Istırâbdır yiğidim azığımız, hicrandır
Mirasımız mahkûmdur, mahzundur, perişandır
Gene de ye’se düşme yiğidim; imtihandır!
Filizlenen her ölüm, mazlumlara nişandır!
Ne gönüllerde sevinç, ruhlarda beyaz kaldı!
Ufka bir bak, ilerle; inkılâba az kaldı.
#GazzedeSoykırımVar
Gazze
BİR GÜN PARANIZ OLACAK…
AMA HİÇBİR İŞİNİZE YARAMAYACAK.
Bunu bir kenara yazın.
Öyle bir zaman gelecek ki evinize kapanacaksınız.
Elektrik olmayacak.
Belki günlerce…
Telefonlar çalışmayacak.
İnternet olmayacak.
Marketler kapalı olacak.
Fırınlar ekmek çıkaramayacak.
Dışarı çıkmak bile mesele olacak.
Ve insan böyle zamanlarda ne yapar biliyor musunuz?
ALLAH’A SIĞINIR.
Namaz kılar.
Dua eder.
Başındaki belanın kalkmasını ister.
Çoluğunu çocuğunu koruması için Rabbine yalvarır.
Ve sadaka vermek gelir aklına.
“Bir sadaka vereyim de Rabbim ailemi muhafaza etsin…” dersin.
Cebinde paran da vardır.
AMA O GÜN SADAKANI ULAŞTIRACAK KİMSEYİ BULAMAYABİLİRSİN.
İşte mesele burada başlıyor.
Çünkü bazı iyilikler, ihtiyaç duyduğun gün yapılmaz.
ÖNCEDEN YAPILIR.
Bugün yollar açık.
Bugün telefonun çalışıyor.
Bugün paran bir yere ulaşabiliyor.
Ve bugün…
Dünyanın bir yerinde insanlar, bizim korktuğumuz o hayatı zaten yaşıyor.
Elektriksiz…
Susuz…
Fırınların çalışmadığı…
Market raflarının boş kaldığı…
Çocukların bir lokma yemek beklediği bir hayatı.
GAZZE’Yİ ANLATIYORUM.
Şimdi asıl soruyu sorayım:
ORADA BİR MAZLUMUN DUASINI ALDIN MI?
Bir yetimin…
Bir annenin…
Bir babanın…
“Allah senden razı olsun.”
demesini sağladın mı?
Çünkü bugün verdiğin bir tas yemek yalnızca yemek olmayabilir.
Bir battaniye yalnızca battaniye olmayabilir.
Bir sadaka yalnızca sadaka olmayabilir.
Belki sen bugün, kendi zor günün için bir dua biriktiriyorsun.
Bugün sen onların kapısını çalarsın.
Yarın ne olacağını Allah bilir.
Belki bir gün…
ONLARIN DUASI SENİN KAPINI KORUR.
O yüzden iyiliği erteleme.
Sadakayı başına bela geldiğinde hatırlama.
GÜN GELMEDEN GÖNDER.
KAPILAR KAPANMADAN GÖNDER.
ELİN ULAŞIYORKEN GÖNDER.
Ve mümkünse…
BİR MAZLUMUN DUASINI AL.
Sabah namazından sonra bir meydanda maç izlemek için toplanan kalabalık…
Bizleri namaza kaldırmayan iman, futbol maçı için kaldırıyorsa hepimiz neye iman ettiğimizi sorgulayalım…
Bu sabah camiler de sabah namazı için dolmuş, fakat normal günlerde sabah namazları boş, bu da sorgulanmalı…
Namaza Allah için mi kalkıldı yoksa futbol için mi?
Beş yıldır internette ilmî videolar çekiyorum. ilk kez benden bu kadar sert bir ifade duyacaksınız.
Çünkü gerçekten artık bu toplumu anlamakta zorlanıyorum.
Karıkoca evin içindeki her hâlini çekiyor. Hamilelik testini Kâbe’nin karşısında açıklıyor. İnsan kendi mahremini milyonlara servis eder mi? Türkiye’de açılan domuz çiftliklerinden midir, yediklerimizden içtiklerimizden midir bilmiyorum ama size ne oluyor kardeşim? Hiç mi arınız, namusunuz, hayânız kıskanmanız kalmadı?
İmam olanlar, din görevlisi olanlar bile eşini evin içinde çekip paylaşıyor. Yüzünü göstermiyor ama sırtından çekiyor; sanki çok takvalı bir iş yapıyormuş gibi… Siz ne yapıyorsunuz Allah aşkına? Bu nasıl bir şuursuzluk?
Geçen bir video gördüm. Birisi
Elli-altmış yaşındaki anne babasına “Birbirinize sarılın, video çekeyim” diyor. Siz ne yiyorsunuz, ne içiyorsunuz? Yatak odanızı, özelinizi, hamile kaldığınızı, çocuk doğurduğunuzu, yediğiniz yemeği, kavganızı, sarılmanızı… Her şeyi paylaşıyorsunuz. Sizin hiç özeliniz yok mu?
Bırakın Müslümanlığı, bu bir insana yakışır mı?
Az önce gördüğüm video yüzünden bu kadar sinirlendim. Kâbe’nin karşısındaki otelde namaz kılıyorlar. Üç tane kamera koymuş etrafa. Namazın ortasında hamilelik testini çıkarıp “Hamileyim” diye gösteriyor. Bu nasıl bir şuursuzluk, bu nasıl bir edepsizliktir? Kardeşim özelini özel yaşasana
Eskiden insanlar anne babasının yanında böyle meseleleri konuşmaya utanırdı. Siz şimdi milyonların önünde mi konuşuyorsunuz bunları?
