@KeremSerindere1 videoyu izledim o söz kurtlar vadisinin değil, kemal tahir in kurt kanunu romanına aittir, roman cumhuriyetin ilanı sonrası ittihat ve terakki üyelerinin durumunu iç çatışamlarını ve Atatürke yapılan izmir suikastini detayları ile anlatır,
Bir zamanlar dağlarda taş kıran, kendi halinde bir kaya ustası varmış. Adam sabah akşam çekiç sallayıp ekmeğini taştan çıkarır, haline de hep şükredermiş. Ama bir gün zengin bir tüccarın konakladığı bir malikanenin önünden geçmiş. Bir bakmış adamın önünde kuş sütü eksik sofralar, etrafında hizmetçiler... Bizim usta orada kırılmış işte. Ulan ben sabahtan akşama kadar toz toprak içinde taş kırıyorum, millet nasıl yaşıyor. Keşke ben de şöyle zengin bir tüccar olsam... diye iç geçirmiş.
O sırada dağın ruhu mu dersin, kader mi dersin, bunun sesini duymuş ve dileğin kabul oldu demiş. Bizim taş ustası bir uyanmış, zengin bir tüccar. İpek cüppeler, hizmetçiler, ziyafetler... Bir süre keyfini sürmüş. Sonra bir gün sokaktan geçerken bir de ne görsün? Kralların kralı, yani Prens geçiyor. Adamı korumalar kolluyor, herkes önünde eğiliyor, altın kaplama tahtırevanın içinde keyif çatıyor. Bizimki hemen triplere girmiş. Tüccar olsak ne fayda, gücün yoksa sıradansın. Keşke Prens olsaydım demiş. Dağın ruhu yine Lütfettim gitti demiş, bizimki olmuş Prens
Prens olmuş olmasına ama yazın sıcağında tahtırevanda giderken bir bakmış, tepesindeki Güneş hiç takmıyor bunu. İstediği kadar prens olsun, Güneş sıcağıyla bunu cayır cayır yakıyor, ter içinde bırakıyor. Bizimki gaza gelmiş Demek ki en güçlüsü Prens değil, Güneş Ben Güneş olmak istiyorum demiş. Hop, adam Güneş olmuş Gökyüzüne kurulmuş, ışınlarını salıyor, toprağı kavuruyor, kendini evrenin hakimi sanıyor.
Derken, nereden bindiği belli olmayan kapkara bir Bulut gelip bunun önüne bir çekilmiş... Güneş’in bütün havası sönmüş. Işıkları toprağa ulaşamaz olmuş. Bizim usta demiş ki Hadi ya, Bulut Güneş’ten bile güçlüymüş O zaman ben Bulut olacağım Hop, Bulut olmuş. Rüzgarla oraya buraya gidiyor, fırtınalar koparıyor, yağmurlar yağdırıp vadileri sel altında bırakıyor. Her şeyin efendisi benim diye caka satarken...
Aşağıda devasa bir Kaya görmüş. Fırtınalar koparıyor, yağmurlar yağdırıyor, şimşekler çaktırıyor ama Kaya banamısın demiyor Taş gibi duruyor yerinde, milim kıpırdamıyor. Bizimki hırslanmış Ulan o kadar estik gürledik, şu Kaya’yı sarsamadık. En güçlüsü Kaya’ymış meğer, ben Kaya olacağım demiş ve heybetli bir Kaya’ya dönüşmüş.
Kaya olarak dağda tek başına, dimdik, yenilmez bir şekilde dururken içinden İşte şimdi en güçlü benim diyormuş. Tam o sırada dip tarafından bir ses gelmiş Tık... Tık... Tık...
Bir bakmış, adamın biri elinde çekiç ve keskiyle altını oya oya bunun parçalarını koparıyor. Benden güçlü kim olabilir ki? diye aşağı bir bakmış... Elinde çekiciyle, toz toprak içinde çalışan bir kaya ustası
Yani anlayacağın dönmüş dolaşmış, en güçlü sandığı şeyin yine kendi başladığı yer olduğunu anlamış. İnsanoğlu hep başkasının hayatına özenip duruyor ama günün sonunda en büyük güç, aslında kendi olduğun halin kıymetini bilmekte saklı.
Hadi iyi geceler 🌙
@borsaninizinden işini düzgün yapıp yatırımcısını koruyana kimsenin sözü yok, adam ppf nin altında getiri veren fonu yönetiyor, üstüne para alıyor, benim emeğimle kazandığım güvenerek verdiğim parayı çöp ediyor, kusura bakmayın da az bile laf söyleniyor bunlara
Trenden Ankara İstasyonu'na, sırtında bir heybe, beyaz seyrek sakallı, yetmiş yaşlarında Uşaklı bir köylü indi!..
Rastladığı ilk üniformalıya;
- Gazi Paşayı görmek istiyorum! dedi.
Adam demiryolcuydu. Direksiyon binasını gösterdi;
- Şu binaya gelir, herkesle konuşurdu ama şimdi Cumhurbaşkanı. Gelir mi, konuşur mu, konuştururlar mı bilmem?
Zorlukla Özel Kalem Müdürü Hayati Bey'in yanına girdi.
Neden geldiğini kısaca anlattı. Hayati Bey bu yaman köylüyü Gazi ile konuşturmaya karar verdi. Bir de kahve ikram etti.
Gazi öğleden sonra geldi. Bekleyen çoktu.
Hayati Bey hepsini atlatıp yaşlı köylüyü içeri soktu. Gazi köylüyü ayakta karşıladı. Oturttu.
- Buyur Nuri Efendi!
- Teşekkür ederim Gazi Paşam.
Ben Uşak'ın Kalfa Köyü'ndenim.
