Bu kadar alçaksınız işte! Fırat tanışı rt etmiş diye kadını demli yapıyorsunuz. Sanki demin paylaşmışını rt yapmış gibi algı yapıyorsunuz. Operasyon çocukları sizi. Lan sırrının fotoğrafını okşayanlar ne oluyor? Demle kucak kucağa olanlar ne oluyor?
Eşinin üzerinden siyaset yapacak kadar şeref yoksunusun! Götün yiyorsa yüzüne karşı “ evde karına sahip çıkamıyorsun” de korkak herif!
Aponun kankisi devlet babanıza sesiniz çıkmaz. Apocu vatan hainleri sizi.
Övdüğü konuya bak amk. Bir taraf para karşılığı adam vuruyor , bir taraf orospuluk yapıyor . Birine suça sürüklemiş çocuk diyorlar birine hedefi için eğlenceli yol.
Böyle zamanın amına koyayım. İki tarafın birden ağır sikilmesi lazım. Taş ocakları, maden ocakları, yol yapımı inşaat gibi amele ihtiyaçlarını bu orospular ve orospunun fırlattıklarından karşılanması lazım. Belirli saç kesiminin, giyiniş tarzının yasaklanması lazım. Teşhirin, sözde abonelik sisteminin, online escortluğun suç sayılması şart. Yaşa bakılmaksızın cinayet, yaralama, gasp vs suçların idam gibi ağır cezaları olmalı(Bu hükümet ilk bizi asar amk).
Kızılcık Şerbeti dizisinin Senaristi Merve Göntem:
▪️“Liselerde üniversite yurtlarında o kadar çok kız para karşılığı seks yapıyor ki, bu normal”
▪️“Kızlar hayallerini gerçekleştirmek için kendine eğlenceli bir yol bulmuş, para karşılığı seks yapıyor, bunda ne var ki!
▪️Ona bu motivasyonu ülke şartları veriyor.”
Çocuk mu suçlu mu?
Yıllar önce bir çocuğun bilgiye erişimi sınırlıydı. Bugün ise bir tuşla, bir internet bağlantısıyla tüm dünyanın şiddetini, sapkın kültlerini, pornografiyi ve en karanlık ideolojileri avucunun içine alabiliyor. Bu yeni gerçeklik, “çocuk” tanımımızı sil baştan değerlendirmeyi zorunlu kılıyor. Artık 14 yaşındaki bir genç, bir yetişkin kadar bilinçli, tasarlayarak ve ne yaptığını bilerek cinayet işleyebiliyor. Peki ne yapmalı?
Sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada yükselen bir dalga gibi önümüzde duran gençlik şiddeti ürkütücü boyutlara geldi. Televizyonlar, gazeteler, internet sayfaları her gün yeni bir korkunç haberle sarsılıyor. Bazen bir karakolu tarayan 16 yaşında bir genç, bazen cinayetin zanlısı olan bir çocuk... İşte bu noktada, yıllar önce Meclis’te gençlikte artan şiddeti araştırma komisyonu kurulmasını talep eden, televizyon şiddetine karşı imza kampanyaları düzenleyen biri olarak, bu konuyu sadece bir ceza hukuku sorunu olarak görmenin ne kadar eksik bir yaklaşım olduğunu anlatmak isterim.
“Çocuk” kavramı ve hukukun geri kalmışlığı
Hukuk, ne yazık ki teknolojik gelişmelere ve toplumun hızına yetişemiyor. Yıllar önce bir çocuğun bilgiye erişimi sınırlıydı. Bugün ise bir tuşla, bir internet bağlantısıyla tüm dünyanın şiddetini, sapkın kültlerini, pornografiyi ve en karanlık ideolojileri avucunun içine alabiliyor. Bu yeni gerçeklik, “çocuk” tanımımızı sil baştan değerlendirmeyi zorunlu kılıyor. Artık 14 yaşındaki bir genç, bir yetişkin kadar bilinçli, tasarlayarak ve ne yaptığını bilerek cinayet işleyebiliyor.
