“Başarılacak en zor şey, sıradan bir hayattır” diyor. Daha iyi, ancak bir şiirle anlatılırdı bu. Ya da bir film çekerdik. Çarpıcı bir öykü ya da roman yazabilirdik. Bazen basit bir cümlede saklıdır yaşadığımız bu ortak/sistematik hayatın bütün özü. Hepsi bu.
İyi müzik, güzel insanlar, kalan bir parça ağız tadımız, içimde sözcüklere sarılan ve zamanını bekleyen hikayeler, tam da bu martı sesleri ve şiirim. Yaşam, süren bir “olmak”. Yani hala ve her zaman, kalbimde bozulmaz pırıl pırıl bir toprak.
Çocukların öldürüldüğü
ve yazık ki
artık
çocukların birbirini öldürdüğü…
Ekran, perde, sokak araları, sosyal medya, oyunlar…
Hepsinin etkisi oldukça güçlü.
Ve artık çocukların birbirini öldürdüğü!
Çocukların
birbirini
öldürdüğü!
saat,
acıya yelkovan olma saati
büyük lokma peşinde doymazlar
demli bir intikam peşinde
ölü kadınları
ve dilsiz yoksulları kentin,
sıralı ölüm peşinde çocuklar,
peşimde hüznün bengilikle süren şiiri
ve beni unutmanın peşinde belli ki fikrin
Her gün istikrarlı, planlı, spontane şekilde kadınlar öldürülüyor. Dünya patriarkın kan çanağı üstelik. Erkek olsam çok utanırdım doğrusu ve sanırım bütün hayatım erkekliği/mi sorgulamakla geçerdi.
Bazı duyguları bırakabiliyor insan zamanla. Bazı insanları vakti gelince bıraktığı gibi. Çünkü bazı duygular birden bırakabiliyor insanı ve bazı insanlar size bırakmayı anlatmak adına, sizin bırakmak eylemini kabullenmeniz için evet onca zamandır varlar.
@akgunnmurat Tam da… En özenlimiz dahi, tam da dilimize sürülmüş ve oradan atmakta zorlandığımız kelimelerle kendine de maruz kalır bazen. Kitapta yargı yok. Aksine… Leyla feminist değil bu arada, arzulanmak da çabasızca “bütün kadın ve erkekler” kadar umurunda. Teşekkür ederim, sevgiler🤍
Huy satın alamazsınız. Çünkü karakterin parçalı aynasıdır huylar. Kaldı ki ince zevkleri ve estetik tavrı da satın alamazsınız. Görüp geçirdiğiniz her şeyin yansımasıdır çünkü bunlar da. Bu yüzden zevkler de renkler de tartışılır. Bu yüzden insanın en güzel huyu anlamlanmaktır.
Kar Pekmezi romanımda anlatmıştım. Kendinden kaçanın yeri yurdu yoktur. Tıpkı Eşref gibi, elinde kendi kuklasıyla oradan oraya gezer. Ne zaman ki geçmişin kara ipliklerini sırtından kesip atar, işte o zaman aklına iyi bir fikir gelir: Kendini dürüstçe yaşamak.
Başkasının yerine utanmak, tuhaf bir duygudur. Aklınıza geldikçe irkilirsiniz. Sevmekten yaralı, utanmaktan uzağız ya buralarda. Oysa yaşam bu iki duygu üzerinden en çok insanı insan yapar ya ancak. Biri sevmek, biri utanmak.
İlişkiler sevgi yitince değil, saygı yitince biter en çok.Sevginin tükenmesi aslında ve elbette zaman alırken saygının tükenmesi ise çoğunlukla bir anlıktır.Bu yüzden, sevgiyle yeniden dener insan ve oysa saygı, bir ölünün dirilmesi gibi dirilmemişse o sevgi de artık pazarlıktır