Babamdan helva ile haşhaş yağı imalathanesi kaldı.
Askerliğimi İstanbul'da yaptım.
Gözümü, kulağımı açtım. İstanbul'da çok şey öğrendim.
Avrupa'dan mektup zarfı içinde pancar tohumu getirttim.
Bu tohumları köyümdeki toprağıma ektim.
Pancar elde ettim.
Pancarları rendeleyip kaynattım.
Pekmez yaptım.
Şeker elde ettim.
Onunla köpük helvası imal ettim.
Pancardan şeker yapabileceğimize inandım.
Mehmet Hacim Bey'in önderliğinde elli bir kişi birleştik, "Terakki-yi Ziraat Anonim Şirketi"ni kurduk.
600.000 lira sermayemiz var.
Paşam, bize el ver, şeker fabrikamızı kuralım!
Köylü ister pancar yetiştirir, ister fabrikada çalışır.
Karnı doyar, yüzü güler.
Biz de, belki, biraz para ve sevap kazanırız.
Uşak şenlenir.
El verir misin?
Cumhurbaşkanı yerinden fırladı, Nuri Efendi'yi sevgiyle, saygıyla kucakladı;
- Hepiniz var olun! Türkiyeyi bu azim, bu istek, bu şevk kurtaracak! Ben seni şimdi bir yaverle Başbakan'a göndereceğim.O da seni, belki, bir - iki bakan ile konuşturur.
Hepsine bana anlattıklarını iyice anlat.
Bir sorun olursa aldırma, bana gel.
Kapım her zaman sana açık olacaktır..
Nuri Efendi'yi yanaklarından öptü.
Heybeli köylü, Türkiye'nin ilk şeker fabrikası kurucularından, ünlü Nuri ŞEKER olacaktı!..
.
Sevgili dostlar,
Her gün farklı bir konuya dikkat çekmeye çalışıyoruz. Ancak hepimizin yüreğini yaralayan, vicdanımızı sızlatan ve toplum olarak kabul edemeyeceğimiz bir gerçek var: Hayvanlara yönelik şiddet giderek artıyor.
Hayvana yönelik şiddet yalnızca bir hayvana karşı işlenen münferit bir suç değildir. Şiddetin normalleşmesine zemin hazırlayan, toplumsal vicdanı ve güven duygusunu zedeleyen ciddi bir toplumsal sorundur. Bu nedenle hayvanlara yönelik şiddetle mücadeleyi, toplumdaki genel şiddet kültürünün önlenmesinin önemli adımlarından biri olarak görmeliyiz.
Bu noktada çok açık ve somut bir çağrıda bulunuyorum:
“ALO HAYVANA ŞİDDET İHBAR HATTI” ivedilikle kurulmalı ve ülke genelinde etkin biçimde yaygınlaştırılmalıdır.
Vatandaşların hayvana yönelik şiddet, kötü muamele ve ihmal vakalarını hızlı, kolay ve güvenilir şekilde bildirebileceği; ihbarların ilgili kurumlara anında aktarılacağı etkin bir mekanizma oluşturulmalıdır.
Bununla birlikte, hayvanlara karşı işlenen suçlarda caydırıcılığın güçlendirilmesi, mevcut yaptırımların etkin şekilde uygulanması ve gerektiğinde cezaların artırılması konusunda da kararlı adımlar atılmalıdır.
Çünkü şiddetin hiçbir türü normalleştirilemez. Bugün savunmasız bir hayvana yönelen şiddete sessiz kalırsak, yarının daha büyük toplumsal şiddet sorunlarına da zemin hazırlamış oluruz.
Biz bu konuda kararlı duruşumuzu sürdüreceğiz. Hayvanların yaşam hakkını, toplumun vicdanını ve hukukun üstünlüğünü savunmaktan hiçbir zaman vazgeçmeyeceğiz.
Bir kez daha çağrımızı yineliyoruz:
ALO HAYVANA ŞİDDET İHBAR HATTI DERHAL KURULMALI, HAYVANLARA YÖNELİK ŞİDDET ETKİN BİÇİMDE ÖNLENMELİDİR.
Çünkü daha adil, daha güvenli ve daha vicdanlı bir toplum; en savunmasız olanı koruyabildiğimiz gün mümkün olacaktır…
#HayvanaŞiddeteHayır #HayvanHakları #HayvanlarıKoruyalım #HayvanHaklarıYasası #HayvanaŞiddet #HayvanaŞiddetİhbarHattı #AloHayvanaŞiddetHattı #ŞiddeteKarşıyız #ŞiddetiÖnle #ŞiddetiDurdur #HayvanlarınYaşamHakkı #YaşamHakkınaSaygı #SokakHayvanları #CanDostlarımız #HayvanSevgisi #Merhamet #Vicdan #Adalet #Hukuk #HukukunÜstünlüğü #ToplumsalŞiddet #ŞiddetinÖnlenmesi #CaydırıcıCeza #EtkinMücadele #HayvanlarıSavun #HayvanHaklarıİçinMücadele #Türkiye #AcilÇağrı
Aralık 1922… Cumhuriyet henüz ilan edilmemiş, Ankara ise Millî Mücadele'nin merkezi.
Fransız fotoğrafçı ve kameraman Camille Sauvageot'nun kamerasından, Ankara'nın ve Mustafa Kemal Paşa'nın bilinen en erken hareketli görüntülerinden biri.
Henüz bugünkü başkent siluetinden eser yok; bozkırın ortasındaki Ankara sokaklarını, dönemin insanlarını ve Mustafa Kemal'i hareketli görüntülerde izliyoruz.
Çekimler bugün Albert Kahn Müzesi'nin “Archives de la Planète” koleksiyonunda korunuyor.
Ankara, Aralık 1922.
#gdhtarih