Peki biz bu çocuklara hala “suça sürüklenenler” mi demeliyiz, yoksa “suçlu” mu? Bu soru, beni hep derinden düşündürmüştür. Bir yandan, bu gençlerin içinde büyüdüğü yozlaşmış sistemi, aile yapısındaki çöküşü, sevgisizliği ve eğitimsizliği görüyoruz. Öte yandan, işlenen suçun vahşeti, soğukkanlılığı ve ardındaki planlı eylemler, bu gençlerin sadece kurban olmadığını gösteriyor.
Dünyadan örnekler ve hukuk sistemlerinin çıkmazı
Dünyadaki hukuk sistemleri de bu çelişkiyle boğuşuyor. Amerika’da bazı eyaletler, çocuk suçluları cinayet gibi ağır suçlarda yetişkin mahkemelerinde yargılayabiliyor. Bu, “çocuğu topluma kazandırma” idealinden vazgeçen, daha çok cezalandırmaya odaklanan bir yaklaşım. Avrupa ise daha çok rehabilitasyona odaklanıyor. Özellikle İskandinav ülkelerinde hapis yerine psikolojik destek, eğitim ve sosyal hizmetler ön plana çıkıyor.
Türkiye’de ise 12-15 yaş aralığındaki çocuklar için “yaptığının bilincinde olup olmadığına” bakılıyor, 15-18 yaş aralığındaki çocuklar indirimli ceza alıyor. Ancak sorunun kökenine inmeden, sadece yaş sınırlarını değiştirerek, cezaları artırarak bu meseleyi çözemeyiz. Hukuk, teknolojik çağa ayak uydurmalı ve gençlerin sadece biyolojik olarak değil, bilişsel ve duygusal olarak da erken olgunlaştığını kabul etmelidir.
Ne yapmalı?
Bu derin konunun tek bir çözümü yok. Ancak bazı adımların atılması gerektiği çok açık.
Eğitim ve Kültür: Aileler, öğretmenler ve toplum olarak çocukları şiddetten korumalı, onlara sanatın, müziğin ve sevginin iyileştirici gücünü sunmalıyız. Medya okuryazarlığı dersleri, çocuklarımızı sanal dünyanın yıkıcı etkilerinden koruyabilir.
Hukuk ve Bilim İşbirliği: Hukukçular, psikologlar, sosyologlar ve beyin bilimcileri bir araya gelmeli, gençlik suçlarının nedenlerini bilimsel verilerle araştırmalıdır. Suç yaşı, bu bilimsel veriler ışığında yeniden ele alınmalıdır.
Rehabilitasyon Merkezleri: Hapis cezası yerine, genç suçluların temel sorunlarına odaklanan, psikolojik destek ve eğitim programları sunan modern rehabilite merkezleri kurulmalıdır.
Sonuç olarak, bu mesele sadece bir güvenlik sorunu değil, aynı zamanda toplumun vicdanını, ahlaki değerlerini ve geleceğini tehdit eden bir yara. Unutmayalım, bir toplum ancak en zayıf halkası kadar güçlüdür. Eğer gençlerimiz şiddete saplanıyorsa, bu bizim topyekûn başarısızlığımızdır. Bu yarayı sarıp sarmalamak için sadece yasaları değil, kalplerimizi ve düşüncelerimizi de değiştirmemiz gerekiyor.
18 yaşındayken, Milliyet Gazetesi’nin açtığı bir yarışmaya katılmak için Çocuk Islahevlerini gezmiş ve ‘Suçlu Çocuklar’ başlıklı bir dizi yazı hazırlamıştım. Ne yazık ki bunca yıl sonra bu konuda çok daha kötü bir noktadayız ve yine yazmak zorunda kalıyoruz. Çözemediğimiz sorunlar bizi çözüyor.
Metroda bir cinayet
ABD’nin Kuzey Carolina eyaletinde Ukraynalı göçmen Iryna Zarutska’nın siyahi bir Amerikalı tarafından bıçaklanarak öldürülmesi, çağımızın en derin yaralarından birini, toplumsal duyarsızlığı ve çifte standartları tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Savaşın acılarından kaçan genç bir Ukraynalı kadının, daha önce defalarca suç işleyip serbest bırakılan bir saldırgan tarafından vahşice öldürülmesi, sadece bir cinayet değil, aynı zamanda toplumun vicdanına vurulan bir darbe.
