Ben Recep Tayyip Erdoğan'sız bir Türkiye'de yaşadım. İnsanlar bugünki gibi 60'ında değil, daha erken emekli olup hayatı yaşayabiliyor, emekli ikramiyesiyle ev alabiliyordu. Barınma ve gelecek kaygısı bugünkü gibi derin değildi. Bazı şeyler yoktu, doğru ama siz "küçülen" dünyanın zorunlu nimetleri olan teknoloji vb. gelişmeleri Erdoğan yarattı sanıyorsunuz. Bundan ibaret.
Oysa her evde çamaşır makinesi vardı, televizyon da vardı.
Hatta bilgisayar, oyun konsolu vb. şeyler de sayısı az olsa da ulaşılabilirdi.
Yok dediğiniz yol ve köprüler zamanın şartlarına uygun olarak vardı. Boğaz Köprüsü'nü Erdoğan mı yaptı? Barajları ya da?
Bütün bunlar bugün daha gelişmiş haliyle ve daha geniş kesimlerin elinde varsa bu Erdoğan'ın değil, teknolojinin ulaşılabilir hale gelmesi ve ucuzlaması sayesinde var.
100 yıldır ABD'de bilgisayar vardı ama muhtemelen 1980'lerde bile çoğu iş yerinde hâlâ daktilo kullanılıyordu. Evlerde ise yoktu. Sonrasında her yerde oldu, üstelik orası menşe ülke idi.
Şu an her evde VR var mı mesela? Yok. Ama ulaşılabilirlik ve gereklilik düzleminde belki 20 yıl sonra olacak.
Bugüne dönersek; var dediğiniz her şey Erdoğan sayesinde daha pahalı. Bir Iphone alana 1 bedava kampanyasından arkadaşımız değil, devlet faydalanıyor vergi yüküyle...
Geçiş garantili yollarla, köprülerle, yap işler devretle bizim cebimizden çıkıyor çıkan, Erdoğan'ın değil. Var olan her şey bile bizim paramız sayesinde.
Kendiniz bir hayalin peşindesiniz, rüyanızı sevdiğiniz için uyku halindesiniz ve istiyorsunuz ki herkes sizinle uyusun.
Ama yok öyle bir hayat.
Sorumlu bulunmuş,
sosyal medya ve bilgisayar oyunları!
Vay be!
Bir öğün yemeği bile çok gördüğünüz o çocukların okula aç gitmelerinin, değil canlarının istediğini yemek, karınlarını doyuracak kadar bile yiyememelerinin, ana babalarının baş edemedikleri sefaletini çaresizce seyretmelerinin,
Okulu bitirip bir iş sahibi olsalar bile çalıp çırpmadıkça ya da yüksek mevkilerde teyzeleri olmadıkça bir hayatları olmayacağını bilmenin ufak da olsa bir etkisi oluyor mudur acaba çocukların psikolojisi üzerinde?!
Ya da misal Meclis’te talimatı alınca kürsüdeki hatibe saldırmaya koşa koşa giden göbekli ve anca 200 yandaş arasındayken pek yürekli o dayıların falan hiç bir etkisi olmamıştır diyorsunuz!?
Her nev’i şiddeti yücelten,
kendinden güçsüz olana zulmetmeyi marifet belleten,
kendisini ve cümle sülalesini her türlü hukuk kuralından azade addeden yüce iktidarınızla bu olanlar arasında hiç bir bağlantı yoktur öyle mi?
Ülkeyi yangın yerine çevirmenin, adaleti katledip ahlak diye diye ahlaki tüm değerleri çökertmenin, hırsızlığın, arsızlığın, yolsuzluğun, adaletsizliğin, liyakatsizliğin, eşitsizliğin,
Günde üç kadın katledilirken bir çocuğun bakımını tek başına anneye yükleyip kaçmaya kalkan saçma sapan aile yılı procelerinizin falan ennnnn ufak bir etkisi yoktur diyorsunuz bunca çürümede!?
İnanılmaz ya!
İnanılmaz!
