Fatma Betül Sayan Kaya’nın 2,2 milyar TL'yi Hazine'ye iade etmesi masumiyet değil, suçun ve soygunun resmi itirafıdır! Deşifre etmeseydik milletin milyarlarını çıtır çıtır yiyeceklerdi.
Ancak yağma yok, kanun açık:
📌 SPK'nın OZATD suç duyurusu listesinde Fatma Betül Sayan Ve eşi İlyas Kaya neden yok, ifadeleri neden alınmadı?
📌 SPK 107/3'e göre elde edilen menfaatin kendisi değil, İKİ KATI ödenmek zorunda!
📌 Ödeme yapmak, SPK 106. maddeden (Bilgi Suistimali) yargılanmayı durdurmaz; o maddede etkin pişmanlık geçmez!
📌 Telefonları incelenerek neden irtibatları sorgulanmıyor?
O paralar nereden geldi, hisseler kime satıldı tek tek ortaya çıkacak.
Ayrıca 2,2 milyar TL bugün bankaya konduğunda mevduat faiziyle vergiler düşüldükten sonra bile saatte net 87 bin TL, günde net 2 milyon 88 bin TL para getirir.
Yakalanınca ana parayı bırakıp kaçmak yok, yargı önünde hesap vermek zorundasınız!
TÜRKİYE hakkında SON twitim:
Sevgili Fon Mağdurları ve Hisse Mağdurları, bu twiti tüm Türkiye'ye yayarsanız sevinirim.
Biliyorsunuz ben YILLAR önce Türkiye hakkında bir daha asla yazmama ve konuşmama kararı almıştım. Bu kararımdan dolayı bana kızanlar, küsenler çok olmuştu. Bu kararıma saygı duyanlarda oldu. Ama ben bu kararıma uydum.
Sonra tam da UZMANLIK alanımda (hem de yıllar önce ÇOK FAZLA uyardığım bir konuda), YÜZYILIN krizi patlak verdi.
O yüzden bir haftalığına bu konuşmama kararımı bozdum sizler için. Kararımda bir değişiklik yok aslında. O yüzden Paranız Kurtarmamızın yolunu çok detaylı bir şekilde yazarak JÜBİLEMİ yapacağım.
Vatandaşı olduğum ülkeme ve mağdurlara karşı görevimdir bu. Her satırını dikkatlice okuyun lütfen.
Önce bu satırları yazan kişinin yani benim hakkımda bir paragraflık bilgi vermek istiyorum. Bunun da nedeni FİNANSIN F'sinden anlamayan DOLANDIRICI Finansal Teröristlerin ben ve benim gibi alanının uzmanlarını yıllarca hakaret, finanse edilmiş saldırılarla sindirmeye çalışmasıdır. Bu operasyonları yapma sebepleri de sonunda ortaya çıktı: Ben ve benim gibi akademisyen, profesyonel, pratisyen veya uzmanların sizleri UYARMASINI engellemek. Uyarsak bile itibarımızı düşürmek.
Ben bir Finans Profesörüyüm. Lisans derecem Boğaziçi Üniversitesi Elektrik Elektronik Mühendisliği. Doktora Derecem ise Finansal Ekonomi. Doktoramı, Yardımcı Doçentliğimi, Doçentliğimi ve TENÜRÜMÜ Amerika Birleşik Devletlerinde elde ettim. 15 yıl orada okudum, yaşadım, çalıştım. Yani Profesörlüğümü BABAMIN veya DAYIMIN bir Üniversitede olması ile ya da adam akıllı akademik yayın yapamadan almadım (Babam Avukattır, Avukatlıktan önce de ÇOBANdı), Kendi Tırnaklarımla kazıyarak aldım. Finans altında 3 tane ANA ALAN vardır. Bunlardan biri Bankacılık (bu benim alanım değil), biri Corporate Finans (bu da benim alanım değil), biri de ASSET PRICING yani Varlık Fiyatlama Modelleri işte bu TAM benim alanım.
Yani Uzmanlığım Finansal Ekonomi, Alt alanım Finansal Varlık Fiyatlamaları. Bu alanda ULUSLARARASI prestijli dergilerde 45 üzerinde akademik yayınım var. Bunlardan bazıları A Seviye dediğimiz en üst düzey dergilerde ( Journal of Financial Economics, Management Science, Journal of Financial and Quantitative Analysis, Journal of Monetary Economics, Review of Finance gibi gibi).
Dolayısı ile TERA ve PUSULA gibi Ponziye karışmış fonların Ponzi ile şişirdikleri hisselerin ne zaman ne kadar ŞİŞİRİLDİĞİNİ hesap etmek benim için çok kolay gözü kapalı yapabileceğim bir olay. Aynı zamanda Kamuoyunun bilmediği şekilde Amerika Birleşik Devletlerinde fon yönetimi alanında Akademi dışı tecrübem var (Bu son cümlem de: Akademisyenler ne anlar bu işten diyecek KIVAMA gelenler içindi).
Yani az sonra yazacaklarım konusunda bilgiliyim ve tecrübeliyim !
Başlıyorum.
Bu yazıyı şöyle planlıyorum:
1)Önce bunu yapanların bu işi NASIL yaptıklarını anlatacağım.
2)Sonra bu işi yapanların hangilerinin ne kadar SUÇLU (Etik veya Cezai) olduğunu düşündüğümü yazacağım.
3)Sonra bu işlerden zarar gören Mağdurların NE KADAR ve NASIL mağdur olduklarını yazacağım.
4)Son olarak da Mağduriyet nasıl giderilir onu yazacağım.
BU İŞİ NASIL YAPTILAR? NASIL BAŞARDILAR?
1)Önce 2021 civarında bu fonları Tefasa kapalı olarak kurdular. TEFAS’a kapalı fon demek herkesin alım satım yapamadığı, herkesin bankadan para göndererek fona giremediği zaman demek. İşte bu zamanı REKLAMLAR olarak düşünebilirsiniz. TEFAS’a kapalı olsalar bile getirileri TEFAS web sitesinden görülebiliyordu. Bu aşamada inanılmaz getiriler elde ederek, küçük (hatta bazen de büyük) yatırımcıya gel gel diyorlardı. TEFAS’a kapalı oldukları dönemde getiriler şişirildikçe, web sitesinden bu inanılmaz getirileri gören Küçük yatırımcı gözlerine inanamadı. Aslında bu dönemde finansal okur yazarlığı olmayan kişiler bu getirilerden etkilenmişti.
2)Bu dönemde halka arz olan küçücük şirketlerin bir kısmını kendi ayrı şirketlerini alıyor ve fona devretmek üzere bekliyorlardı. Hiçbir likiditesi olmayan küçüçük hisse senetleri içeri giren 10 Milyon Dolar gibi küçücük paralar ile ŞİŞİRİLİYOR ve fon getirileri uçuyordu.
3)Sonra TEFAS’a açıldılar. Ilk başta bu getirileri yöneticilerin ZEKASI zannedenler fona para yatırmaya başladılar. Halbuki bu kişilerin ne EĞİTİMİ ne de ZEKASI Dünya çapındaki Hedge Fund yatırımcıları kadardı. Onların yanında SIFIRDI diyebilirim. Ama olayı her zamanki gibi MİLLİYETÇİLİKTEN vurdular. Maalesef Türk halkının en zayıf noktası vatansever olduğunu iddia eden herkese kanması. Dediler ki işte biz Dünyanın en zeki, en eğitimli, en çalışkan Hedge Fund sahiplerinden bile daha iyiyiz. İnananlar ilk paraları yatırdılar.
4)Olay daha yeni başlıyordu. Bu küçük yatırımcıların parasının yanında bu Dolandırıcıların çevresinden bazı insanlar da buraya para koydular. Onların küçük yatırımcılardan farkı bu olayın nasıl yapıldığını MUHTELEMEN bilmeleriydi. Ama sonunda küçük veya büyük yatırımcılar fonlar TEFAS’a açıldığında paralarını fona soktular.
5)Fon sahiplerinin şimdi yeni şirketler bulması gerekiyordu. Çünkü o getirileri gerçekten Ekonomi ve Finanstan anladıkları için değil, Warren Buffet gibi C. Munger gibi gerçekten bilanço okumayı bildikleri için değil, isimsiz İÇİ BOŞ şirketlerin patronları ile anlaşarak hisselerini şişirdikleri için elde ediyorlardı. Ama bu şişirme için sürekli ve ekstra paraya ihtiyaçları vardı. O parayı da oltaya takılan zavallı balıklar gibi fona para yatıranlardan aldılar (olayın nasıl yapıldığını bilerek yatıranlar da vardı elbette).
6)Yeni şirketler bulundu, şirket sahipleri ile dışarıda anlaştılar. Olay çok basitti. Şirket sahibine biz senin şirketinin değerinin 100 TL olduğunu biliyoruz ama 15 katına çıkaracağız. Sen de ses etmeyeceksin ve elindeki hisseleri satmayacaksın dediler. Çünkü şirket patronu eğer ses çıkarsa olay ortaya çıkacak, sistem büyümeden çökecekti. Aynı şekilde 100 TL değeri olan şirketin patronu değer saçma sapan 1500 TL’ye çıktığında elindeki ÇOK FAZLA hisseyi satsa bu sefer fonun getirisi düşecekti. O yüzden patronun susması ve satmaması (En azından çok fazla satmaması) gerekiyordu.
7)Bu SUÇUN karşılığında Patronlara ya dışarıdan para verildi. Ya da çok cüzzi de olsa hisse satmalarına izin verildi. Ama 100 TL değerinde olan hisse 1500 TL olup 15 katına çıkınca sadece %1’lik hisse satan patron resmen şirketin %15 değeri kadar parayı sistem dışına çıkarıyordu.
8)Olay böyle devam etti. Daha fazla fon şirketi kurdular. Artık 1 Milyar Dolar geçilmişti. Daha fazla kurban sisteme giriyordu. Ama bu bir SAADET Zinciri idi. Bu bir PONZİYDİ…. Ponzinin devam etmesi için uyaranların olmaması gerekiyordu. Burada ayrı illegal olaylar başladı. Paralı troller (siyasi veya siyasi olmayan) devreye girdi. Para karşılığı bu konuda uyarma kapasitesi olanlar itibarsızlaştırıldı. Uyaranlar gözaltına alınma ile tehdit edildi. Hatta alındı. Bir çok iyi kalpli insana eziyet ettiler. Tehdit ettiler. Bana olan bunlar arasında az olanlardan olsa da çok üzücü idi.
9)Bu fonların sahipleri ayrıca SOSYOLOJİK Terörizm yolları da uyguladılar. Örneğin Emre Tezmen twitter hesabından sürekli YERLİ ve MİLLİ vurgusu yapıyor. Bir çok bu konuda hassas vatandaşı kandırıyordu. Televizyonlar, yayınlar ve videolar yolu ile nasıl tüm Dünyayı geçeceklerini anlatıyordu. Bunlara Türkün gücü dese de bu aslında bir dolandırıcının olayı süslemesi idi.
10)Bu arada gerçekten bu vatanı seven siyasi görüşünden bağımsız gerçek Milli insanlar atak altındaydı. "Eğitim 5 para etmez", "Borsa başka bir şeydir", "Herkes bilemez" şeklinde söylemler ile vasatlık pompalandı.
11)Sosyal medyada bu şirketlerin ödeme yaptığı (belki de komisyon) twitter hesapları her gün bu fonların AKIL ALMAZ getirilerini paylaşıyor. Uyarmaya çalışan herkes Piyasayı bozucu hareketten suçlanıyordu.
12) Olay o kadar büyüdü ki 10 Milyar dolar üzerine çıkan fonlar yüzünden UYDURUK şirketlerin değeri Türkiye’nin DEV Sanayi, Holding ve Bankalarından daha değerli hale geldi.
13)İşte burada olay koptu. Tam bu aşamada Finansal okur yazarlığı olan, bu işin ne olduğunu anlayıp bilen insanlar bile NEFİSLERİNE yenik düştüler ve fona girdiler. Çünkü bunlar buralara kadar gelebildilerse o zaman siyasi bağlantı vardır belki de izin veriliyordur dediler. Halbuki MİLYONLARCA kişinin MAĞDUR olması %100 olan bir hadisede siyasetin BİR KISMI bu işin içinde olsa da TÜMÜNÜN olması imkansızdı. Ama insanlar TÜMÜ diye düşünüp tamamen içeri girdiler.
14)Artık Miktarlar 20-25 Milyar Dolar civarına ulaşmıştı. VE AÇIK yazayım eğer bu yıl sonuna kadar müdahale edilmese Miktar 100 Milyar dolara ulaşırdı. 2027 sonuna kalsa ülkemizde Sermaye Piyasaları kalmazdı.
15)Sonunda SPK’dan düzenleme geldi. Bu fonlara dendi ki tuttuğunuz TEK bir hisse senedi toplam portföyünüzün falanca kısmını GEÇEMEZ… Bu fonlar için bu ölüm demekti. Çünkü getirileri tek bir hisseyi uçurarak elde ediyorlardı. Bu düzenleme ile uçan o hisselerin bazılarını satmaları gerekti.
16)Satışa ilk olarak PUSULA geçti. Fon bu sefer değer kaybetmeye başlamıştı. Yani HER ZAMAN olduğu ve HER ZAMAN olacağı gibi PONZİ çökmeye başlamıştı. Bu çöküş zaten ben ve benzer kişiler tarafından YILLAR önce biliniyordu. Ama sesimiz çıkamıyordu. Bunu bilen yöneticiler son hamle ile yurtdışına kaçmaya başlamıştı.
17)Tera son dakikada PUSULA’yı alacağım derken sadece ZAMAN kazanıyordu. Yani kendi çöküşünü bir parça ertelemek istiyordu. (Unutmayın Tarihte ÇÖKMEYEN Ponzi yoktur)
18)Bu fonların hiçbiri LİKİT değildi, çünkü o getirilerin hepsi 100 TL değerindeki şirketi 2000 3000 5000’e çıkararak ama sadece KAĞIT üzerinde çıkararak elde edilmişti. Hiçbir yabancı yatırımcının ya da AKLI BAŞINDA yerli yatırımcının o hisseleri o fiyattan almayacağı belliydi.
19)Amaç KAFESE sıkışan fon mağdurlarının parası ile kendi çıkışlarını GARANTİ altına almaktı.
20)Yaz aylarında (ve öncesinde) suçlulardan bir çoğu fonlardan çıkış sağladı. Bir nevi 100TL den aldıkları hisseleri 30-40-50 katına zavallı insanların üstüne yıktılar.
21)Çöküş olmuştu. Geri dönüş yoktu. Hapse girdiler.
BU İŞİ YAPANLARIN HANGİSİ NE KADAR SUÇLU?
1)Fonları kuranlar FECİ SUÇLU bir finansal terörizme imza attılar. Bu vatana bu devlete büyük bir darbe indirdiler. Hem Cezai hem Maddi hem Etik hem de Manevi olarak SUÇLULAR
2)Fonlara bu fonların ne yaptığını bilerek fon kurucuları ile bağlantılı şekilde ilk yatırımları yapanlar FECİ Suçlu. Yine Hem Cezai hem Maddi hem de Manevi olarak SUÇLULAR.
3)Fonlara bu fonların ne yaptığını bilerek fon kurucuları ile bağlantılı şekilde yatırım yapan siyasiler FECİ Suçlu. Yine Hem Cezai hem Maddi hem de Manevi olarak SUÇLULAR.
4)Bu fonların bu getirileri NASIL elde ettiğini FİNANSAL OKUR YAZARLIKLARI ve Matematikleri güçlü olduğu için BİLEREK giren ama fon yönetimi ile bağlantıları olmayanlar sadece SUÇLU ama MANEVİ ve ETİK olarak.
5)Bu fonların bu getirileri NASIL elde ettiğini düşünmeyen ve bilmeyen ama EMRE TEZMEN ve türevlerini gerçekten gerçek fon yöneticisi ve Zeki sananlar SUÇSUZ.
6)Bu fonların bu getirileri NASIL elde ettiğini meslekleri gereği bilen BANKACILAR eğer bu fonları önerdiyse hem ETİK olarak hem Maddi olarak suçlu. Eğer bu önermeler karşığında KOMİSYON aldılarsa FECİ suçlular.
Mağdurların hangisi NE KADAR ve NASIL mağdur?
1)Burada EN MAĞDUR kısım garanti olduklarını düşündükleri için bu fon şirketlerinin PARA PİYASASI fonlarına girenler… Para piyası normalde Mevduat benzeri getiri getiren fonlar olmalı. Ama bu ÇAKAL fon Şirketleri maalesef para piyasası fonu içine riskli varlıkları da koydu. Aynı zamanda riskli varlıkları TEMİNAT olarak gösterdiler. O yüzden EN MAĞDUR kesim bu para piyasası fonlarına yatırım yapanlar.
2)İkinci sıradaki mağdurlar Hisse senedi fonlarına yatırım yapanlar.
3)Üçüncü sıradaki mağdurlar Fon şirketlerinin SANAL olarak ŞİŞİRDİĞİ hisselere bizzat kendileri girenler.
4)Bir de elbette genel olarak piyasa düşüşünden etkilenenler var.
ÇÖZÜM nedir? Gelin ÇÖZÜYORUZ:
1)Devletin elinde bu fonlar ilk kurulduğu günden bu yana kimin içeri ne kadar para koyduğu ve ne kadar para çektiği var.
2)Aynı şekilde Devletin elinde kimin Manipülasyon yapılan hisselere ne kadar para girdiği ne kadar para çektiği var.
3)Devletin elinde her birinin Adı Soyadı, kimlik numarası, banka numaraları, adresleri var.
4)Devletin elinde bu şahısların 1. Derece akrabalarının da bilgileri var.
5)Devletin elinde bu şahısların ne zaman nereye ne akdar para transferi yaptıkları da var.
6)Bu dosyalar toplasanız 50-100 GB büyüklüğündedir. Kolayca STATA veya MATLAB gibi kodlar ile analiz edilir. Tabii bunlar fil tarihinden kalma yazılımlar artık yapay zeka bile diyeceğimi sadece 1-GÜN içinde yapar.
7)Yapılacak şey şu. Para çekenlerin hepsinin çektiği para EKSİ yatırdığı para hesaplanıp bu kişilerden o para istenecektir. Bu kişiler suçludur ASLA diyemeyiz. Suçlu olanlar sadece Fon sahipleri ile ilişkili olanlardır, bunların arasında yetki ve konum sahibi olanlardır. Normal vatandaş suçlu değildir ama yinede suçlu olsun olmasın elde edilen kar SUÇTAN kaynaklanan gelirdir. Bu fark sepete konulmak zorundadır der CLAWBACK kavramı.
8)Bu kişilerin bazıları FAHİŞ karları ile araba, ev almış olabilirler. Farketmez. Haciz yoluna bile gidilmelidir. Bu karlar onların değil parasını buraya kaptıranlarındır.
9)Sepete toplanan para toplanırken: ÇIKAN PARA – GİREN PARA rakamı EN YÜKSEK olanlardan ilk olarak toplanmalıdır.
10)Sepetten ödeme yapılırken ana parasını kaybedenlere ödeme küçük meblağlardan başlanarak yapılmalıdır. AMA Bir Milyon TL gibi sın��r koymak haksızlık olacaktır. Sadece parayı sepete alırken BÜYÜKTEN KÜÇÜĞE, parayı fon mağdurlarına dağıtırken KÜÇÜKTEN BÜYÜĞE yapılabilir. Ama Küçükten büyüğe yapılırken Toplam ÜÇ liste yapılmalıdır. Önce Para Piyasası fonlarında sıkışanlar küçükten büyüğe ondan sonra hisse fonlarında sıkışanlar küçükten büyüğe, sonra manipülasyon yapılan hisselerdekilerin ana paraları (elbette bu da küçükten büyüğe).
11)BÜYÜKTEN-KÜÇÜĞE fahiş karlar elde edenlerden bu karlar geri çağrılırken YASAL Devlet faizi uygulanmalıdır diye düşünebilirsiniz. Örneğin bu fona 14 ay önce 10 Milyon TL sokup 13 ay önce 34 Milyon TL çeken bir kişiden 34-10=24 Milyon değil, 24 Milyon TL artı 13 ayın yasal faizi alınmalıdır diyebilirsiniz. AMA BEN BÖYLE DÜŞÜNMÜYORUM. Çünkü bu sefer de bu o karları alanlara HAKSIZLIK olur. Karları alan herkes bu suçun içinde değil. Sadece ŞANSLI oldukları için orada olanlar da var ve bazıları bu karlara faiz geliri elde ETMEMİŞ olabilir o yüzden bunu yapmamak lazım.
12)Bu söylediklerim olayın sadece Finansal kısmı için geçerlidir. Hukuki ve Cezai kısmını Devlet ayrıca halleder diye düşünüyorum. Yani kar edenlerden ŞANS ESERİ bu fonlarda kar edenler sadece karları geri öderken, Fon sahipleri ike komünikasyon halinde bu karları edenler hem karları sepete geri ödeyip hem de cezai işlem görebilir.
13)Bu konuda Türkiye Cumhuriyeti Devleti bazı şirketlerden DANIŞMANLIK alabilir. Bu konuda dünyada bilinen danışmanlık şirketlerini yazmak isterim:
FTI Consulting - Forensic & Litigation
AlixPartners
Alvarez & Marsal (A&M)
Kroll (daha önceden adı Duff & Phelps)
Bunlar arasında benim en fazla okuma yaptığım ve bildiğim KROLL adlı firmadır. Bu firma aynı zamanda FTX borsası çöküşünde de yer almıştır.
Elbette Devlet olarak bunlar ile çalışırsak indirim de almalıyız diyeyim !!
Çünkü bunlar pahalı şirketler. Ama işin güzel kısmı yukarıda anlattığım CLAWBACK uygulamasında en fazla parayı maalesef HUKUK şirketleri yer. Ama bizim durumumuzda ülkemizdeki hukukçular bu işi devralacağı için masrafı çok az olur.
Bunlara MASRAF diyorum çünkü bu firmalara verilen paralar Mağdurlara verilen paradan düşer.
14) Sepete konulan paralar sadece eski giriş çıkış yapan kişilerin KARlarından OLUŞMAZ.
15)Aynı zamanda bu fonların ŞİŞİRMEKTE kullandığı tüm hisse senetlerinin geçmiş 5 yıllık işlemleri geri sarılmalıdır. Buradan elde edilen karlar da sepete konur. 2 tane ŞUBESİ olup da değeri Türkiye’nin MİLLİ SANAYİ şirketlerinin değerini aşan hisselerde KAR edenler heralde bunu kendi ZEKA ve BİLANÇO okuma kabiliyetlerine bağlamıyorlardır. Bağlıyorlarsa da bağlamasınlar ….
16) Sepete aynı amanda Fon şirketlerinin topladığı %2’lik TÜM işletim ücretleri geri konulmalıdır.
17) Son olarak Sepete eğer Maliyemiz bu işlemlerden geçmişte alınan stopajları koyarsa büyük bir iyi niyet göstergesi olur.
Bu işlemler yurtdışında HUKUK firmalarının büyük ayak diremesi nedeni ile ÇOK uzun sürer. Ama Türkiye’de çok daha kısa sürebilir.
18) Sepete Konan paraların Mağdurların tam zararını karşılamaması durumunda fon gelecek yıllarda açık kalabilir. Devlet bankaları açığı kredi olarak kapatır. Sepete zamanında para atmayanlar, Devlet bankalarının ipoteği ve HACZİ altında olur. Ben bu açığın eğer işlemi doğru yaparsak düşük olacağını düşünüyorum.
Tüm Devlet yetkililerini son 1 hafta içinde yaptıkları tutuklamalar ve mal dondurmalar için tebrik ederim. Eğer bu işi temiz bir şekilde ülke olarak çözersek BORSAYA ciddi yabancı yatırımcı da çekeriz. Dünya basınında pozitif olarak da yer alırız.
Ben bu sefer sonsuza kadar Türkiye ile ilgili siyasi, ekonomik, finansal konularda konuşmayı bırakıyorum. Tüm ülkeye geçmiş olsun.
Arkadaşlar, son günlerde bize sık sık şu tarz mesajlar geliyor: “Neden bu kadar uğraşıyorsunuz? Sonuçta bu sadece bir Discord moderatörüyle yaşanan tartışma değil mi?”
Hayır. Bizim bu kadar mücadele etmemizin nedeni yalnızca bir Paradox moderatörü veya tek bir profil fotoğrafı yasağı değil. Bizim asıl itirazımız, Atatürk ve Türk Kurtuluş Savaşı hakkında giderek yaygınlaşan tarih anlatısına.
Endişemiz şu: Önce 1915 Ermeni olayları doğrudan Atatürk’le ilişkilendirilmeye çalışılıyor. Ardından 1919 ve sonrasındaki Türk Kurtuluş Savaşı, özellikle Rumlara yönelik suçlamalar üzerinden bütünüyle bir “soykırım” veya “etnik temizlik” projesi gibi sunuluyor. Böylece Atatürk yalnızca tartışmalı bir devlet adamı olarak değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun tamamıyla birlikte suçlu bir tarihsel figür gibi gösterilmeye başlanıyor.
Paradox olayında bizi asıl rahatsız eden nokta da tam olarak buydu. Bir Türk oyuncunun sıradan Atatürk fotoğrafı yasaklanırken gerekçe olarak Atatürk’ün 1915 olaylarıyla ilişkilendirilmesi ve “controversial” bir figür olarak sunulması, bizim gözümüzde çok daha geniş bir sorunun küçük ama somut bir örneğiydi.
Bugün mesele “bir Atatürk fotoğrafı yasaklandı” diye küçümsenebilir. Fakat tarihî bir figür sürekli olarak en ağır suçlamalarla özdeşleştirilirse, yarın o figürü paylaşmanın kendisi “aşırılık”, “nefret” veya “soykırım savunuculuğu” gibi etiketlerle karşılanabilir. Bizim kimlik meselesinden söz etmemizin nedeni de bu. Atatürk, Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet’in kuruluşu Türk toplumunun tarihsel hafızasının merkezinde bulunuyor.
Daha da ciddi bulduğumuz başka bir anlatı ise Türkiye’nin kuruluş sürecinin daha sonraki Avrupa faşizmi ve Nazi politikalarına örnek olduğu yönündeki iddiaların giderek daha fazla dolaşıma girmesi. Bu tür yorumların sonunda, Türkiye’nin kuruluş tarihindeki tartışmalar üzerinden 20. yüzyıl Avrupa’sındaki çok farklı suçların sorumluluğunun dahi Türklere doğru genişletildiği bir tarih okuması ortaya çıkmasından endişe ediyoruz.
Bu yüzden bu meseleyi “bir oyun şirketindeki moderasyon kavgası” olarak görmüyoruz. Bizim için mesele, Atatürk’ün ve Kurtuluş Savaşı’nın hangi tarihsel çerçevede anlatılacağı, Türk oyuncuların kendi tarihî kimliklerini savunduklarında nasıl muamele göreceği ve ağır tarihsel ithamların sorgulanmadan normalleştirilip normalleştirilmeyeceği meselesidir.
Paradox’tan özür istememizin önemi de burada. Elbette Paradox’un yarın özür dilemesi bütün bu tarih tartışmalarını bir anda ortadan kaldırmayacak. Fakat Atatürk hakkında yapılan mesnetsiz ithamların kabul edilemez olduğunu açıkça ortaya koymaları, hem kendi topluluklarındaki hatayı düzeltmeleri hem de Türk oyunculara uygulanan muamelenin normalleştirilmemesi açısından önem taşıyor.
Bizim istediğimiz insanların öfkelenip rastgele saldırması değil. İnsanların bilinçlenmesi, kaynakları araştırması, tarihine sahip çıkması ve haksız gördüğü uygulamalara birlikte, kararlı biçimde itiraz etmesi.
Bu yüzden uğraşıyoruz.
Çünkü mesele yalnızca bir avatar değil. Mesele Atatürk’e, Kurtuluş Savaşı’na ve Türklerin kendi tarihlerini anlatma hakkına nasıl yaklaşılacağı.
#racism #ırkçılık #racistparadox
Hiç mi düşünmediniz 1 saatlik gösterisinde suç işlemeden ülke gündemini sallayan adamı suçsuz yere kuyu tipi cezaevine atarsak savunmasıyla ortalığı darmadağın eder diye?
#DenizGöktaşSerbestBırakılsın
Timur Soykan: "Fatma Hanım, bütün bu iddialar hakkınızda varken, bütün bunlar konuşulurken, ülke bu skandalla çalkalanırken ABD’de Birleşmiş Milletler zirvesine nasıl gittiniz ya?
Yani sizi oraya kimler götürdü? Siz demediniz mi, “Biz böyle kâr ettik, bütün ülke bu skandalla çalkalanıyor”
Siz Emine Erdoğan’ın yanında poz veriyordunuz.
Kimse size dönüp demedi mi: “Ya, sen ne yaptın? Bu paralar nereden geldi? 163 milyon TL nereden geldi?
Bu 2019 öncesi soruşturmalar yürütülmüyor yolsuzluk sayılmıyor ya…
O zaman bunun İBB’den aldığı burslar soruşturulsaydı, bunun cezasını çekseydi ve bütün bunların cezasını çekip o AKP Genel Başkan Yardımcılığı koltuğuna oturtulmasaydı, bu vurgunu yapabilecek miydi?
Demek ki sadece Fatma Betül Sayan Kaya’dan ibaret bir olaydan bahsetmiyoruz..."
“Recep Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanı olduğu kadar AKP genel başkanıdır ve her türlü eleştiriye de açık olmak zorundadır.
Utangaç diktatör gibi ifadeler de terapiye gittiğini söylemek de hakaret olarak kabul edilemez.
Bir şakadan rahatsız oluyorsanız o şakaya gülmezsiniz ya da o komedyenin gösterisine gitmezsiniz.
Bunun dışında sansür ve tutuklama bir şakanın yaptırımı olamaz, olmamalıdır.
Siyasetçiler her kamu figürü gibi eleştiriye göğüs germek zorundadır.“
#DenizGöktaşSerbestBırakılsın
Esnaf öğlene kadar siftah yapamıyor, ama Maliye gelip “nakit fişi kesilmedi” diye ceza yazıyor. Adamlar hamuduyla götürüyor, üstelik bu yolsuzlukları belli mevkiler sıfatı içinde yapıyorlar. Esnaf saat 22’den sonra bir şişe bira satsa ceza yazılır, 1 milyon TL’ye yakın dükkâna baskın yapılır, karakola ifadeye çağırılır.
Sonra neymiş, sigara yasakları vatandaşın sağlığını düşünüyorlarmış, devlete sağlık giderleri açısından dışsal maliyet yaratıyormuş! Asıl sağlığımızı bozan bu ahlaksızlar,hırsızlar, yolsuzlar, nursuzlar değil mi? Halkın ekmeğiyle, alın teriyle uğraşacağınıza önce memleketin asıl sorunlarına bakın. Kendi içlerinde kavga olmasa iç hesaplaşma olmasa kimse bilmeyecek öğrenemeyecekti. Demiştik daha öncesinde de içerde kavgalar başladı artık bir birini satan satana kaçan kaçana olacak diye suç ortaklığı bittiğinde kavgalar büyük olur.
Steam bir şey yapmadı.
Yapımcılar için orada istediği yorumu konu dışı işaretleme seçeneği var.
Dolayısıyla yapımcılar son 2 günde kim ne yorum yaptıysa konu dışı diye işaretledi.
Türk düşmanları da inadına oyuna tam puan verip "Atatürk'e laf attıysa tam puan" yazdı mesela ama onları konu dışı diye işaretlemediler.
Paradox ekibi "Asla hatanı kabul etme! " prensibiyle bu krizle baş edebileceğini düşünüyor belli ki.
Afterworld diye bir oyunları var çıkacak, heyecanla bekliyordum. Şimdiyse çıktığında bu terbiyesizliklerini tekrar hatırlatmak için heyecanla bekliyorum.
İtalya’ya gidecek olan kadın Voleybol takımı oyuncularından bazılarına VİZE verilmemiş.
Takım İtalya’yaya gitmekten vazgeçmiş.
Ver yetkiyi gör etkiyi.
Sonuç ortada.
OVP’ye göre önümüzdeki üç yılda kişi başına 817 bin 324 TL vergi ödeyeceğiz. Aynı OVP’de enflasyon tahmini %21, ancak vergi gelirlerindeki artış %36,5. Bu da bizim zaten yüksek olan vergi yükümüzün daha da artacak olması demek!
Bir önceki Maliye Bakanının dediği gibi; Allah sonumuzu hayretsin…
Yılbaşında 2026 sonu enflasyon hedefi %16
Ağustos ayında yıllık TÜİK enflasyonu %31,51
Lakin enflasyon beklentilerin altında kalmış, öyle diyorlar
İrrasyonellik bulaşıcıymış demek ki
Deniz Göktaş, dün yeniden tutuklanmadan hemen önce hâkim karşısında kendisini şöyle savundu:
“Üzerime atılı suçlamayı anladım. Suçu ve suçluyu övmek gibi bir niyetim yok. Televizyonlarda takip de ettiğimiz, mizah amacı ile bu sistemi anlattım. Hiciv günlük hayatı şakalar üzerinden anlatır, eleştireldir. Türkiye'nin giderek yoksun bir ülke haline gelmesi… Yöneticiler ve bakanlar da aynısını söylüyor. Komedyenim, böyle bir şey yapmam, tamamen mizahi bir eleştiri içerir. Ben önceki vermiş olduğum ifadelerimi aynen tekrar ederim. Serbest bırakılmayı talep ederim.”
Belgesiyle yeni tutuklamayı anlatıyorum 👇🏼
HAYDİ İNŞALLAH….
Tv haberlerinde duydum. Nerede söylemiş bilemiyorum ama Özgür Özel “iktidara gelince yargıyı bir daha ele geçirilmesi mümkün olmaya bir sisteme kavuşturacağız.” demiş.
Siyasi iktidarlar, geçmişten bu güne yargı üzerinde hep etkili olmak istemişlerdir.
Düşüncem o dur ki bu istekleri hep devam edecektir. Onun için Sn Özel’in iktidar olduğunda yerine bu taahhüdünü yerine getirmesi çok zordur. Ama Yargının da hiç bir siyasi iktidarın etkileyemeceği şekilde bağımsızlığa ve tarafsızlığa kavuşturulması da hukuk devleti olmanın temel vasfıdır.
Ne diyelim?..
İnşallah Yeni Parti Genel Başkanı Sn Özgür Özel bu taahhüdünü yerine getirir.
Bilinmelidir ki, bir ülke hukukun üstünlüğünü kabul etmiş, tarafsız ve bağımsız yargı sistemini kurmuş ise o ülkede her şey hukuka uygun olarak düzgün şekilde yürür. Aksi durumda ise hiç bir şey doğru düzgün yürümez.
Neymiş HAYIR dersek baskı artarmış hayatımda duyduğum en saçma argüman.
- Genel başkanımızın 60’dan fazla fezlekesi var.
-Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu 510 gündür tutuklu.
- İl başkanlarımız tutuklu.
- onlarca Belediye başkanımız tutuklu.
- Partimize darbe yaptılar, her yere kayyum atadılar.
Liste uzar gider, evet gördüğünüz gibi saçma bir argümandan öteye çıkmıyor.
#CerceveYasayaHayir
Yeni Parti'li Ali Mahir Başarır:
"Milletvekilleri, yasama dokunulmazlığını özgürce görevini yapabilmek için almıştır.
Oysa bugün muhalefet milletvekillerinin binlerce fezlekesi var. Bu fezlekeler tehdit olarak kamuoyunda kullanılıyor.
Suç üstü haller ve vahim suçlar dışında fezlekenin ifşa edilmesi çok vahimdir."
Yeni Parti Genel başkanı Özgür Özel bu günkü gurup konuşmasında, kendi partilerinin ilçe, il başkanlarını ve Genel Başkanı delegeler değil, partiye kayıtlı üyelerin seçeceğini söyledi. Delegeler kanunen gene olacakmış ama seçimlerde etkili olmayacakmış.
Eğer Yeni Parti bunu hayata geçirebilirse, delege ağalığı yok olacak, genel başkanın kendini seçeceği delegeleri belirleme dönemi sona erecektir. Başka bir ifade ile “Seç beni, seçeyim seni” dönemi sona ermiş olacak ki bu da Türk siyasi hayatında bir devrim demektir.
Ey Adalet!
Üsküdar Belediye Başkanımız Sinem Dedetaş’ı, ilk günden cezaevi cezaevi dolaştırarak zulmetmişsiniz.
Nasıl bir kininiz var?
Nasıl bir zalimlik?
Bir kadına karşı yaptığınız bu işkenceyi nefretle kınıyorum.
Kininiz de boğulacaksınız.
İstanbul’un en başarılı belediye başkanlarından birini daha tutukladılar.
Suçu Haliç Tersanesinin özelleştirilip AVM yapılmasına engel olmak.
Suçu Üsküdar’ı gerici erkeklerden kurtarıp tarikatların musluğunu kesmek!
Suçu AKP’ye geçecek kadar kendini küçültecek bir suç işlememiş olmak!
Dün tutuklanan sadece Sinem Dedetaş değil.
Asıl tutuklanan onlarca farklı belediyede olduğu gibi “bu belediyeyi bu kadın yönetsin” diyerek oy veren bizlerin seçme hakkıdır!