Henüz otopsi dahi yapılmadan intihar diye bize dayatan Van valisi ozan balcı, suistimali bulunan ilk savcı, başsavcı, ATK raporunu düzenleyen şahıslar hakkında soruşturma başlatılmalı ve etkin bir soruşturma yürütülmesi gereklidir.
@abakingurlek#RojinİçinAdalet
İmtiyazı sınıfın karşısına koymamak
"Kadınların patriyarka altında özgül bir tahakküme uğradığı söylendiğinde uzun süre “zengin kadın ile yoksul kadın aynı mı?” sorusu çıkarıldı. Elbette değillerdi; fakat sosyalist feminist müdahale buradan patriyarkanın önemsiz olduğu sonucunu değil, sınıf ile patriyarkanın birbirini nasıl yeniden ürettiği sorusunu çıkardı. Irkçılık ve kolonyalizm tartışmasında da bu kazanımdan geri düşmemek gerekiyor."
@sebnemoguz yazdı
https://t.co/XCINK8xWNB
🔴Eğitimi Tek Tipleştiren, Öğretmeni Denetim Altına Alan MEB Genelgesini Kabul Etmiyoruz!
Eğitim Sen olarak yıllardır altını çiziyoruz, eğitim iktidarların kendi siyasal ve ideolojik hedeflerine göre biçimlendireceği bir alan değildir.
Öğretmenlerin ihtiyacı önlük talimatı değil; insanca yaşayabilecekleri ücret, güvenceli çalışma, mesleki itibar ve mesleki özerkliktir. Okulların ihtiyacı daha fazla proje, platform ve bürokratik veri girişi değil; yeterli bütçe, yeterli öğretmen, kadrolu yardımcı personel ve güvenli eğitim ortamlarıdır.
Çocukların ihtiyacı, kendilerine ne düşüneceklerinin öğretildiği, ideolojik yönlendirmeye ve tek tipleştirmeye dayalı bir eğitim sistemi değil; bilimsel bilgiye ulaşabildikleri, düşünmeyi, sorgulamayı, eleştirmeyi ve üretmeyi öğrenebildikleri, farklılıkların eşit ve özgür biçimde var olabildiği, demokratik katılımı ve birlikte yaşamı esas alan özgür ve demokratik bir eğitim ortamıdır.
MEB’e çağrımız nettir: Öğretmenlerin kıyafetinden başlayarak okul yaşamının her ayrıntısını merkezden kontrol etmeye çalışmak yerine eğitim emekçilerinin sesini dinleyin. Norm fazlası sorununu öğretmenleri resen atamalarla yerinden ederek ya da alanları dışında görevlendirerek değil, öğretmen ihtiyacını, okul ve derslik sayılarını, öğrenci mevcutlarını ve alan ihtiyaçlarını esas alan sağlıklı bir norm kadro planlamasıyla çözün. Okulların bütçe ve personel ihtiyacını kamusal kaynaklarla karşılayın. Öğretmen açığını kadrolu ve güvenceli atamalarla giderin.
https://t.co/QzEiHyoe1K
Merkezi Kadın Komisyonumuzdan açıklama:
SAĞLIK BAKANLIĞI’NA ÇAĞRIMIZDIR
İKRA AVCI GÖREVİNE İADE EDİLMELİDİR!
2026 yılının Ocak ayında Suriye’nin Rojava bölgesinde yaşamını yitiren Kürt bir kadının kesilmiş saç örgülerinin silahlı bir cihatçı milis tarafından teşhir edilmesi, kadınların büyük bir tepki göstermesine neden oldu. Dünyanın farklı bölgelerinden kadınlar, kadının bedenine yönelik bu saldırıyı ve kadın bedeninin savaş ve şiddet aracı olarak kullanılmasını protesto etmek amacıyla saçlarını örerek dayanışmalarını gösterdiler.
Kocaeli’de hemşire olarak görev yapan #İkraAvcı da Rojava’da öldürülen Kürt kadının saçlarının kesilerek teşhir edilmesine tepki gösteren bir paylaşım yaptı.
