Can sızı artık bu sokaklardan geçip şu köprüye inemiyor olmak,
Kalp sızısı artık sokaklarda Asi kokusunun yerini başka kokuların alması
Ahh felfenayım,
Ahh perperişan..
CHP butlan davasını açan Lütfü Savaş:
"Hiçbirimizin sevinç çığlığı atmaması gerekir.
CHP'yi tabana nasıl indiririz, geleceğe nasıl hazırlarız, nasıl toplumun umutlarını tekrardan yeşertiriz diye düşünmemiz gerekir."
Gülistan Doku’nun babası ağlayarak “Garibanım, ben çobanım. Hiç olmazsa kızımın mezarını çıkarsınlar, bir Fatiha okuyayım” diyor.
Yozlaşmış siyaset, yerel işbirlikçileri ve güç ilişkileri bu ailenin kızlarını öldürmekle yetinmemiş, onları zindana kapatıp hayatlarına devam etmiş.
🔴Ben Sena. 14 yaşından beri öz eniştem tarafından tacize uğruyorum. Yüzümü bu konuyla ilgili göstermek istemezdim ama son çarem sizsiniz. Lütfen sesimi duyurun.
Ailemle ilgili bir durum nedeniyle eniştem beni evimden alıp kendi evine götürmüştü. Ona bir baba yarısı gibi baktığım için güvenim sonsuzdu. Ailem de onunla olduğumu biliyordu. Bir gün, evinde odada otururken yanıma geldi ve bir anda bana saldırarak taciz etmeye başladı. O an yaşadığım korkuyu tarif etmem mümkün değil. Kimseye anlatmamam için tehdit etti. “Baban öğrenirse ikimizi de öldürür”, “Ailen seni suçlar, her şey senin yüzünden olur” diyerek beni susturdu.
Bu istismar yıllarca sürdü… Yaklaşık 3-4 yıl boyunca korku içinde yaşadım. Kendimden, insanlardan uzaklaştım. Psikolojim bozuldu, çok zor günler geçirdim.
Bir gün artık dayanamadım ve yaşadıklarımı arkadaşlarımla paylaştım. O gün her şey değişti. Ailem öğrendi ve hemen şikayetçi olduk.
Yaklaşık 2 yıldır bu davanın mücadelesini veriyorum. Elimde tacize uğradığıma dair görüntüler, ses kayıtları ve çeşitli deliller olmasına rağmen bugün mahkemede davayı kaybettim. Sanki kendi rızam varmış gibi bir kararla karşı karşıya kaldım. 14 yaşında bir çocukla 60 yaşında bir adamın nasıl gönül rızası olabilir?
Lütfen beni yalnız bırakmayın. Bu sizin kardeşinizin de başına gelebilirdi.
Örgütlenme Uzmanımız Başaran Aksu adli kontrol şartı ile serbest bırakıldı.
Mücadelemiz maden içinde sürüyor. Gözaltılarınız, baskılarınız bizi yıldıramaz!
#PolyakMadencisiyleYürü
Eğer bir gün devran dönerse, adalet yerini bulacak olursa ilk görülen davalardan biri olmasını çok istiyorum. Canım öyle yanıyor bu haberden beri kendime gelemedim
🔴Öldürüleceğini açıklamıştı!
O röportajtan çarpıcı bir kesit;
“Ben 5 Mayıs’ kadar hayatta kalabileceğimi düşünmüyorum. Ben ve kızım bir şekilde hayattan koparılacağız. Biz öldükten sonra adaletin sağlanmasını istemiyorum. Başıma bir şey gelirse bu karanlık yapı ve beni koruyamayanlar, sesimi duyup da susanlar sorumludur. Kamuoyuna sesleniyorum; intiharım asla söz konusu değildir. Başıma bir şey gelirse intihar süsü verilerek üzerinin örtülmemesini, peşine düşülmesini istiyorum.”
