“size emanet” diyerek yayınladığı gösteriyi milyonlar izledi. tehditler savrulurken en oyuncaklı bölümü tekrar paylaştı. “kaçtı” dediler “yoo tatildeyim yanıma kıyafet almadım fazla, döneceğim” dedi. döndü. tertemiz iş. çok basit bir şey söyleyeceğim: seni seviyorum deniz.
🚨 SON DAKİKA | SAĞLIKTA ŞİDDETİN BÖYLESİ: YEMEK ŞİRKETİNDEN DİYETİSYENLERE "PORSİYON" SALDIRISI!
Ankara Pursaklar Devlet Hastanesi’nde "kâr hırsı", sağlık çalışanının onuruna ve hastanın tabağına uzandı.
Hastaneye yemek hizmeti sunan taşeron firmanın yetkilisi, hastalar için hazırlanan porsiyonları "fazla" bularak diyetisyenlere müdahale etti. Klinik gerekliliklere ve hasta sağlığına göre görevini yapan diyetisyenlerle firma yetkilisi arasındaki sözlü baskı, fiziki temasa dönüştü.
📌 BEYAZ KOD VERİLDİ: Saldırgan tutum üzerine sağlık çalışanları anında Beyaz Kod vererek şikayetçi oldu.
Gözler şimdi hastane yönetiminde: İdare, mevzuatı ve hastanın sağlığını savunan personelinin mi yanında duracak, yoksa porsiyondan kısarak kâr etmeye çalışan şirketin mi? Sürecin üstünün örtülmemesi bekleniyor.
@saglikbakanligi@ankarailsaglik@drmemisoglu
🔗 Olayın Detayları: https://t.co/TpebKGO2wl
#SağlıktaŞiddet #Ankara #Diyetisyen #PursaklarDevletHastanesi #BeyazKod #SağlıkHaberleri #SonDakika
Avukat Baver Karakuş, Silivri'de aracının anahtarlarını alıp giden ve geri getirmeye tenezzül etmeyen Ruşen Çakır ile arasında geçen olayı sosyal medya hesabından paylaştı:
Marmara Kapalı Ceza infaz Kurumu 9 No’lu (Silivri) Cezaevinde Mercedes arabamın anahtarı çalındı. 3 saat boyunca eksi derecede soğukta nasıl mahsur kaldım oynat bakalım misali okuyun bakalım.
Çarşamba günü Marmara Ceza İnfaz Kurumu 9 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevindeydim. En son X-Ray noktasında görevli memur; “Araç anahtarı içeri alınmaz.” dedi. Normalde de X-ray üstüne koyuyoruz. İçeri geçiyoruz.
Aracımın anahtarını X-Ray cihazının üstüne koydum, müvekkillerimle görüşmelerimi yapmaya gittim.
Saat 17.00’de çıktım. Anahtarımı almak için döndüm. Ve anahtarım yok. Bildiğin anahtarım yok. Şoktayım.
Her yer arandı. Dip köşe, alt-üst, sağ-sol. Ve asla anahtarım yok. Mesai bitmiş. Dışarısı buz. Montum arabada. Sonunda rica minnet yalvar yakar kameralara bakıldı.
Kamera kayıtlarında şu net biçimde görülüyor.
Ben çıktıktan sonra, İsmail Saymaz diye birinin yanında Ruşen Çakır denilen şahıs X-Ray’in üzerinden benim anahtarımı alıp gidiyor.
Çantam arabada, telefonlarım arabada, param, kartlarım her şeyim arabada. Silivri buz gibi, bildiğin ellerim buz falan. İki küçük çocuğum var (1 ve 3 yaşında)
Tam bu sırada “başkanım, vekilim” sesleriyle bir grup çıkıyor. Dedim aha vallahi bunlar da CHP’li. Kesin birbirlerini tanıyorlardır. Seslendim.
“Pardon beyefendi bakar mısınız dedim?” “Buyrun” dedi.
“Ruşen Çakır denilen bir şahıs varmış. Tanıyor musunuz?” dedim.
Neden dedi, başladım durumumu anlatmaya, herhalde bilmeden aldı. Kendi aracının anahtarıyla karıştırdı, rica etsem arar mısınız dedim.
Sonra CHP İzmir Milletvekili olduğunu ve adının da Mustafa Balbay olduğunu öğrendiğim milletvekili Ruşen Çakır’ı aradı.
Mustafa Balbay sormaya başladı;
“Sende başka yabancı bir anahtar var mı Ruşen” dedi.
Ruşen Çakır gayet rahat bir şekilde “Evet” dedi.
