Çaki 8 yaşında, hep aynı yerde yaşadı. Küçükken en sevdiği şey bu kumsalda koşturmak, biraz yaşlanıp dizleri ağrıdığından beri de sıcak kumlarda oturup denizi izlemek oldu. Şimdi böyle bi tabela yüzünden tabii ki onu hayatta en sevdiği, evi bildiği yerlerden mahrum etmeyeceğiz ama yine de çok can sıkıcı. Bu ülkede artık bi köpek sahiplenip ona doğru düzgün bakmak bile bi direniş. Onunla oynamak, veterinere götürmek, güzel tasmalar oyuncaklar almaktan çok daha fazlasını yapmanız gerekiyor çünkü. Hiçbir hakkı tanınmayan, değerli bir mal olarak bile görülmedikleri bir ülkede onlar için dik durmak, onların haklarını savunmak zorundasınız çünkü.
Görünüşte lüks gibi olmayan ama aslında lüks olan şeyler:
1. Annenizin hayatta olması
2. Sıcak duş almak
3. İyi sağlık
4. Zihinsel, duygusal ve ruhsal huzur
5. Ilık günler. Ne çok soğuk, ne çok sıcak
6. İşe 10 dakika mesafede yaşamak
7. Spor salonuna 5 dakika mesafede yaşamak
8. Sessiz komşulara sahip olmak
9. Ay sonunda paranızın kalması ve bunu yatırım yapmak
10. Evde huzur
11. Acele etmeden kahve içmek
12. Rahat bir vicdanla uyumak
13. Sizi gerçekten anlayan insanlarla gülmek
14. Her yıl seyahat etmek
15. Alarm olmadan doğal olarak uyanmak
16. Sevdiklerinizle ev yapımı bir yemeğin tadını çıkarmak
17. Bir oturuşta kitap okuyacak zamanınızın olması
18. Basit günlük rutinlerde neşe bulmak
19. Kapıda sizi mutlu bir şekilde karşılayan bir evcil hayvanınızın olması
20. İyi yemek
21. Sabah kahvesinin tadını çıkarmak
22. İyi bir gece uykusu
23. Temiz hava solumak
24. Yükümlülükler olmadan kendinize zaman ayırmak
Gerçek zenginlik, basit günlük neşelerdir.
Alevi Dating Uygulaması yayınlandı. Alevi gençlerinin ve bekarlarının kendilerine uygun eş adaylarıyla tanışmasını hedefleyen Ehlidate App, sosyal medyada şimdiden konuşulmaya başlandı.
⸻
Satürn Balık’tan çıkıyor.
İki buçuk senedir romantik bir masal anlatmadı bize; bildiğin ağzımıza sıçtı.
Belirsizlik, dağılma, hayal kırıklığı… Neptün’le el ele verdi, gerçekle illüzyonu birbirine soktu. Ev dağıldı, düzen dağıldı, yuva dağıldı. Kimi evi sattı, kimi arabayı, kimi hayalini. Kimi de içindeki çocuğu gömdü.
“Ruhsal büyüme” dediler.
“Spiritüel arınma” dediler.
Yok öyle bir şey.
Borç büyüdü, yalnızlık büyüdü, kaygı büyüdü.
Satürn Balık’ta şunu yaptı:
Neye tutunuyorsan onu eritti.
Ne hayal ettiysen test etti.
Ne kaçıyorsan suratına vurdu.
Neptün’le kavuşumda sis bastı.
Yanlış insana inandık.
Yanlış projeye para yatırdık.
Yanlış hayalin peşinden koştuk.
Büyüdük mü?
Nah büyüdük.
Yorulduk.
Güvensizleştik.
Daha temkinli olduk.
Belki biraz daha soğuduk.
Şimdi Satürn Balık’tan çıkıyor.
Arkasında romantik bir bilgelik değil, dağılmış bir düzen bırakıyor.
Ama en azından artık sis dağılıyor.
Ne kaybettiğini biliyorsun.
Ne kaldığını biliyorsun.
Ve en önemlisi:
Bir daha aynı hayale bu kadar safça inanmayacağını biliyorsun.
Küçük bir pastanem var.
İşler bir süredir durgun. Kira arttı. Kapatmayı düşünüyordum.
Geçen cuma bir genç içeri girdi. Biraz gergindi. Bir kurabiye almak için bozuk paralarını saydı. 50 kuruşu eksikti.
“Önemli değil,” dedim. “Alabilirsin.”
Masaya oturup kurabiyesini yerken matematik ödevine bakıyordu. Takılmış gibiydi.
Eskiden matematik özel ders verirdim.
Yanına gittim.
“İkinci dereceden denklemler mi?” dedim.
Başını salladı.
“Anlamıyorum.”
Oturdum, yaklaşık 20 dakika birlikte çalıştık. Anladı. Gülümseyerek çıktı.
Ertesi gün iki arkadaşıyla geri geldi. Kurabiye aldılar.
Bir sonraki gün beş çocuk geldi.
Meğer okulda şöyle demiş:
“Pastanedeki abla ödevlere yardım ediyor.”
Şimdi pastanem okul çıkışı buluşma noktası.
Gürültülü. Dağınık.
Her yerde sırt çantaları var.
Dün bahşiş kavanozunda bir not buldum.
200 tllik bir banknota sarılıydı.
“Oğlumun matematiği geçmesine yardım ettiğiniz için teşekkür ederim.
— Bir anne”
Pastaneyi kapatmıyorum.
Sanırım sonunda neden burada olduğumu anladım.
Bu kurabiye değil.
Bu, bir topluluk.
Antarktika’da penguenler iki kuralla yaşar:
1.Hayatta kalmak için okyanusa git.
2.Üremek için kolonide kal.
Hayat basittir.
Ta ki biri kuralları bozana kadar!
O penguen, her iki seçeneği de reddetti. Dağlara gitmeyi seçti; bunun ona hayatına mal olacağını biliyordu. Kaçınılmaz ölümle yüzleşti, yine de yürümeye devam etti. Peki ama neden?
Hasta ya da yaralı değildi; ancak eşini kaybettikten sonra koloninin çağrılarına cevap vermeyi bıraktı ve hayatta kalmanın imkânsız olduğu dağlara doğru 70 kilometre yürüdü. Çünkü, acı çok ağırlaştığında, bazıları savaşmaz; sadece uzaklaşır. Ölmek için değil, kalmak daha çok acıttığı için…
Babam uzun marlboro içiyor ben kısa 2si de sarı filtre o koku içinde mutfaktaki sohbet şu;
"Ben: yeter antibiyotikle olmayacak bu iş yarından itibaren içmeye başlıyorum!
Babam: otur evinde 2 duble iç tamam işte
Ben: öyle 2 duble içemem!
Babam: hah al başına iş ondan sonra."