Yahu işçi olmasa senin o madenin ne işe yarar be! 8 aydır maaşını verme, işçiyi sömür sömürebildiğin kadar, sonra da saldır. Bu insanlar açlıkla, ekmekle sınanıyor, bunu ciddiye alamadınız gitti! Devran dönecek yakındır!
#PolyakMadencisiyleYürü
Gözaltındaki madenciler için herkesi sesimizi duyurmaya davet ediyoruz!
Günlerdir yürüttüğümüz hak mücadelemizde bugün binlerce işçiyle barikatları aştık. Fakat sendika uzmanımız, avukatımız ve 2 maden işçisi arkadaşımız keyfi bir şekilde halen gözaltında tutuluyor. Sendika avukatımız Mürsel Ünder direniş alanımızdan süreci aktarıyor. #PolyakMadencisiyleYürü
1) Günlerdir deprem bölgesinde YouTube kanalım için çekimler yaptık… CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in konuştuğu depremzede gibi birçok vatandaş çıktı karşımıza… Acı ve mağduriyet çok ama herşeyi sonsuza kadar devlet veremez. Maalesef bölgede depremzede rehaveti oluşmuş!
Bu kişi 6 Şubatın yıldönümü yaklaştığı için İstanbul'daki steril hayatından ve villasından çıkıp Antakya'ya gelmiş.Muhtemelen izlenmelerden milyonlar kazanacak.Steril hayatına geri döndükten sonra da bize olduğu yerden ahkamlar kesmiş. Bize. 3 senedir bu cehhenemi yaşayan bize.
Silivri’den herkese merhaba,
Öncelikle paylaştığım videoyu yeniden izlemenizi ricaediyorum.
Videoda, 13 Haziran 2013 tarihinde Ankara’da, dönemin Başbakanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan’ın davetiyle katıldığım heyetin, hükümet yetkilileriyle yaptığı 3.5 saatlik toplantı sonrasında, Başbakanlık konutunun merdivenlerinde yaptığım konuşmam yer alıyor.
O halimi düşünüyorum. TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi Başkanı gencecik bir Tayfun. Hükümet davetiyle görev bilmiş kendine orada olmayı ve bu açıklamayı yapmayı.
Bu açıklamanın üzerinden kocaman bir 9 yıl geçti ve bir andasuçlu ilan edildik. Aklımızın hala almadığı bir karar.
Bugün, haksız yere tutukluluğumuzun 1000. gününü geride bıraktık.
1000 günlük anormallik yaşıyoruz.
1000 gündür demir parmaklıklar arkasındayız.
1000 gündür sevdiklerimize hasretiz.
1000 gün hayatımızdan geçti, gitti.
1000 gün dile kolay…
1’den 1000’e kadar saymaya başlasa insan usanır, bir yerde saymayı bırakır.
Oysa ben hiç bırakmadım, eşim Meriç bırakmadı, kızım Vera bırakmadı. Annem ve babam bırakmadı. Meslektaşlarım bırakmadı. Öğrencilerim bırakmadı.
Hayatı bir yerde durdurma isteği geliyor, yalan değil. Çünkü anılar hep dışarıda. O anların fototğrafıyla avunuluyor burada ancak.
1000 gündür bir bu anılara yenileri eklenir mi diye düşünüyorum.
Videodaki gencecik Tayfun bir daha düşüyor hatrıma.
Defalarca şiddetsiz ve demokratik tepki gösterilmesini, yasalara saygıyı hatırlatan ben değil miydim? Bütün TV kanalları bunlarıyayınlamadı mı?
Şimdi neden hiç parçası olmadığım ve karşı çıktığım şiddet eylemlerinin faili sayılıyorum?
Bu soruyu 1000 gündür soruyoruz.
Mahkemede de sorduk. Tanıkları dinleyin dedik. Bütün ulusal kanallara çıkan görüntüleri verdik. Bakın bu masumiyetin kanıtıdedik. Kabul etmediler. Peşin hükümle, siyasi inatla verilen 18 yıllık bir ceza ile tüm hayatımız altüst edildi. Yine de sormaya devam ettik. 1000 günde en az 1000 kere sorduk.
