Uyuyamayacak kadar kaygılıyım. Gözlerimi kapatıyorum ama zihnim kapanmıyor. Düşünceler sanki arka arkaya gelen trenler gibi hiç durmadan geçiyor içimden. Her biri başka bir endişe taşıyor. Yetişemediğim işler, kuramadığım cümleler, susup içimde tuttuğum onlarca şey... Gece sessizliğin içinde daha da yüksek sesle konuşuyorlar. Ama uyanamayacak kadar da yorgunum. Sabahları gözlerimi açmak, bir dağın tepesine tırmanmak gibi geliyor artık. Vücudum yorgun değil sadece, ruhum da ağırlık taşıyor. Dinlenemediğim bir döngüye sıkıştım. Ne gerçekten uyuyabiliyorum ne de uyanıkken tam anlamıyla var olabiliyorum.
Cemal Süreya, bir kalpten soğumayı ne kadar güzel anlatmış;
“Baktım sana kızgın değilim, kırgın değilim, dargın değilim, kısacası artık ben sana hiçbir şey değilim.”