Olayın kan dondurucu videosu, kurbanın saldırı anındaki şaşkınlık ve korkusuyla birlikte, çevresindeki insanların sergilediği tüyler ürpertici tepkisizliği gözler önüne seriyor. Aynı vagondaki yolcuların, genç bir kadının hayatının yavaş yavaş ellerinden kayıp gitmesini izlemesi ve hiçbir şey yapmadan bir sonraki durakta metrodan inip gidecek olması, “Bana ne” felsefesinin ne kadar yaygınlaştığının acı bir göstergesi. Bu durum, bireysel güvenlik endişelerinin, insani yardımlaşma ve empati duygusunun önüne geçtiği bir distopyanın habercisi gibidir.
Göz ardı edilen trajedi: Neden George Floyd değil?
Bu trajediyi daha da sarsıcı kılan ise medyanın bu olaya karşı sergilediği suskunluk. New York Times veya CNN gibi büyük yayın organlarında bu cinayete neredeyse hiç yer verilmemesi, akıllara “Neden?” sorusunu getiriyor. Eğer kurban siyahi olsaydı, George Floyd’un trajik ölümü gibi tüm dünyada protestolara neden olur muydu? Bu sorunun cevabı maalesef çok da zor değil. Kurbanın beyaz ve sarışın olması, bir zamanların elit soyuna mensup olarak görülen bir kadının, adaletsizliklerin ve tarihsel hınçların hedefi haline gelmesi, bu olayın medyada yer bulamamasının altında yatan acımasız gerçeği ortaya koyuyor.
Bu durum, mağduriyetin ırkına göre değer kazandığı bir dünyanın yansıması. Toplumlar, kendi geçmişlerinin ve tarihlerinin hesabını, masum ve o süreçte hiçbir rolü olmayan bireylerden sormaya başladıkça, insanlığın karanlık yüzü daha da belirginleşiyor. Nazi zulmünden kaçan Yahudilerin bugün Filistin halkına benzer bir muamele yapması gibi, tarihsel travmaların yeni mağduriyetler yaratması, insanlığın giderek daha karanlık bir yola saptığının en büyük göstergesi.
Bu olay, sadece bir cinayet değil, aynı zamanda toplumsal çürümüşlüğün, adaletsizliğin ve duyarsızlığın bir sembolüdür. Bizler, başkasının acısına sessiz kaldığımız sürece, yarın benzer bir trajedinin kurbanı olmaktan kurtulamayız. Bu cinayet, herkes için bir uyandırma zili olmalı.
Zülfü Livaneli, 12.09.2025 - Oksijen
Belindeki silah, telefondaki polisten çok daha fazla hayatta kalmanı sağlayacak dostum. 2 tane tabanca alıyorsunuz. Saldırırlarsa nefsi müdafaadan 3/5 sene yatar çıkarsınız.
@insansiz_arac_ Kanka ona da sorsan ne demek istediğini anlatamaz 😂 hainler bizi sevmez demiş kısaca ama çok zeki bir şahış olduğu için uzatmış. Apodan öğrenmiş galiba bu laflar
Sivil Ülkücülerden AK Parti ve Adalet Bakanlığı’na Açık Mektup
Ülkücüler bir süredir “Apocu” yaftasıyla kışkırtılmaya çalışılmaktadır. Oysa bizler, bugüne kadar Devlet ve Türk milleti için nasıl can verdiysek, kanımızı döktüysek, bugün de yine Devletimizin ve Milletimizin huzuru için sabır göstermeye devam ediyoruz.
Bu kışkırtmaların en alçağı ise, şerefli Türk Silahlı Kuvvetleri üniformasını kendisine kalkan yapan bir grup provokatörün kurduğu bu sirkten gelmektedir. Bu sirkin baş kuklası Orkun Özeller, son yazısında Liderimiz Devlet Bahçeli Bey’e; “Terörist sevici, sahtekâr, Mehmetçik düşmanı, Apo yanlısı, ABD ve İsrail uşağı, BOP’çu, engelli” gibi ağır ifadelerle hakaret etmiştir.