Bu paylaşım nedeniyle hakkında Sağlık Bakanlığı tarafından disiplin soruşturması başlatılırken, aynı zamanda savcılık tarafından da “örgüt propagandası” iddiasıyla soruşturma yürütüldü.
Kocaeli’de görülen ceza davasında mahkeme, İkra Avcı’nın beraatine karar verdi. Buna rağmen Sağlık Bakanlığı, ceza yargılamasının sonucunu beklemeksizin İkra Avcı hakkında “Devlet memurluğundan çıkarma” cezası verdi. Söz konusu karar 15 Mayıs 2026 tarihinde kendisine tebliğ edildi. İkraAvcı, meslekten çıkarıldığını geçtiğimiz günlerde kamuoyuna duyurdu.
Öncelikle altını çizmek gerekir ki İkra Avcı’nın “örgüt propagandası” suçlamasıyla yargılandığı davada beraat etmiş olması, Sağlık Bakanlığı tarafından verilen disiplin cezasının hukuka uygunluğu bakımından son derece önemli bir olgudur. Ceza yargılamasında suç oluşturmadığı kabul edilen bir ifade ve eylem nedeniyle, kişinin kamu görevinden çıkarılması; ifade özgürlüğü, çalışma hakkı ve hukuk devleti ilkeleri bakımından ciddi sorunlar doğurmaktadır.
İkra Avcı, yaşamını yitirmiş bir kadının bedenine yönelik saldırıyı ve kadın bedeninin şiddet aracı olarak kullanılmasını protesto eden bir paylaşım yapmıştır. Bu paylaşım, dünyanın farklı bölgelerinde kadınların gerçekleştirdiği dayanışma eylemlerinin bir parçasıdır. Kadınların saçlarını örerek gerçekleştirdikleri bu protestolar, kadına yönelik şiddete ve kadın bedeninin savaş politikalarının bir nesnesi haline getirilmesine karşı güçlü bir itiraz niteliğindedir.
Bu nedenle söz konusu paylaşımın yalnızca içeriği değil, ifade özgürlüğü kapsamında korunması gereken bir düşünce açıklaması olup olmadığı da değerlendirilmelidir.
Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne taraftır. AİHS’nin 10. maddesi ifade özgürlüğünü güvence altına almaktadır. İfade özgürlüğü yalnızca toplum tarafından kabul gören, zararsız veya kayıtsızlıkla karşılanan düşünceler bakımından değil; rahatsız edici, eleştirel, sarsıcı ve toplumda tartışma yaratan düşünceler bakımından da koruma sağlar.
Dolayısıyla bir kamu görevlisinin, kadınlara yönelik şiddete ilişkin eleştirel bir düşüncesini açıklaması nedeniyle en ağır disiplin yaptırımlarından biri olan devlet memurluğundan çıkarma cezasıyla karşı karşıya bırakılması, ifade özgürlüğü bakımından son derece ağır bir müdahaledir.
Türkiye aynı zamanda Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’nin (CEDAW) tarafıdır. CEDAW’ın 1. maddesi, kadınlara karşı ayrımcılığı; kadınların erkeklerle eşit olarak insan haklarından ve temel özgürlüklerden yararlanmasını veya bunları kullanmasını engelleyen ya da ortadan kaldıran, cinsiyete dayalı her türlü ayrım, dışlama veya kısıtlama olarak tanımlamaktadır.
Merkezi Kadın Komisyonumuzun açıklamasının tamamı:
https://t.co/KOeUgVQwSg
Öğrencilerimin başlattığı change org kampanyasını yaygınlaştırabilir misiniz?
Trans öğretmen Zoe Lila için adalet! - Kampanyaya imza ver! https://t.co/aFWOgTL0jG
Kadın sünneti, kadınların ve kız çocuklarının beden bütünlüğüne yönelik ağır bir saldırı ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin en ağır biçimlerinden biridir.
