Etrafınızdaki bir sürü insanın kurtarılmayı bekleyen bir yaşamın içinde binbir yorgunluk ve yenilmişlikle debelenip durduğunu; çabalasa da değiştiremediği koşulsuzlukların baskısıyla yaşamla arasındaki bağın giderek azaldığını unutmadan fikir beyan etmeyi öğreniniz
Depremi yaşamış insanlara, binlerce kaybın olduğu bir coğrafyaya “rehavet”, “refleks kaybı”, “harcama isteksizliği” gibi kavramlarla bakmak, yalnızca siyaseten kurulan cümleler değildir. Bu yaklaşımı en ufak bir utanma belirtisi göstermeden ortalığa saçana dair fikir verir. Bu bir vicdan ve ahlak körleşmesidir. Bir insan olma sorunudur.
Felaket yaşayan insan tembelleşmez. Felaket yaşayan insanın hayatı askıya alınır. Yas, kaybın acısı, ki bölgede ölüm dışı kayıplr saymakla bitmez, insanın dünyayla kurduğu güven ilişkisinin bozulmasıdır.
Ev dediği yer yıkılmışken, yarın nerede uyanacağını bilmezken, çocuğunun okulunu, işinin devamını, toprağını, komşusunu kaybetmişken ondan “ekonomik refleks” beklemek; ancak bir piyasacının aklına gelir.
Yası olan insan tüketemez.
Önce hayatta kalır. Önce kayıplarını anlamlandırmaya çalışır. Önce yeniden güvenmeyi öğrenmeye çalışır.
Sosyal devlet tam da burada devreye girmek zorundadır. Vatandaştan performans bekleyen değil, düşene el uzatan devlettir sosyal devlet. Adalet, o da bunların anlamadığı şey ama, biz yine de söyleyelim; yaralıdan verim talep etmek değil, yarayı tanımakla başlar. Bölgeden tek bir insanla bile konuşsanız bu cümleleri zaten kuramazsınız. Depremzedeyi “piyasaya katkı sunmuyor” diye eleştiren dil kökünden kopsun…
Herhangi bir konsere, filme, standup'a giderken, sadece oraya bilet almayıp aslında bir yaşam tarzına yatırım yaptığımızı lütfen unutmayalım. Bodrillard'ın dediği gibi sadece nesneleri değil, onların taşıdığı anlamları ve imajları da tüketiriz. Tükettiğimiz anlamlarla hem onların sürekliliklerini sağlarız, hem de kendimizi de tükettiklerimizle yeniden inşa ederiz. Neyi tüketirsek ona dönüşürüz. Ben hangi binanın inşaasına tuğlamı taşıyorum diye düşünmek çok önemli.
Dal parçaları, ısırılmış bir ekmek, yanmayan bir ampul. Tüm bu nesnelerin sanatsal bir değeri var mı, yoksa büyük bir kandırmacanın mı içindeyiz? Sanat eleştirmeni Avelina Lesper anlatıyor.
(@belit_sak çevirdi. Tamamı: https://t.co/rM0qLNIxJs)
Feyyaz Yiğit’in bahsettiği “Çalışırsan olur” yanlış inancının yükselişi ilk olarak 1980’lerde ortaya çıkan “yuppie” kültürüyle öne çıkmıştı.
“Yuppie” kelimesi “Young Urban Professional” (genç şehirli profesyonel) ifadesinin kısaltması ve Amerika’da genç, şehirli, üniversite mezunu, beyaz yakalı profesyonellerin yaşam tarzıyla birlikte doğmuş bir tabir. Yuppie’ler genellikle yüksek tempolu işlerde çalışan, marka tutkusu olan, kişisel gelişim ve görünüşe önem veren, maddi başarıyı ve statüyü önemseyen kişiler olarak var oldular. Bugünkü “beyaz yaka” lar Yuppielerin devamı ama alım gücü olarak onlar kadar şanslı değil.
Neoliberal ekonominin yükselişiyle birlikte bireysel başarı, statü, tüketim ve rekabetin kutsandığı bu dönemde, “çalışırsak olur” inancı ciddi bir kültürel baskıya dönüştü. Özellikle Amerikan tipi kişisel gelişim akımıyla bu söylem hızla yayıldı. Asla ve asla sıradan olmamalıydık.
Bu arada American Psycho kitabı ve filminin kahramanı Patrick Bateman bir yuppie’dir, kartvizit sahnesi bu kültürün mükemmel bir metaforudur.
Aynı dönemlerde psikolojide de bir dönüşüm yaşanıyordu. İki büyük dünya savaşının ardından özellikle varoluşçu akımlar ve sosyal psikoloji, kötülük ve anlam üzerine yoğunlaşmıştı. Psikoloji 70-80 lerden itibaren “iyilik hali” üzerine de çalışmaya yöneldi. 1970’lerde Martin Seligman “öğrenilmiş çaresizlik” kavramını ortaya koymuş, 1990’ların sonunda ise pozitif psikoloji akımı başlamıştı. Bu yeni yaklaşım, insanın potansiyeline, mutluluk ve anlam arayışına odaklanıyordu. “Sorun varsa çözüm de vardır” anlayışı umut vericiydi, ama sistem bu dili de kendi ideolojisine hizmet eder hale tabi ki getirdi.