Sorsak, belki Silivri’nin soğuk duvarı bile dile gelir konuşurdu, bir cevap verirdi. Olayın birebir tanıkları ise susuyor. Hapishane duvarından bile daha soğuk olmak mümkün mü? Mümkünmüş.
Çok basit, çok temel bir sorular soruyoruz: Benim suçum ne? Bu suçun kanıtı ne? Bu cezanın gerekçesi ne? Haykırıyoruz. Ailem haykırıyor, ufacık kızım Vera haykırıyor, aynı soruları, çevirip çevirip soruyoruz. Cevap yok.
Adalet hepimiz için ne önemli bir kelime. Değil 1000 gün bir ömür geçse de bugün olduğu gibi gür haykıracağız: Adalet, hemen şimdi.
Biliyorum sıkılıyor canınız. Biliyorum adaletin geciktiği her gün bir kâğıt kesiği gibi acıtıyor canımızı.
Ama vazgeçmiyoruz umut etmekten. Ne olur hiç vazgeçmeyelim umuda tutunmaktan.
Dostlarım, haksız tutsaklığımızın 1000. gününde özgür ve güzel günlerimizin yakın olduğu umudu ile hepinizi Silivri’den hasretle selamlıyorum.
Sevgilerimle;
Tayfun Kahraman / Silivri K. C. İ. K. A/42
@zeyynobia Sizleri tanımıyorum da bu kadının hemşerisiyim. Samandağlıyım yani. Önce dem eş genel başkanı olma sürecine de bir bakmak lazım. Oraya gelene kadar Samandağlılara yaptıklarına bakmak lazım. Şaşırmadım.
Silivri’den herkese merhaba,
Öncelikle paylaştığım videoyu yeniden izlemenizi ricaediyorum.
Videoda, 13 Haziran 2013 tarihinde Ankara’da, dönemin Başbakanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan’ın davetiyle katıldığım heyetin, hükümet yetkilileriyle yaptığı 3.5 saatlik toplantı sonrasında, Başbakanlık konutunun merdivenlerinde yaptığım konuşmam yer alıyor.
O halimi düşünüyorum. TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi Başkanı gencecik bir Tayfun. Hükümet davetiyle görev bilmiş kendine orada olmayı ve bu açıklamayı yapmayı.
Bu açıklamanın üzerinden kocaman bir 9 yıl geçti ve bir andasuçlu ilan edildik. Aklımızın hala almadığı bir karar.
Bugün, haksız yere tutukluluğumuzun 1000. gününü geride bıraktık.
1000 günlük anormallik yaşıyoruz.
1000 gündür demir parmaklıklar arkasındayız.
1000 gündür sevdiklerimize hasretiz.
1000 gün hayatımızdan geçti, gitti.
1000 gün dile kolay…
1’den 1000’e kadar saymaya başlasa insan usanır, bir yerde saymayı bırakır.
Oysa ben hiç bırakmadım, eşim Meriç bırakmadı, kızım Vera bırakmadı. Annem ve babam bırakmadı. Meslektaşlarım bırakmadı. Öğrencilerim bırakmadı.
Hayatı bir yerde durdurma isteği geliyor, yalan değil. Çünkü anılar hep dışarıda. O anların fototğrafıyla avunuluyor burada ancak.
1000 gündür bir bu anılara yenileri eklenir mi diye düşünüyorum.
Videodaki gencecik Tayfun bir daha düşüyor hatrıma.
Defalarca şiddetsiz ve demokratik tepki gösterilmesini, yasalara saygıyı hatırlatan ben değil miydim? Bütün TV kanalları bunlarıyayınlamadı mı?
Şimdi neden hiç parçası olmadığım ve karşı çıktığım şiddet eylemlerinin faili sayılıyorum?
Bu soruyu 1000 gündür soruyoruz.
Mahkemede de sorduk. Tanıkları dinleyin dedik. Bütün ulusal kanallara çıkan görüntüleri verdik. Bakın bu masumiyetin kanıtıdedik. Kabul etmediler. Peşin hükümle, siyasi inatla verilen 18 yıllık bir ceza ile tüm hayatımız altüst edildi. Yine de sormaya devam ettik. 1000 günde en az 1000 kere sorduk.
Sorsak, belki Silivri’nin soğuk duvarı bile dile gelir konuşurdu, bir cevap verirdi. Olayın birebir tanıkları ise susuyor. Hapishane duvarından bile daha soğuk olmak mümkün mü? Mümkünmüş.
Çok basit, çok temel bir sorular soruyoruz: Benim suçum ne? Bu suçun kanıtı ne? Bu cezanın gerekçesi ne? Haykırıyoruz. Ailem haykırıyor, ufacık kızım Vera haykırıyor, aynı soruları, çevirip çevirip soruyoruz. Cevap yok.
Adalet hepimiz için ne önemli bir kelime. Değil 1000 gün bir ömür geçse de bugün olduğu gibi gür haykıracağız: Adalet, hemen şimdi.
Biliyorum sıkılıyor canınız. Biliyorum adaletin geciktiği her gün bir kâğıt kesiği gibi acıtıyor canımızı.
Ama vazgeçmiyoruz umut etmekten. Ne olur hiç vazgeçmeyelim umuda tutunmaktan.
Dostlarım, haksız tutsaklığımızın 1000. gününde özgür ve güzel günlerimizin yakın olduğu umudu ile hepinizi Silivri’den hasretle selamlıyorum.
Sevgilerimle;
Tayfun Kahraman / Silivri K. C. İ. K. A/42
6 Şubat depremlerinde hayatını kaybedenlerin ölümüne sebep olan, En ufak bir ihmale bile göz yummuş olan herkes katildir. İçimde öyle büyük bir öfke var ki tarif edemiyorum.Bu dünya dar gelsin size! Asla unutmayacağız, affetmeyeceğiz.Bedelini ödeyeceksiniz!
#6SubatınAffıOlmaz
Benim en büyük travmalarımdan biriydi bu acı. Kendimi babanın yerine bile koyamadım. Bunlar nasıl unutuldu? Nasıl hiçbir şey olmamış gibi akıyor, olağanlaşıyor her şey? Şimdi bu depremde ölümlere sebebiyet veren müteahhitleri af kapsamına almak istiyorlar. O kadar öfkeliyim ki.
Bugün gözaltına alınan Avukat Naim Eminoğlu birkaç gün önce 11. Yargı Paketi'ni ve buna bağlı olarak deprem suçlularına verilen cezaları eleştirmişti. Aynı zamanda Kartalkaya Aileleri'nin de gönüllü avukatlığını yapmaya devam ediyor. Halkın hakkını savunan kim varsa alıyorlar.
Ülkece unutma işini ne yazık ki çok iyi beceriyoruz…
Ateş sadece düştüğü yeri yakıyor. “Biz de yanalım” demiyorum ama en azından gözümüzden söndürmek için iki damla yaş aksın. Yanmayı göze almıyorsak, yakmayalım; yaktırmayalım Nizamettin amca gibi babaların, güzel annelerimizin kalbini…
Unutmayalım ki birileri hatırlasın, adalete ışık tutsun. Uyuyanlar uyansın.
“Ben bir şey değiştiremem” demeyin, çünkü biz olursak çok şey değişir.
Uzun zamandır edit yaparken ağladığım tek video olabilir… Belki de Nizamettin amcayı gerçekten tanıdığım için, onun kalbinin acısı kalbime sıçradığı için.
Normalde böyle bir ricada bulunmam ama lütfen bu videoyu olabildiğince çok insana ulaştırın. Sessiz kalmayın, kalmayalım…
Ki babalarımızdan, annelerimizden önce bu dünyadan göçüp gitmeyelim.
#RojinİcinAdelet #rojinicinadalet