Size yazıklar olsun.
Ama suç sadece onlarda değil. Asıl suç toplum da .
Neden biliyor musunuz? Çünkü bu insanları izliyorsunuz. Takip ediyorsunuz. Prim veriyorsunuz. Onlar da o primden şöhret ve para kazanıyor. Sonra sizin çocuklarınız da onlara özeniyor. Evlenen çocuklarınız da aynısını yapıyor.
Yazıklar olsun.
Başka hiçbir şey söylemiyorum.
Rabbim bu toplumu hayâsızlığın, teşhirin ve edepsizliğin şerrinden muhafaza eylesin.
Bir iki anormal örnek hariç bütün dünya ülkeleri başıboş köpekleri toplayıp itlaf ediyor. Dolayısıyla datin istanbul valisinin dediği doğru değil. Esas aşırılık köpekleri toplayıp anormal masraflarla binlerce hayvanı kısırlaştırma ve sonra beklemektir. Bu hangi akla hizmettir! O para vatandaşın yetimin fakirin hakkıdır o parayı köpeklere yedirmeniz haramdır!
Açık ve net konuşacağım.
Argo bir tabir vardır ya hani "köpek kadar değerimiz yok" şeklinde.
Bu durumun 'anlamında' geçerli olduğu tek modern(!) ülke Türkiye'dir.
Hatta daha da trajik olan şudur ki;
3-5 bin kişi falan değil, toplumun %95'i yani 80 küsür milyonun tamamı,
Çoğunluğu -parti fark etmeksizin- meclis ve belediyelere çöreklenmiş olan mama lobilerinin gönüllü birer kobay ve kurbanlarıdır.
Hayvanseverlik maskesi altında toplumun can güvenliğine/sağlığına mizantropik bir örgütlenme üzerinden adeta savaş açmış olan patolojik yığınlar ile,
Milyarlarca dolarlık rant için bu yığınları asker/kalkan edinmiş olan lobilere teslim olmuş bir yönetim olamaz.
İdareciler şunu çok iyi bilmeli:
Salt maddi ve siyasi kaygılar sebebiyle adı konulmamış bir zırh ile muhafaza ettiğiniz bu lobilerin işlediği her bir cinayetin vebali tamamen üzerinizedir.
Evet, net söylüyorum:
Bu meselenin sorumlusu, tek derdi kara para-akraba paklamak olan A belediyesi, B derneği, C kurumu değil,
Tamamıyla hükümettir ve bu bilinçli tercihinin bedelini de er ya da geç ödeyecektir.
"IMF'ye borcumuzu sıfırladık."
Herkes bunu ezbere bilir.
2002'de Türkiye'nin toplam dış borcu 130 milyar dolardı. Bunun yaklaşık 23 milyar doları IMF'ye.
2013'te IMF borcu bitti.
2025 sonu toplam dış borç: 520 milyar dolar.
Üstüne 19 milyar dolar Hazine garantili borç.
23 milyar doları sıfırladık, 390 milyar dolar ekledik.
Yerine piyasadan %7-9 faizle eurobond sattık.
Daha pahalı borç aldık, daha çok borç aldık.
2025 bütçesinden sadece faize giden: 52 milyar dolar.
Bir yılda.
Sadece faiz.
20 yılda yüzlerce şirket satıldı. Toplam gelir 63 milyar dolar.
Bir yıllık faiz faturası 52 milyar dolar.
20 yıllık satışın karşılığını bir yılda faize veriyoruz.
Borcun adını değiştirdik, borcun kendisini değil.
İran'a karşı başlattığınız #savaş'ın bölgesel bir savaşa dönüşerek Müslümanların kendi "İç Savaşı" olacak şekilde kurguladınız!
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan kurduğunuz oyunu bozdu!
Kuduz köpekler gibi ürettiğiniz saldırganlığın son kurbanı siz olacaksınız!
Bu coğrafyaya ait değilsiniz ve bu topraklardan sürüleceksiniz!
Yarattığınız ve uydurduğunuz sahte ilahlar sizi gazabımızan kurtaracak hiçbir kudrete sahip değildir!
Bekleyin!
Pogrom ve Holokost başta olmak üzere uydurduğunuz sahte mağduriyet anlatıları ile kurduğunuz "Yahudi Terör Örgütü İsrail" sizin için mutlaka mezar olacaktır;
Ortadoğu başta olmak üzere dünyanın hiçbir yerinde size ait bir gelecek yoktur.
İran'dan fırlatılan füzeler ile Türkiye'yi savaşa dahil etmek niyetinizi biz de, Sayın Recep Tayyip Erdoğan da çok iyi biliyordu. Başaramadınız! Bu yüzden çıldırıyorsunuz!
Bekle bizi büyük terörist! Bizim ellerimizle Allah'ın sizden alacağı intikama şimdiden selâm olsun!
Allah'ın lâneti İsrailoğulları üzerine olsun!
Ticaret Bakanlığı’nın anlamadığı ya da anlamak istemediği şu.
Sizin bilmem kaç tane markete kestiğiniz 96 milyon lira ceza ÇEREZ PARASI.
Bu marketler kesilen cezayı beş ürünün raftaki fiyatını değiştirirse üç günde çıkarır zaten.
Yapılması gereken belli:
KAPATMAK, MÜHÜRLEMEK!