Dünya Sağlık Örgütü başta olmak üzere uluslararası insan hakları mekanizmaları tarafından hiçbir tıbbi gerekliliği olmayan, insan hakları ihlali niteliğinde bir uygulama olarak tanımlanmakta ve açık biçimde reddedilmektedir.
Bu nedenle, Ağrı’da bir hekimin kadın sünnetine ilişkin reklam yapabilmesi son derece düşündürücüdür. Sağlık Bakanlığı ile Adalet Bakanlığı’nın bu olayla ilgili herhangi bir idari ya da adli işlem başlatıp başlatmadığını kamuoyu adına merak ediyoruz.
Eğer bugüne kadar herhangi bir işlem yapılmadıysa, söz konusu ilanın açıkça suç teşkil ettiğini hatırlatıyor; bu konuda kamuoyunun bilgilendirilmesini ve ilgili hekim hakkında gerekli idari ve adli soruşturmanın derhal başlatılmasını talep ediyoruz.
İnsan hakları savunucusu kadınlar olarak, kadınların ve kız çocuklarının yaşam hakkını, beden bütünlüğünü ve temel haklarını hedef alan hiçbir uygulamanın normalleştirilmesine ya da meşrulaştırılmasına izin vermeyeceğimizi bir kez daha kamuoyuyla paylaşıyoruz.
İHD MERKEZİ KADIN KOMİSYONU
10 yıldır KHK’lerle işinden ve ekmeğinden edilen kamu emekçileri adalet ve görevlerine iade talebiyle, bugün Ankara'da barışçıl bir nöbet gerçekleştirmek istedi. Adalet Bakanlığı önünde yapılmak istenen bu nöbet eylemine gaz, kalkan ve gözaltıyla karşılık verilmesini kınıyorum.
İktidar, KHK rejiminin yarattığı ağır mağduriyetleri gidermek yerine adalet isteyen emekçileri baskıyla susturmaya çalışıyor. Adalet talebi ve sendikal haklar gözaltılarla susturulamaz.
Gözaltına alınanlar derhal serbest bırakılmalı, KHK mağduriyetleri sona erdirilmeli ve hukuksuz biçimde ihraç edilen kamu emekçileri görevlerine iade edilmelidir.
OHAL’in fiili olarak devam ettiği bir kez daha kanıtlandı. Aradan geçen 10 yıla rağmen hala binlerce KESK’linin yargı süreçlerinin devam etmesine ve hukuksuz ihraçlara bir kez daha dikkat çekmek, arkadaşlarımızın görevlerine iade edilmesi çağrısında bulunmak üzere yapmak istediğimiz Nöbet eylemi polis zoru ve şiddetiyle engellenmek istenmektedir.
Konfederasyonumuz binası önünde anayasal hakkımızı kullanarak devam ettirmek istediğimiz demokratik ve meşru eyleme saldıran güvenlik güçleri konfederasyon binamızın girişine de barikat kurarak giriş çıkışları kapattı.
Şiddetle kınıyor, protesto ediyoruz.
Hak arama mücadelesi gözaltılarla, copla ve şiddetle susturulamaz.
İhraçların yarattığı hukuksuzluğu örtmeye çalışanlar bilsin ki; emek, hukuk ve adalet mücadelemizden geri adım atmayacağız.
Gözaltına alınan arkadaşlarımız derhal serbest bırakılsın! Baskılar son bulsun! İhraç edilen tüm kamu emekçileri görevlerine iade edilsin!
Emek ve Demokrasi Güçlerini dayanışmaya çağırıyoruz!
İhraçlara karşı yapacağımız Nöbet eylemimize yönelik göz yaşartıcı gazlarla, kalkanlarla saldıran güvenlik güçleri şu ana kadar Yürütme Kurulu üyelerimizden Sema Pınar, Döne Gevher, A. Bahadır Berdicioğlu, EĞİTİM SEN MYK üyeleri Simge Yardım, İzzet İldeş, ihraç üyeler Sinan Ok, Reşat Akıncı, Remzi Gençdal, Adnan Şahin, Özlem Üçler, Maruf Kurt ve çok sayıda arkadaşımız gözaltına alınmıştır. Bu açık hukuksuzluk ve pervasızlığı kınıyoruz. Arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalıdır. Emek ve Demokrasi Güçlerini saat 20.00'da Konfederasyon binamız önünde yapacağımız açıklamaya katılarak dayanışma içinde olmaya davet ediyoruz.
