Bir şeye ait olmayı ya da sahip olmayı sevmiyorum. Bir şeyle yan yana durunca daha güzel hissetmeyi seviyorum. Daha iyi bir insan olabilirmişim hissini seviyorum. Aynı yolda yürümeye dair olan inançtan daha çok, ben bu dikenli yolu budarım dedirten gücü seviyorum.
#sedefiçinadalet Ben Sedef Güler'in annesi Gülüzar
Siz kendisini bir halıya zincirlerle güllelerle sarıp Büyükçekmece gölüne atılan genç kız olarak tanıyorsunuz. Ben size benim Sedef'imden, adaletini ararken yaşadıklarımdan bahsetmek istiyorum.
1- İşe giden kocasını her sabah balkondan el sallayarak ugurluyordu kadın.
Kocası da mutlaka kafasını kaldırıp el salladıktan sonra biniyordu arabaya.
Kadın sonra sabah sporunu yapıyor, saçına biguduleri sarıp ev işlerini yapiyor, akşam kocasıyla el ele dışarı çıkıyorlardı.
Geldiklerinde adam karısının kapısını açıyor, yine el ele eve giriyorlardı.
Doğru ve ideal olanı anlatmanın yolu bu mudur?
Birçok kadın vajinal doğumu içsel olarak ister. Ancak ya sezaryen olmak zorunda kalır, ya doktoru tarafından sezaryene yönlendirilir ya da korku ve endişelerinden dolayı sezaryeni seçer. Fakat izlediğimiz bu film, annenin korku ve endişelerini giderecek veya doktorları yönlendirecek nitelikte değildir. Aksine, korku ve paniği körükleyen, hatta tüm sorumluluğu yine anneye, kadına yükleyen görüntülerle dolu.
Bu denli önemli girişimlerin altyapıyı oluşturmadan hedeflediği yere ulaşması imkansızdır. Zira doğumlara alınmayan ebeler, normal seyrinde ilerleyen hamileliklerde bile olmadık sebeplerle anneleri sezaryene teşvik eden doktorların hikayeleri de gerçeklerimizden biridir. Bu durumla sahada mücadele eden doktorlar ve ebelerle yürütülecek bir süreç, çok daha hedefe yönelik olacaktır.
Özetle:
“BU DA KADININ SUÇU, BU DA KADININ HATASI, BU DA KADININ YANLIŞ SEÇİMİ” şeklinde yansıtılan bu kamu spotunu kalbim sıkışarak izledim. Kızımla, 20 saat doğum sancısından sonra mecburen sezaryene alınmak zorunda kaldığım bir doğum hikayemiz var. Doğduğu andan itibaren kucağımdaydı ve emmeye başladı. Elbette “vajinal doğum” yapmak ve sonrasında bu konforlu deneyimi yaşamak isterdim. (Bu arada “normal - anormal doğum” değil; tıbbi adı “vajinal doğum”dur.) Bu yazıyı, “vajinal doğumu” destekleyen biri olarak yazıyorum. Bu korku filmi niteliğindeki kamu spotu daha fazla kadını yaralamadan kaldırılmalı ve yerine hedefe yönelik, nitelikli ve nicelikli bir film çekilmelidir.
Elbistan’da da bir tarih yazıldı bu akşam halk asla vermediği partiye oy vererek kendi gücünü gösterdi. Halkın iradesinden korkun demiştim. Şükürler olsun
Felaketin üzerinden tam bir yıl geçmiş. Yıl geçmiş demek manasız geliyor aslında, ne geçmiş efendim? Ben o tarihte kaldım mesela… Bugünü yaşayan beni tanımıyorum bile. Sadece depremin değil, çaresizliğin, haksızlığın, pişkinliğin, bencilliğin ve tam manasıyla gerçek kötülüğün de günüydü o gün. Başlasam yazmaya roman olur, olur ama okumanıza lüzum yok. Her sayfasını ezbere biliyorsunuz siz de. Susabilirsiniz ama bilmiyormuş gibi yapamazsınız.
Nasıl yaşayacağımızı bırakıp, nasıl ve ne şekilde öleceğimizi düşünür olduk o gün. Artık hiçbirimiz eskisi gibi değiliz, kıyas kabul etmez ama 10!değil, 81 il hasar aldık o gün. Hatırlatmak için iki kelam et dediler… İnsan unutulmayanı nasıl hatırlatsın? Geçmeyeni nasıl ansın? Deprem benim dünümde değil maalesef… Yaşananlara çaresiz bugünümde. Benim de başıma gelir mi korkusuyla yarınımda. O yüzden süslü cümlelerle edebiyat parçalayacak halim yok bu gece. O insanların gözyaşı kurumadan, her biri sıcak yuvasına, işine, aşına kavuşmadan olmaz. Hukuk önünde hakkını arayan, yitirdiği canların hesabını soranların içi soğumadan olmaz. Yıl geçmiş… Ne geçmiş efendim? Üç ay olmadı daha göçük altından cenaze çıkalı… Hayatını kaybedenlere rahmet, geride kalanlara sabır diliyorum. Bir gram dahi hafifletebilme ihtimalim varsa yükünüzü, namus sözüdür, ömrüm yettiğince çabalayacağım. Bu amaçta yalnız olmadığımın da farkındayım.
Öğretmenler için düzenlenen konserde son anda rüzgâr gerekçesiyle sahneye çıkmadığı için tepki toplayan Melike Şahin’in yapım şirketi sahibi Murat Yıldırım tarafından Atatürk’e saygı duruşu olarak adlandırılan Vasiyet isimli albüm projesinden çıkarıldığı öğrenildi. Yapımcı Murat Yıldırım gerekçeyi “Öğretmenlere saygısı olmayan birinin, Başöğretmen Atatürk’ün albümünde yeri yok” diyerek açıkladı.