Şunu fark ettim: Biri bana haksızlık yaptığında sakin kalabilirsem, yolu er ya da geç yine bana düşüyor. Asıl mesele, o an nasıl bir insan olacağım. Onun saygısızlığı onun sınavı, benim tepkim ise benim.
İnsan bir noktadan sonra, hiç kimsenin olmamışlığını, hasetliğini, kötülüğünü, aptallığını, şımarıklığını tolere etmekle uğraşmak istemiyor. Zamanı azalınca, hayatın bunlarla uğraşılmayacak kadar kısa olduğunu anlıyor ve diyor ki, “Herkes yerinde sağ olsun.”
Ben iyi biri değilim. İyi biri olmak kolaydır, hiçbir şeye sesini çıkartmaz, her zaman alttan alır ve tepki vermezsin olur biter. Zor olan adil biri olmak ve herkese hak ettiği şekilde davranmaktır. Unutma, tavrım kişiliğimle değil, daha çok senin kim olduğunla ilgilidir.
Kimseye size değer vermesi ve iyi davranması gerektiğini anlatmayın. İlgi, saygı ve açık iletişim için dilenmeyin. Doğru insanlar bunları size kendiliğinden sunarlar: sunmuyorlarsa çevrenizde olma haklarını kaybetmişler demektir. Yani, sözsüz tepki: haydi güle güle.
Sadece sana yapılan kötülükler değil;
yapılmayan iyilikler,
Varken verilmeyen imkanlar da acı verir ve kendini değersiz hissetmene neden olur.
“Zarar vermedim” yeterli bir cümle değil.
Sorumluluğunun olduğu yerde
Faydan yoksa da zarar vermiş sayılırsın.
Bir insanın hayatta üreteceği en iyi eser kendisi. Dışarıdan baktığında kendisiyle gurur duyuyor mu; bedeni, hayatı ve düşünceleriyle tamamen barışık mı, mesele bu. Kendini “bir heykeltıraş gibi” şekillendirme cesareti göstermekten daha heyecan verici ikinci bir şey yok.