Herkese iyi akşamlar,
- Ekrem İmamoğlu 370
- Av. Mehmet Pehlivan 278
- Selahattin Demirtaş 3427
- Hatay Milletvekili Can Atalay 1433
- Av. Selçuk Kozağaçlı 3062
- Gazeteci Alican Uludağ 33
- Gazeteci İsmail Arı 3
- Eski Savcı olan Adalet Bakanı Akın Gürlek’in tapu kayıtlarını ortaya çıkaran Tapu Memuru 1
- Eski Savcı olan Adalet Bakanı Akın Gürlek’in tapu kayıtları ortaya çıkınca kesin iftiradır diyerek girip kontrol eden Afyonkarahisar/Çobanlar İlçe Tapu Müdürü 1
- CHP’li Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık 370
- Osman Kavala 3066
- Tayfun Kahraman 1433
- CHP’li Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat 432
- CHP’li Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan 370
- CHP’li Gaziosmanpaşa Belediye Başkanı Hakan Bahçetepe 294
- CHP’li Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney 219
- CHP’li Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin 294
- CHP’li Şile Belediye Başkanı Özgür Kabadayı 253
- CHP’li Bayrampaşa Belediye Başkanı Hasan Mutlu 188
- CHP’li Büyükçekmece Belediye Başkanı Hasan Akgün 294
- CHP’li Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara 294
- CHP’li Beykoz Belediye Başkanı Alaattin Köseler 386
- CHP’li Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar 294
- Aykut Erdoğdu 294
- Dilek İmamoğlu’nun abisi 327
- Dilek İmamoğlu’nun kardeşi 48
- Rıza Akpolat’ın kayınbiraderi 259
- Rıza Akpolat’ın bacanağı 259
- CHP İstanbul İl Binası 199
- Av. Atilla Özen 188
- Figen Yüksekdağ 3427
- CHP’li Eski İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer 272
- CHP’li Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek 263
- Mine Özerden 1433
- Çiğdem Mater 1433
- Mabel Matiz’in “Perperişan” şarkısı 188
- Tele1 Televizyon Kanalı 153
- Merdan Yanardağ 150
- Murat Övüç 95
-Sosyal medya paylaşımları AKP'li Cumhurbaşkanına hakaret kabul edilen Tıp Fakültesi öğrencisi Cemal Mert Saraçoğlu 81
- CHP’li Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan 21
- CHP’li Kuşadası Belediye Başkanı Ömer Günel 9
- Bir-Tek Sendikası Başkanı Mehmet Türkmen 8
- 19 Mart operasyonunun birinci yılında Saraçhane'de gerçekleştirilen mitingin ardından arefe günü tutuklanan 2004 doğumlu 2 Genç 7
Gündür hapiste.
25.3.2026
Valilik hesabından inşaat şirketi savunacak duruma düştüler…
Resul Emrah Şahan Şişli’nin seçilmiş Belediye Başkanıdır.
Seçilmiş başkanı tutukladıktan sonra ilgili projeyi raftan indiren kayyım da atanmıştır; “Eski” diyerek ayan beyan dezenformasyon yapan Vali de atanmıştır.
Bu açıklamasıyla @REmrahSahann Başkanımızın ifade ettiği her şeyi doğrulayan, milletin değil inşaat şirketinin yanında duran atanmışları millete havale ediyoruz.
Mustafa Destici “iyiliksever cinsiyetçilik” (benevolent sexism) dediğimiz türden konuşan biri. Kadınlar çiçektir minnoştur “korunması gereken”, “nazik”, “değerli ama kırılgan” varlıklardır, zarif ellerine dolma sarmak yaraşır, bayram hazırlığı yapsınlar ki aileyi hoş tutsunlar, yorgun, asık suratlı olmasınlar güler yüzlü olsunlar ki “göz şekeri” de olsunlar, göze de ruha da hitap etsinler (ingilizcede “eye candy”) kadınlar herkesi duygusal olarak da regüle etsinler, azize gibi herkese bakım versinler ister, sorsan çünkü kadınlar erkek gibi hoyrat değildir, kadınlar cinsi latiftir, yemeğe sevgilerini katar, erkeğin yaptığı ile bir olmaz falan der.
Bu tür azalarak bitecek, sular geri akmaz, çok değil 50-100 sene sonra (insanlık tarihi için gayet kısadır) Destici gibi kişilerin sözleri için “ne acayip düşüncelermiş onlar” denecek. Destici kendi döneminin bir ürünü, fikri değişmez, öğrenemez, haber edip durmayın, ben de iyiliksever cinsiyetçi tabirini açıklamak için yazdım.
Şu pankartla bitirelim:
Bakın bu basın açıklaması “mağdur suçlayıcılık (victim blaming)” üzerine yapılandırılmış, yüz kızartıcı bir açıklamadır. Şöyle ki:
1-Burada esasında iki mağdur var; anne ve çocuk. Açıklamada sürekli surette, bir şey yapılamamasına gerekçe olarak annenin tutumu ileri sürülmüş. Oysa ki burada anne de mağdur. Yani anneye de yardım etmenin yollarını aramak ve bulmak zorundaydı Bakanlık. Yapmamış.
2- Annenin davranışı, Bakanlığa güvenmediği izlenimi veriyor. Acaba, baş şüpheliler ısrarla tutuksuz yargılandığı ve anne çocuğunu yanından ayırmak istemediği için olabilir mi?
Yahut her ikisinin de psikolojisi bitik vaziyette olduğu için olabilir mi?
Burada Bakanlık öz eleştiri vermesi gerekirken yine kendini sorumsuz ilan ediyor.
Zeytinyağı gibi bir Bakanlık.
3- Bu olay, yaklaşık 1 ay önce annenin bir cesaret konuşmasıyla kamuoyunda duyuldu. Oysa yargılama bir süredir devam ediyordu. Bu davalarda Bakanlık müdahil olarak davayı takip eder ve mağdurların korunması adına, sanıkların tutuklu yargılanması için ısrarlı talepte bulunmak başta olmak üzere re’sen yapabileceği pek çok şey vardır
(Kaldı ki bu ülke, istendiğinde siyasetin yargılamalara nasıl müdahale ettiğini ne yazık ki çok iyi öğrenmiş bir ülkedir).
Bakanlık burada da öz eleştiri vermiyor.
Son birkaç günde olan üzerinden kendini savunuyor.
4- Bu ülkede kadın ve çocuk haklarına dair şu ana dek ne kazanım olduysa STK’lar ile vicdanlı ve cesur bir kısım medya sayesinde oldu. Bu sebeple son uyaracaklarınız onlardır.
Bu vakadaki birçok soruna baştan çözüm getiren İstanbul Sözleşmesi’nden çekilen iktidarın Bakanlığı elde kalan son hak savunucularını da bu açıklamayla üstü kapalı şekilde hedef göstermiştir.
Devlet, yurttaşa hesap verendir, yurttaş için var olandır; hesap soranlara parmak sallayan değil. Hele ki bu yurttaşlar türlü şiddete maruz kalıp göz göre göre öldürülmüş olma ihtimali söz konusuysa
-anne “intihar denirse inanmayın” demişti- şu aşağıdaki açıklama, en son yapılacak cinsten yüz kızartıcı bir açıklamadır. Ve hatta demokratik bir ülkede şu vaka üzerine azıcık duruşu olan bir bakan derhal istifa eder.
Penceredeki Adam
Burası Antakya, Hatay.
6 Şubat 2023 depremlerinin ardından geçici barınma alanı olarak kurulan konteyner kentlerden biri.
Fotoğrafta gördüğümüz mutfak, aslında standart bir konteyner mutfağı değil. Normalde bu alanlar çok daha dar. Çoğu konteynerde mutfak, iki kişinin yan yana zor sığdığı, temel ihtiyaçlara bile cevap vermede yetersiz küçük bir bölümden ibaret. Ancak bu aile, kendi imkânlarıyla konteynerin önüne ek bir alan yapmış. Teneke, demir, ahşap ve plastik gibi malzemelerle oluşturulmuş bir eklenti… Mutfağı buraya taşımışlar.
Bu genişlik, bir tercih değil; bir zorunluluğun sonucu.
Ama herkes için mümkün değil.
Çünkü böyle bir ek bölüm yapabilmek için hem konteynerin konumu uygun olmalı hem de bunu karşılayabilecek bir ekonomik güç bulunmalı. Yani konteyner kentlerde bile mekânsal eşitsizlik oluşuyor.
Ancak bu çözüm, beraberinde başka sorunlar getiriyor.
Masraflı.
Taşınması zor.
Geçici olduğu söylenen bir hayata kalıcı yatırım yapma çelişkisi barındırıyor.
Bir gün “çıkmanız gerekiyor” denildiğinde, bu eklentilerin sökülmesi, taşınması ya da terk edilmesi gerekecek. Bu da ayrı bir ekonomik ve psikolojik yük.
Bu kare aslında konteyner kentlerdeki mutfakları konu aldığım bir video çekimi esnasında ortaya çıktı. Kameram mutfağa dönükken, konteynerde yaşayan yaşlı bir adam bir anda pencerede belirdi. Bir anlık sürpriz bir karşılaşma. Karşılıklı gülümsedik. Fotoğrafa geçip birkaç kare çektim.
(Mutfak videosu şurada:
https://t.co/ILc5OjitYJ)
Pencere, içerisi ile dışarısı arasında ince bir sınır. Geçici ile kalıcı arasında da öyle.
Hatay’da hâlâ yaklaşık 156 bin kişi konteyner kentlerde yaşamını sürdürüyor. Konteynerlerin tamamen boşaltılması için son tarih olarak Haziran 2026 konuşuluyor. Kasım 2025’te benzer bir girişim olmuş, ancak hem tepkiler hem de yaklaşan kış koşulları nedeniyle ertelenmişti.
Takvim ilerliyor.
Belirsizlik yerinde duruyor.
Bu mutfak, yalnızca yemek yapılan bir alan değil.
Geçiciliğin uzadığı bir coğrafyada, insanların kendi imkânlarıyla hayatı genişletme çabasının küçük bir kanıtı.
Şubat 2026, Antakya/Hatay
Ayasofya'nın cami yapılmasına şiddetle karşı çıktığımı bilen bilir. Ancak gelinen noktada keşke gerçekten tamamıyla cami olsaymış noktasına geldim. Zira ortadaki karmaşık durum giderek iğrençleşmeye başladı. Tam AKP tipi bir çözüm, hem kitleleri memnun edeceksin hem de eşe dosta para kazandıracaksın. Hadsiz güvenliklere insanların ırkını, inancını, merakını sorgulatacaksın, bir yandan euroları götüreceksin, diğer yandan ecdad nutukları atacaksın, ineceği herhangi bir dip nokta olmayan şahsa kılıç tutturacaksın, şov üstüne şov yapacaksın. Bu saçma uygulama derhal sonlandırılmalı artık. Umarım yapının tamamıyla müzeye çevrildiğini görebilirim bir gün.
Zeren Ertaş’ın ölümüne ilişkin davanın karar duruşması tamamlandı
Olay anında Zeren Ertaş'ın yanında olan arkadaşı Melisa Pehlivan: “Kimsenin suçu üstlenmediği bu noktada ben ‘binelim’ dediğim o asansörün vicdan azabını iliklerime kadar yaşıyorum"
Mabel Matiz, Perperişan şarkısı nedeniyle hakim karşısında...
Hakim: "Bu şarkı bir erkeğe mi yazıldı?"
Mabel Matiz: "Bu soruyu üzücü ve kalp kırıcı buluyorum. Bir arabesk şarkıcısı söylese aynı soruyu soramayacaktınız. Herkes herkes için söyleyebilir. Bunun sınırını benim koymam haddime değil."
Hakim: "Cici toy bebe, sal kuşu hanesine, yanmalı hangisine, bu sözler ne anlama geliyor?"
Mabel Matiz: "Bu şarkıyı 1,5 yıl önce yazdım. Şarkı bir Fransız grubun albümünde yer aldı. Onlar burası ile çok ilgililer. Ben de halk edebiyatına özenerek bir şarkı yazdım. Sosyal medyada köpürtüldüğü gibi bir anlam yoktur. Sanatçı duruşum ortadadır. Çocuklar ve gençler benim için çok önemlidir. Dolayısıyla iddia edildiği gibi böyle bir niyetle yazmış olmam söz konusu değildir. Bu şarkının da müstehcen olduğunu düşünmüyorum. Bu şarkı türkülerden çıkarılmış bir şarkıdır. Bu şarkılar TRT’de hala yayınlandığına göre böyle bir durum da olmadığını düşünüyorum.
Cici toy bebe yetişkin bir bireyi ifade etmektedir. Cici toy bebe biraz Ankara ağzı aslında ama buradaki niyetim olgun birini ifade ediyor. İfadem aynen geçerlidir. Kuş halk edebiyatında kısmet demektir. Farklı anlamları vardır. Ama ima edilen anlamı içermemektedir. Gözü kara bir aşığın aşkının büyüklüğünden dolayı ifadelerdir bunlar."
Kerem bu fotoğrafı 18 Aralık 2022 ‘de arkadaşlarının nişanı için gittiği Mersin’de çektirmişti. Hayatının son Aralık ayında . Sonra o takımı babamın parçalarını ararken buldum. Bir kaç adım ötesinde de parçalanmış cübbesini . Odasında dolapta aynı yerde asılı duruyordu . Şimdi Kerem’in katilleri keyfine daha iyi bakabilsin diye 11. Yargı paketinde deprem suçlularına ceza indirimi yapmayı planlıyorlar. Ben bir gün bile alışamadım Kerem’in yokluğuna . Her gün daha çok özlüyorum . Bir gün değil bir saniye bile aklımdan çıkmadı bize yaşattıkları . Katillerimizi biz affetmeyeceğiz siz de affedemezsiniz ! #depremsuclularımuaftutulsun #deprem #DepremiUnutmaUnutturma
Vali Bey, bir ara gidin Londra’da, Amsterdam’da vs. kedisiz şehirlerde farelerin nasıl her yerde olduğunu görün…
Vali Bey… Vali Bey…
Sizi kimse tanımaz yurtdışında ama İstanbul kedili şehir olarak turist çeker, belgesellere, filmlere konu olur…
Bu şehrin kedileri meşhurdur yani…
Kedi İstanbul’un simgesidir..,
Yıllar sonra adınız bile kalmayacak, 100 yıl sonra sizi kimse hatırlamayacak, kabirinizin yeri bile bilinmeyecek belki ama kediler yine bu şehirde olacak…
500 yıl önce de olduğu gibi…
Kedileri yok olursa şehirdeki kemirgen popülasyonun nasıl artacağını, oluşacak hijyen sorununu vs. düşünmek bile istemiyorum…
Çin’de de Mao kafayı serçelere takmıştı, tarladaki ürünleri yiyor diye…
Mao serçeleri yok etti ve çekirgeler tarlaları kuruttu, çıkan kıtlıkta da milyonlarca Çinli öldü…
Ekosistemi anlamamak:
✅ Bilimi yok saymak
✅ Bir canlıyı günah keçisi ilan etmek
✅ Ve bütün bir düzeni kişisel kanaate göre bozmanın sonuçları ağır olur…
Doğanın dengesini maden, taş ocakları bozuyor Veli Bey…
Bu konuda cidden hassassanız gidin Şile’ye bakın… Kediler mi yoldu bitirdi Şile’nin ormanlarını?
Çekmeköy’de yol yapacağız diye orman tıraşlanıyor… Kediler mi kullanıyor iş makinelerini?
Ali Sami Yen Stadının yerine Torun Center’ın yapılmasını, Mecidiyeköy Likör Fabrikasının yerine Quasar İstanbul’un yapılmasını, Karayolları arazisine Zorlu Center’ın yapılmasını, Etiler Polis Okulu arazisine Mandarine Oriental Etiler otel ve rezidans projesinin yapılmasını, Marmara Üniversitesi Nişantaşı Kampüsünün yerine havuzlu teras balkonları olan Nişantaşı Koru projesinin yapılmasını doğru buluyor musunuz?
Bunlar hakkındaki düşünceniz ile Terminal Kadıköy hakkındaki düşünceleriniz aynı değil mi?
Terminal Kadıköy, yukarıda saydığım diğer projelerdeki gibi kamuya ait alanların sermayeye transferinin sağlanarak tüketim merkezlerine dönüştürülmesinin, kamusal niteliğini yitirmesinin güzide bir örneğidir. Kamuya ait olanı kamusal kullanım için talep etmediğimiz her alan, işte böyle adım adım sermayenin eline geçecek. Daima sermayenin çıkarını düşünen, kendi haklarını bu çıkarın gerisine koymaktan utanmayan birileri de Terminal Kadıköy’ün tuvaletlerine para öderken bu alanların sermayeye transferine övgüler dizecek, alkışlayacak.
Saadet Yüksel'in Muhalif Görüşleri Makale Konusu Oldu!
⚖️AİHM kararları üzerine yazılan makalelere alışığız, ancak bu kez konu farklı. Türkiye’deki insan hakları ihlallerini görmezden gelip, bunları meşrulaştırmak için 33 davada muhalefet şerhi yazan Türk Hâkim Saadet Yüksel’in tutumu, bir makaleye konu oldu. Yüksel’in şerhleri, otoriter rejimlerin “ikincillik” ilkesini kötüye kullanarak insan hakları ihlallerini nasıl perdelediğini gösteren cinsten!
📖Gelelim bahse konu makaleye: Profesör Thomas Hochmann, European Human Rights Law Review (E.H.R.L.R.) dergisinin bu yıl yayımlanan 4. sayısında (sayfa 426-446), “Hâkim Yüksel’in Yolu: Kötü Niyetli Rejimler ve İkincillik İlkesinin Tehlikeleri (Judge Yüksel’s Way: Bad-Faith Regimes and the Dangers of Subsidiarity)” başlıklı önemli bir makale kaleme almıştır. Makale, AİHM’in “ikincillik çağı” olarak nitelendirilen döneminde, ikincillik ilkesinin otoriter rejimler tarafından nasıl istismar edildiğinin çarpıcı bir örneğidir.
⚖️Eski AİHM Başkanı Robert Spano’nun vurguladığı üzere, ikincillik ilkesi, ulusal makamların kararlarına öncelik tanıyan ve yalnızca bu kararların AİHS kriterlerine uygunluğunu denetleyen “süreç temelli bir inceleme” yaklaşımının tezahürüdür. Ancak, makale, Türk Hâkim Saadet Yüksel’in yazdığı 33 muhalefet şerhinden hareketle; bu ilkenin kötü niyetli rejimlerce hukuki bir kılıf olarak kullanılarak AİHM’in etkili denetiminden kaçıldığını sistematik bir şekilde ortaya koymuş ve bu ilkenin, hukuku bir baskı aracı olarak kullanan rejimlerin insan hakları ihlallerini örtbas etmesine olanak sağladığını göstermiştir.
⚖️Örneğin, Yalçınkaya/Türkiye davasında, Yüksel’in muhalefet şerhi, Cemaatle bağlantılı kişilere yönelik sistematik kovuşturmaları ve ByLock uygulamasının kullanımına dayalı cezalandırmaları savunmuş, ikincillik ilkesini ulusal makamların keyfi uygulamalarını meşrulaştırmak için bir kalkan olarak kullanmıştır. Mehmet Hasan Altan davasında Yüksel, bir gazetecinin haksız gözaltına alınmasını destekleyen bir muhalefet şerhi yazmış ve ikincillik ilkesine dayanarak Mahkeme’nin denetim yetkisini sınırlandırmaya çalışmıştır. Kavala/Türkiye davasında ise Osman Kavala’nın uzun süreli haksız tutukluluğunu savunan Yüksel, ulusal makamların kararlarına aşırı saygı gösterilmesi gerektiğini öne sürmüştür.
⚖️Makale, ikincillik ilkesinin yalnızca iyi niyetle insan haklarını koruma amacı taşıyan ülkelerde işlevsel olabileceğini, ancak otoriter rejimlerin bu ilkeyi, hukuku bir baskı aracı olarak kullanarak manipüle ettiğini vurgulamıştır. AİHS’nin 18. maddesi (hakların kötüye kullanılması yasağı) bağlamında, makale, kötü niyetli rejimlerin siyasi muhalifleri susturmak için hukuki formaliteleri istismar ettiğini ve bu tür durumlarda 18. madde ihlallerinin daha sık ve kararlı bir şekilde tespit edilmesi gerektiğini savunmuştur.
⚖️AİHM’nin farklı ülkelere farklı standartlar uygulama eğiliminin (çifte standart) eleştirildiğini kabul eden makale, kötü niyetli rejimlerin farklı muamele görmesi gerektiğini belirtmiştir. Hirst No.2 ve Animal Defenders International gibi kararlarla karşılaştırmalı olarak, ikincillik ilkesinin iyi niyetli devletlerde nasıl işlediğini gösteren makalede, Türkiye gibi otoriter rejimlerde bu ilkenin nasıl kötüye kullanıldığı anlatılmıştır. Yüksel’in muhalefet şerhleri, AİHM’in meşruiyet krizine ve iş yükü sorunlarına çözüm arama çabasını istismar ederek, insan hakları korumasını riske atan acı bir örnek olarak gösterilmiştir. Türkiye’nin, aleyhine en çok başvuru yapılan ve hakkında en ağır ihlallerin verildiği ülke olarak zaten çok kötü olan imajı, Yüksel’in muhalefet şerhleriyle daha da kötüleşmiştir.
@ECHR_CEDH@AbelCam00455734
“Elhamdülillah” ve “halkımız” kelimeleri aynı cümlede kullanılıyorsa o işte bir bit yeniği vardır. Bunca yıllık TC vatandaşlığımın bana kattığı en önemli tecrübe budur.
geçen arabası çekildi diye akp üyesi biri istifa etmişti ya birer birer aynı şoku yaşıyolar yapcak bi şey yok merve senden daha akplileri almışlar kuru emek ye hükümeti eleştirme