Özellikle son 15 yıldır Kürt meselesinin barışçıl çözümü adına verdiği ödünsüz destek hepimizi etkiledi. En güzel filmi bence ‘kırık bir aşk hikayesi’ idi. Hayat arkadaşı bizim de arkadaşımız sevgili Jülide ve tüm sevenlerine sabır diliyorum. Devri daim olsun. #Kadirinanır 🙏
En meşru talep olan taban maaş hakkı ve mülakat mağduriyetinin giderilmesi talepleri için mücadele eden öğretmenlere yönelik sert polis müdahalesini kabul etmiyor, kınıyoruz.
Sendika binasının ablukaya alınması, öğretmenlere su, biber gazı ve portakal gazıyla sert şekilde müdahale edilmesi, yaralanan ve baygınlık geçirenlere sağlık yardımı yapılmasının engellenmesi açık bir insan hakkı ihlalidir.
Demokratik hakların kullanımına yönelik bu müdahaleye derhal son verilmeli, öğretmenlerin hak arama özgürlüğü güvence altına alınmalıdır.
#SendikalHaklarEngellenemez
Taban maaş hakkı ve mülakat mağduriyetinin giderilmesi talebiyle açlık grevinde olan öğretmenler, eylemlerinin 7. gününde sendika binasından Madenci Anıtı’na yürüyerek açıklama yapacak. Ancak öğretmenler, polis ablukası altında tutularak sendika binasından çıkmaları engelleniyor.
NATO gerekçesiyle kentlerde fiili yasak rejimi kurulmasını, demokratik hakların polis barikatlarıyla engellenmesini, emekçilerin sesinin bastırılmasını kabul etmiyoruz.
Sendika binalarını ablukaya almak, dayanışmaya gelenleri engellemek, açıklama yapmak isteyen eğitim emekçilerini engellemek sendikal hak ve özgürlüklere açık bir saldırıdır.
Buradan bir kez daha söylüyoruz: Öğretmenlerin, eğitim emekçilerinin ve örgütlü mücadelenin sesini susturamazsınız!
#SendikalHaklarEngellenemez
İstanbul Bakırköy Cem Karaca Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen “İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü” konulu sempozyuma, KESK Yürütme Kurulu, işkollarımız ve İstanbul Şubeler Platformu üyelerimizin katılımıyla iştirak sağladık.
Baskı ve Mobbing Eğitim Emekçilerinin Yaşamını Tehdit Eden Bir Hak İhlalidir!
Ağrı’nın Hamur ilçesinde görev yapan eğitim emekçisi Irmak Ayşe Koparan’ın şüpheli ölümü hepimizi derinden üzmüştür. Irmak öğretmenin maruz kaldığı iddia edilen sistematik mobbing ve baskı süreci, eğitim kurumlarında yaşanan psikolojik şiddet, yıldırma ve denetimsizlik sorunlarının ne kadar ağır sonuçlar doğurabileceğini bir kez daha göstermiştir.
Benzer biçimde, Şırnak Cizre Özel Eğitim Uygulama Okulu’nda görev yapan bir kadın eğitim emekçisinin okul idaresinin sistematik baskı, ötekileştirme ve mobbing uygulamalarına maruz kaldığı; can güvenliğinin tehlikede olduğu gerekçesiyle başvurusu ilgili kurum tarafından haklı görülerek kendisine polis koruması tahsis edildiği ve kendi talebiyle başka bir kuruma görevlendirildiği bilgisi tarafımıza ulaşmıştır. Bir eğitim emekçisinin görevini yaparken can güvenliği kaygısı yaşaması ve devlet korumasına ihtiyaç duyması kabul edilemez.