Psikolojik açıdan bakarsak, yuppie kültürü “başarıyla sevgi kazanma - değersizlik - yetersizlik” şemasıyla yakından ilişkilidir. Özdeğer duygusu, dışsal onay ve statüye bağlanmıştır. Bu da sürekli performans baskısı, görünürlük kaygısı ve kronik tükenmişlik gibi sonuçlar doğurur. American Psycho da ise bireyin nasıl “psycho” olduğunu izlemiştik. Kişisel gelişim akımı da insanla ilgili olumlu olanı bulmaya çalışan psikolojinin bu çarpıtılmış anlatısıyla ortaya çıktı, bugün de new age akımlarla bol bol “spiritüel bypass” lar görüyoruz.
Yuppie kültürünün bugünkü devamı ise internet patlaması ve dijital dönüşümle birlikte start-up dünyası, “hustle culture”, “work hard, play hard”, “you only live once” (YOLO) gibi mottolarla sürüyor. Kripto dünyası gibi alternatif yaklaşımlarda da “sistemi hacklemek” ya da “disrupt etmek” mottosunu benimseyen birçok kişi de aslında aynı şeyin peşinde: sistemi yenerek, ama yine ün, başarı ve para kazanarak var olmaya çalışıyorlar. 80’lerin yuppie’sinin modern versiyonları bugün Instagram’da influencer, LinkedIn’de ise sürekli kişisel markasını optimize eden “self-brand” bireyler olarak karşımıza çıkıyor.
Bir başka bahsedilmesi gereken boyut da “Çalışırsan başarırsın” inancı, Adil Dünya Teorisi’ne (Just World Theory) ile ilgili, yani “çalışan ödülünü alır, kötü davranan cezasını bulur” yanılgısı. Bu yanılgı bir çocukluk güvenliği sağlar, çünkü evreni kontrol edilebilir kılar. Fakat gerçek şu ki, hayat o kadar lineer değildir. Her şey nedensellikle açıklanamaz; rastlantısallık, tesadüf ve kaos da pay sahibidir, sistem kuruludur, adalet bir iktidar meselesidir.
Başarının, emeğin, şansın ve adaletin aynı denkleme girmediğini ama yine de yapabileceğimizi seçme hakkımız olduğunu gördüğümüzde ve bundan da razı olduğumuzda yetişkin oluruz.
Ha bir de görürüz ki “politik“ olmaktan başka da çaremiz yoktur. Politik olmak, örgütlenmek, sistemi eleştirmek ve sorgulamak dışında “çıkış“ yoktur. (Elbette daha fazla insan için adil çıkış arayanlar için bu son cümle, bunu istemeyenler de olabilir.)
Bir insanın zeka kapasitesini gösteren en büyük şey “default pozisyondan çıkmak”tır. Aileden gelen yaşam tarzını, kültürden gelen kodlarını sorgulaması; geçmiş anılarının özgür iradesi üzerindeki etkilerini sıyırması ve kendini “bir heykeltıraş gibi” yeniden yapmasıdır.
İkircikli vicdan olmaz. Gazze’deki çocuğa üzülüp Silivri’de haksız yere yatan babasını tanımadan büyüyen çocuğa üzülmeyen bir vicdan olamaz. Filistinli kadınlara üzülüp anıtsayaç’tan haberi olmayan bir vicdan olamaz. Bunlar ezberletilmiş laflar, vicdan ezber işi değildir.
bu onların ilk olayı değil ki hadi çoğumuzun kaderini belirleyen iki üç binle belki istemediğimiz yerleri okutan fetö yıllarını geçtim onda kandırıldık da daha iki yıl önce bu adamlar kpss sınavını iptal edip pardon biz bunları bir yerden çalmışız deyip sınavı tekrarladılar.
Rabia Naz cinayetinde yıllar sonra tutuklanıp cezaevine gönderilen tek kişi kızı için mücadelesinden vazgeçmeyen babası Şaban Vatan oldu. Köklü bir hukuk devletiyiz
Alevinin sorununu da diyalogla çözeceklermiş. Sanki bugüne kadar alevinin elinde silah vardı da diyalog yolu kapalıydı dsss çözseydiniz kardeşim o zaman
İnanılmaz çelişkiler var. CHP-DEM Parti “kent uzlaşı” yaptı diye, CHP’li belediyelere kayyum atadılar. Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer bu yüzden tutuklu. Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan bu yüzden tutuklu. Tek bir mantıklı açıklama yapamıyorlar.
Ayşe Barım, hapiste ölümle boğuşuyor. Adaletsizlikte boğuluyor. Milyonlarca insana ulaşan ünlüler, bunu biliyorsunuz. Belki avukatlar size yumuşak stratejilerle suskunluk öneriyor. Ama Ayşe Barım sizin sessizliğinize gömülüyor. İktidarın ördüğü korku duvarının arkasında ölümle burun buruna hayatta kalmaya çalışıyor. Lütfen ses verin.. En azından arkadaşınızın hayatını kurtarmak için bir ses verin.
Ülkü Ocakları üyeleri olası yangınlarda kullanılması için ormanlara pet şişe içerisinde sular bırakmaya başladı.
Su dolu pet şişelerin mercek görevi görerek yangınlara sebep olduğu biliniyor.
13-14 yaşlarındaki kızım bugün çarşaf giydi. Zaten iki senedir feracesi ile tesettürünü sağlıyordu. Bize bugünleri gösteren Rabbimizi hamd olsun. Rabbimizin nimetleri sayılamayacak kadar çok. Rabbime hamd ettiğim gibi beni bu süreçte hiç zorlamayan kızıma da teşekkür ederim.