değildir!
Fiyatların artmaya devam ettiği, sadece artış hızının yavaşladığı anlamına gelir.
Kira enflasyonu düşünce kira ucuzlamıyor.
Gıda enflasyonu düşünce market ucuzlamıyor.
Vatandaşın cebinden çıkan para azalmıyor.
Bir de dünyaya bakalım.
Euro Bölgesi’nde yıllık enflasyon %3,3.
Türkiye’de gıda enflasyonu %33,79.
Aradaki farkı kim ödüyor?
Emekli ödüyor.
Asgari ücretli ödüyor.
Esnaf ödüyor.
Çocuğunun sofrasından kısmak zorunda kalan anne, baba ödüyor.
Sayın Şimşek;
Siz “fiyat istikrarı” diyorsunuz, millet market fiyatına bakıyor.
Siz “enflasyon düşüyor” diyorsunuz, millet “Maaşım neden yetmiyor?” diye soruyor.
Siz grafik gösteriyorsunuz, millet fiş gösteriyor!
O yüzden artık millete rakamların arkasından bakmayın.
Markete bakın!
Pazara bakın!
Emeklinin cüzdanına bakın!
Asgari ücretlinin sofrasına bakın!
Ekonomi yalnızca tabloda yazan rakam değildir.
Ekonomi, bir babanın çocuğunun istediğini alabilmesidir.
Bir emeklinin, kasabın önünden başını eğmeden geçebilmesidir.
Bir ailenin, ayın sonunu borçlanmadan getirebilmesidir.
Enflasyon düşüyor olabilir.
Peki 25 yılın sonunda milletin hayat pahalılığı neden hâlâ düşmüyor?
🚨Anahtar Parti Lideri Yavuz Ağıralioğlu ile Kırıkkale’li vatandaşın yaşadığı konuşma sosyal medyada viral oldu:
“Türk milleti size güveniyor! Senin düğmeni koparamazlar beni öldürmeyince!”
FAİZİN, ENFLASYONUN VE BORÇLANMANIN FATURASI VATANDAŞIN CEBİNE YANSIYOR!
BDDK verileri, bireysel borçlarda ödeme güçlüğünün giderek daha görünür hâle geldiğini gösteriyor.
İhtiyaç kredilerinde takibe düşme oranı yüzde 6,1’e, bireysel kredi kartlarında ise yüzde 5,3’e ulaşmış durumda.
2024 yılı Ocak ayında ihtiyaç kredilerinde bu oran yüzde 1,7 seviyesindeydi.
Yani mesele artık yalnızca vatandaşın daha fazla borçlanmas�� değildir.
Asıl mesele, vatandaşın aldığı borcu ödemekte giderek daha fazla zorlanmasıdır.
Yüksek hayat pahalılığı yalnızca alım gücünü değil, ödeme gücünü de aşındırıyor.
Maaş ay bitmeden tükeniyor.
Kredi kartı borcu sonraki aya, bazen başka bir karta devrediliyor.
İnsanlar yatırım yapmak için değil gündelik ihtiyaçlarını karşılamak için borçlanıyor; borçlandıkça daha fazla faiz yüküyle karşılaşıyor.
Bugün milyonlarca insan için mesele ev almak, yatırım yapmak veya geleceği için birikim yapmak değil; ayın sonunu getirmek ve mevcut borcunu çevirebilmek.
Bir tarafta hayat pahalılığı, diğer tarafta yüksek borçlanma maliyetleri…
Gelir eriyor.
Alım gücü azalıyor.
Ödeme kapasitesi zayıflıyor.
Bunun en ağır sonucu ise vatandaşın bugünkü ihtiyaçlarını karşılayabilmek için gelecekteki gelirini şimdiden harcamak zorunda kalmasıdır.
Bir ülkede insanlar geleceklerini kurmak yerine geleceklerinden borç alarak bugünlerini kurtarmaya çalışıyorsa ekonomik göstergelerdeki iyileşmenin vatandaşın hayatına ne ölçüde yansıdığı ayrıca sorgulanmalıdır.
Millet ekonomiyi yalnızca açıklanan rakamlarla değil;
mutfağıyla,
cüzdanıyla,
kredi kartı ekstresiyle,
ayın sonunda kalan parasıyla değerlendiriyor.
Bugün tablonun söylediği açıktır:
Alım gücü zayıflıyor.
Ödeme gücü zorlanıyor.
Geleceğe ilişkin ekonomik güvenin korunması ise her geçen gün daha önemli hâle geliyor.
Bir çay, bir sohbet, koca bir memleket meselesi…
Kırıkkale’de hemşehrilerimizle çayımızı içtik, dertleştik, konuştuk.
Yorgun ama umudunu kaybetmemiş bir millet gördük. Bize güç veren bu inancı, birlikte yeniden ayağa kalkacak bir Türkiye’nin umuduna dönüştürmeye kararlıyız.
Milletimizle yan yana, can cana; umudu da Türkiye’yi de birlikte büyüteceğiz…
BU YALNIZCA BİR TAKDİM DEĞİL
Yükseltmek için mücadele verdiğim bu ses, Türk milletinin ikinci yüzyıldaki kurtuluş ümitlerinin bir tezahürüdür.
Tarihin omuzlarımıza yüklediği sorumluluğu, onurlu bir duruşla taşıma gayretidir.
Her saniye, her dakika, her an memleketin istikbalinde görünen inancı, yaşatma çabasıdır.
Yavuz Ağıralioğlu'nu takdim etmek,
Memleket mücadelesinin tam ortasında kurduğumuz hayalleri, liderimizin şahsiyetinde yaşatmaktır.
Bizim siyasi ve ahlaki üstünlüğümüz var...
Dün söylediğimizi bugün yalanlamadık,
Diyarbakır'da konuştuğumuzu İzmir'de inkar etmedik,
Karşı çıktıklarımızla dost, yol yürüdüklerimizle düşman olmadık,
Kardeşlik hukukumuzu ne pahasına olursa olsun koruduk,
Türk milletinin köklerinden aldığımız irfanla, yol aldık...
Neticesinde Yavuz Ağıralioğlu'nun önderliğinde Anahtar Parti olarak filizlendik...
Daha nice kutlu günlerimiz olacak!
@yavuzagiraliog@anahtarparti@Anahtarizmir35
#YavuzAğıralioğlu
#AnahtarParti
#İstikbalinAnahtarıİzmirde
#AnahtaraGel
İzmir; istiklal ateşinin zaferle taçlandığı şehir…
9 Eylül; işgalin sona erdiği, Türk milletinin bağımsızlık iradesini dünyaya ilan ettiği kutlu bir gündür.
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, İzmir’i düşman işgalinden kurtaran kahraman ordumuzu ve aziz şehitlerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum.
İzmir; istiklal ateşinin zaferle taçlandığı şehir…
9 Eylül; işgalin sona erdiği, Türk milletinin bağımsızlık iradesini dünyaya ilan ettiği kutlu bir gündür.
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, İzmir’i düşman işgalinden kurtaran kahraman ordumuzu ve aziz şehitlerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum.