Sahabeyi sadece hayırla anarız. Onları sevmek din, iman ve ihsandır; onlara buğzetmek ise küfür, nifak ve azgınlıktır.”
📚 Şerhu’l-Akîdeti’t-Tahâviyye / İbn Ebî’l-İzz
+devamı aşağıda
Doğrusuyla yanlışıyla Türkiyede hadis münkirlerinden tutun şiaya kadar reddiye yapmıştır hatta Caner taslamanla olan münazarası belkide bir kitlenin hadisleri okurken daha titiz ve dikkatli okumasına vesile olmuştur Bazen soruyorum neden bu adam camia tarafından yanlız bırakıldı?
Ebubekir Sifil Kimdir?
Önce benim gözümden…
İlk okuduğum kitabı tesadüfen elime geçtiğinde yıl 2009 idi. O dönem halkın içinden sıradan bir Müslüman olduğum İslâm ile pek te alakam olmayan dönemlerde beni ilk çarpan kitap, “Ben bu dünyaya neden geldim, nereye gidiyorum, ben ne yapıyorum” gibi sorgulamalara beni ilk iten kitap “bir İmam Gazzâlî kitabı” olsa da, ciddî anlamda çarpıldığım ilk kitaptır Ebubekir Sifil Hocanın “Çağdaş Dünyada İslâmî Duruş” kitabı. Kendi anlatımıyla “İmam Kevserî’nin onu çarptığı gibi…” çarpıldığım ve onu tanıdığım ilk kitabıdır.
Öncesinde çok kitap okuyan birisi olduğum halde, ilmî ve edebî doyum ve tat noktasında beni yukarılara taşıdığı için, yani bendeki çıtayı bi hayli yükselttiği için daha alt seviyede kitapları bir daha okuyamadım zaten, defalarca denesem de aynı seviyede olmayan hiçkimseyi kolay kolay okuyamadım ya da keyif alarak okuyamadım.
Sonra “Kim bu adam?” diye merak içinde kavrulup araştırmaya başladım, diğer kitaplarına, köşe yazılarına, sohbetlerine ulaştım ve büyük bir ilmî iştahla hepsini 2 aşamalı olarak (ilk aşamada göz gezdirip, ikinci aşamada detaylı ve dikkatli okumalar, dinlemeler yaparak) hatmettim.
Gördüğüm, idrak ettiğim şey dehşet verici bir hayranlık oldu.
Meseleleri böyle dakik şekilde ele alan, özüne inerek ama detaya boğmadan, her meseleyi bamtelinden yakalayabilen ve üslûbu hitabeti ile her yazdığı yazıyı makaleyi sonuna kadar keyifle okutabilen, bir kitaplık meseleyi bir yazıyla hakkıyla anlatabilen, bir yazılık/bir makalelik meseleyi bir paragraf ile hakkıyla anlatabilen, gerektiğinde bir meseleyi bir cerrah ustalığı ve kuyumcu titizliği ile kılcallarına kadar inip dermeyan eden, kılçıklarına ayıran, dilin tüm imkanlarını hayranlık uyandırıcı şekilde ustaca, zekice kullanarak anlatabilen, anlatırken ilmî olarak mest eden, hangi dinî ve ilmî meseleye girse o meselenin uzmanı gibi konuşup yazabilen, eskilerin deyimiyle her meselede “yed-i tûlâ” sahibi olduğu anlaşılan ve tüm verdiğim bu detaylarla, onu okurken kadim ulemânın gölgesini üstüme yansıtabilen, en önemlisi yıllar boyunca değişmeyen müstakiym duruşuyla, efendiliği, nezaketi, nezaheti, edebi, ahlakı, takvasıyla, hiç değişmeyen ender bir şahsiyetle karşı karşıya olduğumu sonraki yıllarda ve bugüne dek daha iyi idrak ettim. Abarttığımı düşünenler olabilir, olsun… Kendi nasipsizlikleri der geçerim… Abartmadığımı düşünenler de bi hayli fazla çünkü…
İslâmî forum sitelerinde, dinî çevrelerde, sosyal medyada birçok insanın Ebubekir Hocayı tanımadığını, duymadığını gördüm, farkettim ve bu beni şaşkına çevirdi, böyle bir cevheri nasıl olur da tanımazlardı?...