Peki neden aldın? Ve geri getirmedin.
“Çıkarken aldım İsmail Saymaz'ın zannettim. Aşağı inince ona uzattım al diye sonra o da benim değil diyince devam ettim gittik.”
Peki kadın burda anahtarsız, parasız, montsuz, havada buz gibi biliyorsun. Nasıl olacak? Dedi Balbay.
Çakır “Banane. Maslaktayım, çok istiyorsa gelsin burdan alsın kanaldan.” dedi
“Olur mu öyle şey kameralardan aldığın görünüyor. Getirmelisin.”
Getirmem. Uğraşamam sakın numaramı da verme dedi.
Silivri’de anahtarsız ve parasız, kartsız, montsuz kalan ben, Maslak’a gideceğim,
anahtarımı kendisinden rica ederek alacağım, sonra tekrar Silivri’ye döneceğim. Arabamı alacağım.
oradan da tekrar evime gideceğim. Güler misin ağlar mısın?
Üstelik telefon numarası da vermiyor. Bir taksiciye verecekmiş, taksici beni bulacakmış.
Gel gör ki her gün ekranlarda, köşe yazılarında, hak-hukuk-adalet isteyen bu şahıslar;
bir kadının o soğukta, evde 2 küçük çocuğum var demesine rağmen,
bırakın bir kusura bakma demeyi, ayaklarına köle gibi çağırıp, rezilliklerini kapatmak yerine kendilerini padişah zannediyorlar.
4 saat boyunca anahtar bekliyorum. İsmail Saymaz komik bir şekilde bana kanal çalışanının numarasını veriyor. “Siz birilerinden arayıp ulaşın diyorlar.”
Anahtar nihayet geliyor. Saat 21.00’den sonra.
Şimdi soruyorum; “Hak, hukuk, adalet” diye bağıranlar,
bir kadını bu durumda bırakırken hiç mi utanmıyor?
Sevgili Dostlar,
“İzmir’in havası, suyu farklıdır” diyenler yanılmışız..!
Yeni bir yıla girerken bu yazıyı yazmak istemezdim.
Kusuru bakmayın mecbur kaldım. Çünkü;
İzmir’de Adalet yere düştü. Ayağı kaymadı “kasten ve örgütlü olarak” DÜŞÜRÜLDÜ.
Benim de canım yandı ama isyanım sadece ondan değil.
Adaletin oksijen gibi şart olduğunu bir gün herkes anlayacak.
O yaralanırsa, yarası beresi sarılıp yerden kaldırılmazsa, daha çok insanın canı yanacak.
1 temmuz 2025 günü şafak operasyonuyla 157 kişi gözaltına alınmıştık.
6 aydır elene elene 2 kişi tutuklu kaldık. (Heval Savaş Kaya ve ben)
Dosyanın bomboş, iddiaların dayanaksız olduğu -mahkeme heyeti dahil herkes tarafından anlaşıldığından, 5 gün sonra, 5 Ocak 2026 tarihinde yapılacak duruşmada tahliye olma umudumuz büyüktü.
Bu dosyadan ayrılan (tefrik edilen) kooperatiflerin iç işleyişiyle ilgili dosyaya, 3 gün önce 26 Aralık’ta bir denetim raporu gelmiş. Raporda adım hiç geçmiyor ama son cümlede kooperatif modelini ortaya koyduğumuz için sorumlu olabileceğim yazıyor.
Rapor geldiğinde bu soruşturmaya dahil edileceğim ihtimalini ben dahil hiçbir hukukçu öngörmemişti.
Fakat öyle olmadı. Milyonda bir dahi ihtimal vermediğimiz şey gerçek oldu.!
Dün gece sabaha karşı aynı iki kişi ikinci kez tutuklandık.
Hem de bir kooperatifin, - bizim bilmemize imkan olmayan - iç işleri nedeniyle.
Böylece şunu anladık; 5 Ocaktaki duruşmada, Mahkeme heyeti tahliye kararı verse bile bizi dışarı çıkartmamaya çalışıyorlar.
Ancak bazı şeyler iyice anlaşılmaz hale geldi.
İlk dosyada; “kamu kurumları üzerinden, hile ve desise ile haksız kazanç elde edilmesi” suçu nedeniyle yargılanıyoruz.
Tek ilgili kamu kurumu belediye “zararım yok” diyor. Bırakın hile yapmayı, ben alenen ve bütün açıklığıyla projeyi duyurmaya çalışmışım ve iddianamede savcı da kişisel çıkar ve haksız kazanç elde etmediğimi kabul etmiş.