Ülkücü harekete gönül veren milyonlarca insana ise; “Sahtekâr, kancık, Apoculardan farkı olmayan kullar, Türk olmayan, kahpe, ABD ve İsrail uşağı” gibi namussuzca ve şerefsizce sözlerle saldırmaktadır. Bu açıkça milyonlarca ülkücüyü provoke etmek, kışkırtmak demektir.
Peki, Orkun Özeller ve onun gibilerin bu hakaret ve provokasyonlarına daha ne kadar göz yumulacaktır? Vatan için en çok bedeli ödemiş, bu konuda en hassas olan ülkücülere “Apocu” yaftasıyla saldırılmasına izin vererek bu süreci yürütebileceğinizi mi düşünüyorsunuz?
Dahası, Devlet Bahçeli Bey’in şikâyeti üzerine “kovuşturmaya yer olmadığı” kararı veren savcı; aynı hakaretler Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a veya AK Partililere yapılmış olsaydı, yine aynı kararı verebilir miydi?
Buradan açıkça ilan ediyoruz: Biz ülkücüler, Devletimizin bekası ve Milletimizin huzuru için bu şerefsiz tahriklere sabrediyoruz. Ancak unutulmasın ki sabrımız kadar tepkimiz de güçlüdür. Eğer bu provokasyonlara göz yumulursa ve sabrımız taşarsa, açık söylüyoruz: ortada ne süreç kalır, ne de bizlere “Apocu” diyen bir tek namussuz. Sorumluların olay buraya varmadan gerekeni acilen yapması elzemdir.
Ayrıca, TSK üniformasının arkasına saklanıp ülkücü harekete saldıranlara da bir hatırlatma yapıyoruz: 15 Temmuz hain FETÖ darbesini gerçekleştirenler, 252 vatandaşımızı şehit edip 2574 kişiyi gazi edenler de yine TSK üniformasına saklanmış hainlerdi. Darbenin 1 numarası Akın Öztürk, gençliğinde ülkücü olarak bilinirken orgeneralliğe kadar yükselmişti. Yine Özel Kuvvetler’in ikinci ismi olan, kahraman Ömer Halisdemir’in öldürdüğü hain Semih Terzi de çevresinde ülkücü olarak tanınan biriydi. Fakat gerçek yüzleri 15 Temmuz’da ortaya çıktı. Biliyoruz ki, Orkun Özeller ve çevresindeki bu sirk mensuplarının da kim oldukları gün gelecek mutlaka ortaya çıkacaktır.
Sonuç olarak; Ülkücüleri sevmeyen herkes hain değildir, ancak hiçbir hain Ülkücüleri sevmez.
@tcbestepe@iletisim@TC_icisleri@adalet_bakanlik@AliYerlikaya@yilmaztunc
Şehit babasısın. Sabahtan akşama kadar çalıştığın işten kazandığın parayla ödediğin vergi, lüks koğuşunda plazma televizyonunun karşısında pinekleyen Apo'nun yediği ananasa gidiyor. Bu bir espri değil gerçektir.
@tongucakarca@dgnucak Kürt korkma kaçak silahlan deseydin bir sorun olmazdı hocam. Evinde ağır tüfekler çıkan adamları 3 gün sonra serbest bırakıyorlar sonuçta bu memlekette.
Çen mafya mı oldun ülkücü olunca abici 😂 Amk şu tehtidi görüp bir tane soruşturma açacak savcı yok mu ? Adamın başına bir şey gelse sorumlusu bu lavuk. Askerliği yapmamış çürük almış bir yavşAk için, vatanı için senelerce çarpışmış Hendek operasyonlarını görmüş bir komutana büyük laflar bunlar. Senin harç ödemeden araya adam sokarak aldığın tabancayı denk getirirse monteler haberin olsun. apocu vatan haini seni.