Ve… Karar verdim. Ben bu adamın, bu hocanın derdine davasına omuz vermeliydim elimden geldiğince… Ve gece gündüz bıkmadan usanmadan Hocayı insanlara tanıtmak için elimden geleni yapmaya başladım gerek sosyal medyada, gerek çevremde. Ve birgün, bu çabam Hocanın da dikkatini çekti ve beni İstanbula, Dâru’l-Hikme’ye davet etti… Yıl 2011 idi. Evet, Abdulaziz Bayındır ile münazara yaptığı o yıl… Sonrasını sonra anlatırım…
Gelelim asıl meseleye… Geçmişte ve günümüzde hala onu tanımayan bazı yarım akıllı tiplerin “Hocan bugüne dek ne yaptı?” sorusuyla muhatap oluyoruz, bu cahillik bizi şaşırtarak irrite etse de…
Hocamız bugüne dek ne yaptı?...
Nerden Başlayalım ki;
1997 yılında Türkiyede genelde İslâmî camiada, özelde Ehl-i Sünnet camiada Yaşar Nuri Öztürk’ün yeni yeni tanındığı, palazlandığı dönemlerde; İslamoğlu, Okuyan, Taslaman, Mustafa Öztürk vebenzeri modernistlerin ortak fikir atası olan FazlurRahman’ın ise hiç tanınmadığı dönemde, bir cildi Yaşar Nuri Öztürk’ün arızalı görüşlerine, diğer cildi Fazlurrahman’ın arızalı görüşlerine tenkid olarak kaleme aldığı “Modern İslâm Düşüncesinin Tenkidi” adlı 2 cilt (tuğla kalınlığında) kitaplarıyla, Öztürk’ü ve Fazlurrahman’ı yerle yeksan eden, adeta toprağa gömen isimdir Ebubekir Sifil…
1997’den bahsediyorum… Bugün yarım aklıyla “Hocanız ne yaptı ki?” diyen andavallar o tarihte henüz ya dünyaya gelmemişti ya da emzikle geziyordu… Ve bu andavalların çoğu bugün hala Fazlurrahman’ın kim olduğunu bilmiyorlar…
Misalen İmamiyye Şia’sının meşhur propaganda kitaplarından olan Muhammed Müsavî’ye ait “Şebhâ-yı Pişâver” adlı “sünnî âlimlerle münazara yapıp susturduğu”nu iddia ettiği kitaba, 2015 yılında 47 adet sıralı ders/sohbet şeklinde, Şianın her bir iddiasını kılçıklarına kadar ayıklayıp tarumar ederek Şia’nın dikkatilerini de üstüne çeken isimdir Ebubekir Sifil… Türkiyede Şiilerin ilmî camiasına “Türkiyede en çok hangi Ehl-i Sünnet Hocadan çekindiğinizi samimi olarak söyleyin” diye sorulsa zikredecekleri ilk isimdir Ebubekir Sifil, bu bir tahmin değil tesbittir ve bunu herkes bilir…
Kürsülerden “Şia şöyle yapıyor, böyle söylüyor, sahabeye sövüyor, bunlar küfürdür, tehlikelidir…” diyerek üstünkörü konuşmak “reddiye yapmak” değildir, reddiyenin ne olduğunu bilmeyenler öyle sanmaya devam edebilir… Bid’ât bir fırkaya reddiye yapmak, her bir görüşünü tek tek ele alıp dermeyan edip, kaçış ve itiraz noktası, dayanak noktası bırakmayacak şekilde tarumar etmekle olur. Bunu hakkıyla yapan isimdir Ebubekir Sifil..
Selefîlik ve Vehhâbiliğe dâir, teşbih ve tecsim inancını tüm detaylarıyla ve İbn Teymiyye öncesi fikir atalarıyla beraber didik didik edip ortaya seren ve bu konuda Ehl-i Sünnet inancını tahkim ederek selefîlerin Vehhâbîlerin (onların deyimiyle) başbelası olan, bu konuda onlarca sohbet/ders yapıp, yüzlerce yazı kaleme alan isimdir Ebubekir Sifil… Türkiyede Selefîlerin ve Vehhâbîlerin ilmî camiasına “Türkiyede en çok hangi Ehl-i Sünnet Hocadan çekindiğinizi samimi olarak söyleyin” diye sorulsa zikredecekleri ilk isimdir Ebubekir Sifil, bu bir tahmin değil tesbittir ve bunu herkes bilir…
Kürsülerden “İbn Teymiyye şunu söylemiş, küfürdür tehlikelidir…” diyerek üstünkörü konuşmak “reddiye yapmak” değildir, reddiyenin ne olduğunu bilmeyenler öyle sanmaya devam edebilir… Bid’ât bir fırkaya ya da şahsa reddiye yapmak, her bir görüşünü tek tek ele alıp dermeyan edip, kaçış ve itiraz noktası, dayanak noktası bırakmayacak şekilde tarumar etmekle olur. Bunu hakkıyla yapan isimdir Ebubekir Sifil..
Deizm ile ilgili tek bir sohbetinde bile deistlerin elini ayağını bağlayacak aklî ve ilmî deliller, argümanlar ve önermelerle deistleri başbaşa bırakıp, kilitleyen isimdir Ebubekir Sifil.
Yine geçmişte bir efsane olan, 2008 – 2014 yılları arasında yayımlanan Rıhle Dergisi’ne misafir olması sebebiyle tanıdığımız, okumaya başladığımız isimler arasındadır mesela Şaban Teoman Duralı Hoca, Serdar Demirel Hoca, Mehmet Fatih Kaya Hoca, Metin Yiğit Hoca, Bedri Gencer Hoca, Orhan Çeker Hoca, Selman en-Nedvî Hoca, Tahsin Görgün Hoca, Salim Öğüt Hoca, Mustafa Genç Hoca, Muhammed Accac el-Hatip Hoca, Kemal Sandıkçı Hoca, Muhammed Salih Ekinci Hoca, Nurettin Boyacılar Hoca, Zekeriya Güler Hoca, Murat Türker Hoca, Adnan Arslan Hoca, Yusuf Kaplan Hoca, Selahattin Sönmezsoy Hoca, Şevket Kotan Hoca, Abdüulhamit Birışık Hoca, Abdulkadir Hüseyin Hoca, Hüsnü Aktaş Hoca, Abdulkadir Yılmaz Hoca, Mehmet Efendioğlu Hoca, Ahmet Tahir Dayhan Hoca, İsmail Lütfi Çakan Hoca, Abdurrahman Arslan Hoca, Yener Öztürk Hoca, Veysel Güllüce Hoca, Üstâd Said el-Fûde Hoca, Murteza Bedir Hoca, Necdet Tosun Hoca, Muhittin Uysal Hoca ve daha nice isimler….
Biz bu kıymetli isimleri hep Ebubekir Sifil Hocanın başlattığı ve önderlik ettiği “Rıhle Dergisi” projesi ile tanıdık…
Başka hangi misalleri versem ki;
2010 yılında, Hayrettin Karaman’ın herkesin hocası, asrın müctehidi, müceddidi olarak anıldığı dönemde “Karaman Hocanın “Var”ları Ve “Yok”ları” başlıklı 20 küsur yazıdan oluşan seri ile Karaman’ın arızalı görüşlerini didik didik edip tenkid eden, çürüten isimdir Ebubekir Sifil…
Yazı uzamasın diye şu an sayamadığım daha nice eşsiz hizmetleri çalışmaları olmuştur…
İlmin hakkını vermek, Hakk’ı müdafaa etmek, Sahih İslâm’ı savunmak için kendini paralayan Ebubekir Hoca, bunu yaparken etkili ve yetkili isimlerin kuyruğuna da bastığı için ve bir Allah kulu da destek olmadığı için el emeği göz nuru vakfını ve medresesini kapatmak zorunda kalmıştır…. Bu ayıp ve vebâl de Ehli Sünnet camiaya yeter…
“Ehli Sünnetin Kalesi(!)” olarak bilinen bazı isimlerin paralı trollüğünü yapan, iftiradan kul hakkından çekinmeyen bazı cahil ahlaksız zevzekler “Ebubekir Sifil paraya ihtiyacı olduğu için hocamıza dalaşıyor” desin dursun (günahı boynuna), oysa Hoca birçok kez kendisine “ilmî çalışmaları için destek” olarak teklif edilen bazı büyük meblağlı yardımları, sırf “kaynağında şüpheler var” diyerek geri çevirdiğine şahit oldum kaç kez…
Ve hocanın bu hassas tutumu beni şaşırttı ve hayranlık uyandırdı; bazı firmalarla şirketlerle iş adamlarıyla birlik olup, onlara referans olup insanların kandırılmasına, dolandırılmasına sebep olup adeta “helal haram ver Allahım, senin kulun yer Allahım” diyenleri gördükçe…
Ebubekir Sifil Kimdir?...
Teketek programında “Cennette sevdiklerimiz yanımızda olacak mı” meselesi konuşulurken, Fatih Altaylı Allah Teâlâ için (hâşâ) “sahtekarlık” yakıştırması yaptığında kikirdemeyecek isimdir Ebubekir Sifil….
2011 yılında, ilmî çevreler için efsane haline gelen, yayın günü iple çekilen ve tadı damaklarda kalan “İlmihal” programını bilenler bilir… Birileri kürsülerden “Fethullah Gülen demeyeceksiniz, Hocaefendi diyeceksiniz, Efendi böyle buyurdu. O Ehl-i Sünnet mübarek bir insandır” diye haykırarak Fetö güzellemesi yaptığı dönemde, fetö’ye ilmî zeminde tenkidler yönelttiği için İlmihal programı yayından kaldırılan isimdir Ebubekir Sifil…
Bir taraftan Hadîs inkarcıları ile etkin mücadele ederken diğer taraftan Hadîs uyduranlarla mücadele eden, isimlerini hep andığımız büyük Hadîs âlimlerinin geçmişte yaptığı neyse, bugün onu yapan isimdir Ebubekir Sifil.
Bir taraftan Tasavvuf düşmanları ile mücadele ederken, diğer taraftan Sahih tasavvufu tahrif ve tahrip etme girşiminde bulunan sapkın görüşlerle mücadele edip, Sahih Tasavvufu korumaya ve ihyâ etmeye çalışan Şeyh Ahmet Zerruk, Şeyh Kelâbâzi, İmam-ı Rabbânî gibi büyük isimlerin geçmişte yaptığı neyse, bugün onu yapmaya çalışan isimdir Ebubekir Sifil.
Birileri kendisini Vehhâbîlikle itham ederken, Vehhâbîleri ilim meydanında gömmekle meşgul olan isimdir Ebubekir Sifil…
Birileri kendisini “Hadis İnkarcılığı” ile itham ederken, Hadis inkarcılarını şamarlayan isimdir Ebubekir Sifil…
Bir fanus gibi korunaklı alanlarından çıkmadan ve hayatlarında kendi cemaatlerindeki hocalardan başkasını dinlememiş, araştırmamış, okumamış olanlar, yani platon’un mağarasından henüz çıkamamış olanlar, elbette kendi hocalarını Türkiyenin en iyi âlimi zannederler, bu gayet doğal.