Hiç tanımadığımız birileri için böyle bir menfaat sağlamış olabileceğimiz şüphesi nedeniyle tutukluyuz.
İçeride lehine menfaat sağlamış olduğumuz varsayılan kimse kalmamışken ne yazık ki biz iki kişi hala hapisteyiz.
Bu yeni tutuklama kararıyla, maceramız tam anlamıyla Aziz Nesin’lik bir hikayeye dönüştü.
Kooperatifle kentsel dönüşüm isteyerek; meçhul birileri için dolandırıcılıkla temin edilen miktarı belirsiz (!) bir haksız kazanca mı yol açtık, yoksa, meçhul birilerinin zimmete para geçirmelerine yardımcı mı olduk iyice karıştı. Sahi sizin "kuvvetli şüphe" konusunda dayanağınız ne? ☺
Kooperatiflerle yapılan protokoller sonucunda kooperatiflerin içinde yaşanabilecek yolsuzluklar nedeniyle belediyenin en üst düzey yöneticisinin sorumlu tutulması bırakın hukuku, akıl ve mantık sınırları dışındadır. Raporlarda böyle bir zimmet tespiti de yok zaten.
Bu durum şuna benziyor;
- Bir araba kaza yaptığında arabayı üreten firmanın başındaki kişiyi tutuklamak..!
- Bir bakanlığın çıkarttığı teşvik kararnamesinden yararlanan bir firmanın hayali ihracatından bakanı sorumlu tutmak..!
E, hani suçsuz ceza olmaz ilkesi? Hani aynı suçtan ikinci kez yargılanılamaz ilkesi? Masumiyet karinesi, lekelenmeme hakkı.. vb?
Ve neden bu öfke, bu nefret, bu telaş?
Acaba kimler yaptığımız sosyal belediyecilikten bu kadar rahatsız oldular.
Ya da Orta Çağ’daki gibi nesillerden intikam alma hırsı mıdır bu akıl almaz süreç?
Bilmiyorum...
Tek bir delili olmayan “zimmete yardım” suçu için tek bir fiil, bir tek eylem yok dosyada.
Hukuk kurallarını birilerinin canını yakmak için bu kadar eğip, bükerek kitabına uydurma keyfiyeti, ne hukuka, ne hukukçulara, ne de adalete güven bırakır.
İzmir Adliyesindeki hakim ve savcılara sesleniyorum. Bulunduğunuz çatının altında yaşanan hukuksuzluğa lütfen sessiz kalmayın.
Adaleti iyileştirip ayağa kaldıracak olan sizlersiniz.
Bu şehirde yaşayan milyonların hayatlarının, huzurlarının ve toplumsal düzenin teminatı sizsiniz.
Sizin vicdanınızdan başka neye güvenebiliriz?
Bugün geldiğimiz nokta; tek kelimeyle, Hüsran.
“Hüzzam makamında bir kelime. Hüzünle yakın akraba, üzüntüyle arkadaş, efkarla kol kola, kederle tanış, korkuyla hemhal kızgınlığa gebe. İlla hayale tutkun, onunla sevgili.” (Figen Şakacı “Hayriye Hanım’ı Kim Çaldı?” romanından)
Yarın yeni bir gün, yeni bir yıl,
Yarın inadına umut, inadına mücadele..!
Yeni yılda adalet sizinle olsun.
Sağlıcakla kalın sevgili dostlar..!
İzmir 1 Nolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu, Koğuş B/63, Buca – Kırklar
30.12.2025
TESLİM OLMAYACAĞIZ DEDİK,, TESLİM OLMUYORUZ. Tele2haber yola çıkıyor
24 Ekim 2025 tarihinde TELE1 televizyonuna ve internet sitesine haksız ve hukuksuz biçimde kayyım atandı.
Kayyım yönetimi TELE1'in bağımsız yayıncılık anlayışını yansıttığı haberleri ve programları yerine, ilk dakikadan itibaren, belgesel yayınına geçti. İnternet sitesine de yeni haber girişlerine yasak getirdi.
TELE1’in ekran yüzleri, televizyonumuzun ve internet sitemizin bazı yöneticileri, https://t.co/rGng8y0zJc yazarları ve kamera arkasında çalışan bazı arkadaşlarımızla birlikte, kayyım yönetimine daha ilk gün söylediğimiz gibi “sizinle çalışmayacağız, sizi meşrulaştırmayacağız” diyerek TELE1’den 31 Ekim 2025’de istifa ettik.
Kararımızı açıklarken, “Teslim olmayacağız, gerçeğin yanında dimdik durmaya devam edeceğiz. Bu kadro Türkiye’nin demokrasi mücadelesine bulduğu her imkanla katkı sunmaya devam edecektir. Ya bir yol bulacağız ya da bir yol yapacağız” demiştik.