Eğitim Sen olarak, Cizre Özel Eğitim Uygulama Okulu’nda yaşanan sürece ilişkin idari ve adli soruşturmaların etkin, şeffaf ve hızlı biçimde yürütülmesini; varsa ihmali ya da sorumluluğu bulunan kişi ve kurumların açığa çıkarılmasını talep ediyoruz. Aynı şekilde Irmak Ayşe Koparan’ın yaşamını yitirmesine ilişkin tüm iddialar da bağımsız, etkin ve şeffaf biçimde araştırılmalıdır.
Eğitim kurumları baskının, tehdidin, mobbingin ve ayrımcılığın değil; güvenli, demokratik ve sağlıklı çalışma koşullarının hâkim olduğu alanlar olmalıdır. Mobbing bir yönetim biçimi değil, açık bir insan hakkı ihlalidir.
Eğitim emekçilerinin onurunu, mesleki saygınlığını, çalışma hakkını ve yaşam hakkını tehdit eden her türlü uygulamanın karşısında durmaya devam edeceğiz.
Eğitim emekçileri yalnız değildir!
🟣Çıplak Arama İşkencedir; Kadınların Bedeni, İradesi ve Onuru Hedef Alınamaz!
Kadınlara yönelik saldırılar sadece gözaltı sırasında değil; evde, iş yerinde, sokakta, okulda, kampüste, yargı süreçlerinde ve kamusal yaşamın her alanında karşımıza çıkmaktadır. Erkek egemen zihniyet, kadınların bedenini, emeğini, sözünü ve iradesini baskı altına almaya çalışmaktadır. Çıplak arama işkencesi de bu zihniyetin en ağır, en onur kırıcı ve en insanlık dışı biçimlerinden biridir.
Hiçbir güvenlik gerekçesi, hiçbir idari uygulama, hiçbir yargı süreci kadınların beden bütünlüğünün ihlal edilmesini meşrulaştıramaz. Kadınları aşağılayan, travmatize eden, iradesini kırmayı hedefleyen ve hak ihlallerini sıradanlaştırmaya çalışan bu insanlık dışı uygulamayı reddediyoruz.
Eğitim Sen olarak; kadınların bedenine, kimliğine, emeğine, söz hakkına ve örgütlü mücadelesine yönelen her türlü saldırının karşısındayız. Çıplak aramaya, kötü muameleye ve işkenceye maruz bırakılan tüm kadınların yanındayız.
Failler hakkında derhal etkin, bağımsız ve tarafsız soruşturma yürütülmeli; sorumlular yargı önüne çıkarılmalı ve cezasızlık politikalarına son verilmelidir.
https://t.co/h5MJi9YlmE
Rahmi Koç’un İzmir’de bir hastane açılışında Kürt kadınları hedef alan cinsiyetçi ve ırkçı ifadeler kullanması kabul edilemez. Kadın bedeni, hasta mahremiyeti ve kimlikler üzerinden kurulan bu ayrımcı dil; “espri” ya da “fıkra” adı altında meşrulaştırılamaz. Toplumsal yaşamın her alanında olduğu gibi sağlık hizmetlerinde de insan onuru, eşitlik, mahremiyet ve ayrımcılık yasağı temel ilkelerdir. Servet, unvan ya da toplumsal statü; hiç kimseye kadınları, halkları ve onların kimliklerini aşağılayan bir dil kullanma hakkı vermez. Kadınları, halkları ve anadillerini hedef alan ayrımcı söylemler karşısında sessiz kalmak, ayrımcılığı ve ötekileştirmeyi toplumsal yaşamda yeniden üretmek anlamına gelir.
Eğitim Sen olarak kadınları, halkları ve anadillerini hedef alan bu cinsiyetçi ve ırkçı dili kınıyor; eşit, özgür ve onurlu bir yaşam mücadelesini büyütme kararlılığımızı bir kez daha vurguluyoruz. "