Ama Râfızîlik nedir, Şiilik nedir, kaynakları delilleri arızalı görüşleri nelerdir, İbn Teymiyye ve fikir ataları kimlerdir kaynakları delilleri arızalı görüşleri nelerdir, Fazlurrahman kimdir, arızalı görüşleri nelerdir, Modernizm ve türevi sapkın akımların görüşleri iddiaları nelerdir, Tarihselcilik nedir, deizm nedir, Ateizm nedir, bunları teknik ve ilmî zeminde zerre kadar bilmeyen, körler sağırlar birbirini ağırlar misali kendi aralarında menkıbe anlatıp sofuluk oynayan tipler elbette anlamazlar ne demek istediğimi…
Ben, medrese okumuş ya da tekkelere sohbetlere aksatmadan giden çok insan gördüm ki deizmin ne demek olduğunu, Tarihselciliğin temel argümanlarını, deistlerin önermelerini, Şia’nın iddialarını, Vehhabîliğin Selefîliğin delillerini ve argümanlarını hiç bilmeyip bana özelden soran… hatta “Ehl-i Sünnet İtikâd umdelerini” bile bilmeyen, zihni menkıbelerle sulanmış; “Şöyle bir iddia var, bunlar ne diyor, bunlara nasıl cevap vereceğiz?” diye bana soran çok genç tanıdım böyle… “Yok öyle bir şey, uydurma, biz gençlere bunları da anlatıyoruz…” diye itiraz edenler olacaktır belki… Ama bu içi boş itiraz limon kolonyasının verdiği anlık ferahlık kadar rahatlatır onları…
“Bunlari bilmek bizim ne işimize yarayacak, aklımızı bulandırmaktan başka…” diyebilirler…
Siz ilgilenmeseniz de çocuklarınızın etrafı bu akımlarla sarılmış vaziyette… Çocuklarınız bir gün (Allah muhafaza) “Ben deist/ateist oldum, ben Selefî oldum, Ben Şii oldum…” diye karşınıza dikildiğinde anlarsınız ne işe yaradığını, tabii iş işten geçtiğinde… (ki özellikle tarikat cemaat camiasında çocukları kafa karışıklığı sebebiyle istikametten çıkan çok örnek gördüm, duydum, şahit oldum)…
Ezcümle; Ebubekir Sifil yazdığı her kitap ile, yaptığı her sohbet ile Sahih İslâm’a saldıran bid’ât ve küfür görüşlere set çekmiş ve büyük oranda etkisizleştirmiş en önemli isimdir.
Geçmişte Ehl-i Sünnet Âlimlerimiz bid’ât ve küfür görüşler karşısında ne yapmış ise, neyi nasıl yapmış ise, Sahih İslâm anlayışını nasıl ihyâ etmiş ise, nasıl tahkim etmiş ise, bugün de Ebubekir Sifil Hoca bunu yapmıştır, yapmaktadır, hem de hakkını vererek…
Bunun için gecelerini, uykularını feda etmiş ve bu sebeple sağlığında ciddî problemler yaşamış hakikî bir âlimdir Ebubekir Sifil Hoca…
Gerek medrese kesimi, gerek akademik kesim, Ehli Sünnet camianın hepsini saygı duyduğu ve hürmet ettiği; çirkef olanlar dışında muarızlarının bile saygı gösterdiği ve hakkını teslim ettiği bir isimdir Ebubekir Sifil.
Üzerimizdeki hakk’ı çok büyüktür, ne yapsak ödeyemeyiz… Tabii bu hakkı, bu borcu bildiği taşıdığı halde, borcunu inkar eden, vefâ bilmeyen niceleri de var… Nasip meselesi…
Ebubekir Sifil Hocayı tanımayan, beğenmeyen, tahkir eden, hakaret eden ama hala Ehl-i Sünnet olduğunu iddia eden tiplerin “Ehl-i Sünnet”lik iddiası, Bülent Ersoyun “Ben Kadınım” iddiası ile atbaşı gider en fazla…
Hakikî âlim görmek istiyorsanız, bu fotoğrafa bakıp karşısında saygı ve hürmet ile durmaktır yapmanız gereken… Eğer nasibiniz varsa….
/Şükrü Yaşar/
#EbubekirSifil
@EbubekirSifil
Ebubekir Sifil, daha önce iflas ettiğini maddi olarak çok kötü durumda olduğunu söylemişti.
Cübbeli hocaya çatanlar dikkat çekip gündem oluyorlar.
Sanırım Ebubekir Hoca da son günlerde bunu fark etmiş olacak ki böyle bir yola başvurdu.
Ebubekir Sifil, daha önce iflas ettiğini maddi olarak çok kötü durumda olduğunu söylemişti.
Cübbeli hocaya çatanlar dikkat çekip gündem oluyorlar.
Sanırım Ebubekir Hoca da son günlerde bunu fark etmiş olacak ki böyle bir yola başvurdu.