Asıl hedefimiz bağımsız ve basın ilkelerine bağlı yayıncılık anlayışımızı, yine bir televizyon kanalında sürdürmek ancak biran önce bizi bekleyenlerle buluşmak gerçeğin sesini kamuoyuna, duyurmak için ilk adımı youtube kanalı, internet sitesi ve sosyal medya mecraları ile atıyoruz.
TELE2 HABER adıyla yola çıkıyoruz.
TELE1'den istifa eden gazeteciler TELE2 HABER’de buluşuyoruz. Gerçeğe duyduğumuz sadakatle bizi yok etmeye çalışanlara karşı hep birlikteyiz.
TELE1 yayınını 24 Ekim Cuma günü saat 19.28 de durdurmuşlardı. Biz de 14 Kasım Cuma günü saat 19.28 de TELE2 HABER olarak İnternet sitemizle, YouTube kanalımızla ve X, İnstagram gibi tüm sosyal medya hesaplarımızla “yeniden merhaba” diyerek yayına başlacağız.
Tek hedefimiz var. Halkın haber alma hakkını savunmak, gerçekleri korkusuzca aktarmak.
Uydu yayını yapacak bir televizyon kanalının kurulması, yayına başlaması için sürdürdüğümüz çalışmalarda da tüm dostlarımızın dayanışma duygusu ile bizimle birlikte olacaklarından şüphemiz yok. Dostlarımızdan izleyicilerimizden ricamız tele2haber adıyla açtığımız sosyal medya hesaplarımızı hemen takip etmeye başlayarak bize güç vermeleri.
Yeni yayın platformlarımızda bizi yalnız bırakmayın.
Yalanlara teslim olmayın.
https://t.co/DSlFOdcW8R
Cumhuriyetimizin kurucusu, Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ü aramızdan ayrılışının 87. yıl dönümünde sonsuz saygı ve minnetle anıyorum. Atatürk’ün bizlere armağan ve emanet ettiği Cumhuriyetimize, demokrasiye, eşitliğe ve özgürlüğe sonsuza kadar sahip çıkacağız. Fikirleriyle, cesaretiyle, çağları aşan vizyonuyla aydınlattığı yolda yürümeye devam edeceğiz.
Akın Gürlek, kanuna aykırı olarak, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına atandıktan sonra Kasım 2024’ten, Ağustos 2025’e kadar yurt dışındaki kamu şirketinde yönetim kurulu üyeliği yapıp, 9 ay boyunca maaş almıştır.
Bu skandala karşı hukuk devletinde yapılması gereken, derhal soruşturma açmak bu suçu işleyen kişiyi görevden almaktır.
Ama hala; ailelerle, babalarla, evlatlarla uğraşan Çağlayan’daki çete hesap vermek yerine bize soruşturma açıyor.
Elinizden geleni ardınıza koymayın!
Sayın Erdoğan size sesleniyorum:
Millet sizden, devlete ve millete düşmanlık eden Çağlayan’daki bu çeteye karşı gerekeni yapmanızı bekliyor.
Bu çete size dosya sağlam dedi ama yapamadılar, beceremediler.
Milletin %70’i Ekrem Başkana atılan iftiralara inanmıyor.
Bu ülke kavgadan kutuplaşmadan bıktı. Millet barış istiyor, huzur istiyor.
Çok daha geç olmadan bu yoldan dönün.
Bu ülkeye uzun yıllar hizmet etmiş biri olarak tarihte yer almak varken, bu şekilde tarihe geçmeyin.
Hayvanlara hakaret olmasın diye bir daha söylemiyorum: Çerinize çöpünüze sahip çıkın.
Bunlardan size de ülkeye de fayda gelmez!
47. İstanbul Maratonu’nda 15,5 kilometreyi 1 saat 34 dakikada koştuk.
Eğitimde eşitlik için attığımız adımlar bitmedi, şimdi sıra sizin destek adımlarınızda!
Bağışlar devam ediyor, desteğinizi bekliyoruz.
https://t.co/lhUrmuUAKI
Son incelemelere göre Roma’yı da Ekrem İmamoğlu’nun yaktığı iddia ediliyor. Her ne kadar o dönemde yaşamamış olsak da, biz yine de bu konunun da titizlikle araştırılmasını talep ediyoruz. Yeter ki soruşturmalar yürüsün. 🙂 Tarih bekleyebilir!!!
Maalesef ki artık millet olarak trajikomik bir durumun içerisindeyiz.