Carl Jung: “Bir başkasını sevmek kolaydır. Ama kendinizi, yani olduğunuz şeyi sevmek, kızgın bir demiri kucaklamak gibidir: içinizi yakar ve son derece ıstırap vericidir. Bu yüzden ilk başta başkasını sevmek, hepimizin umut ettiği bir kaçış yoludur ve bunu başardığımızda hepimiz bundan zevk alırız. Ancak uzun vadede bu kaçış bize geri döner. Kendinizden sonsuza kadar uzak kalamazsınız. Bir noktada geri dönmek zorunda kalırsınız, gerçekten sevip sevemediğinizi öğrenmek için bu imtihandan geçmeniz gerekir. Asıl soru budur: kendinizi sevip sevmediğiniz, sizin gerçek imtihanınızdır.”
Arkadaşlıklarımız yalnızca yaş, cinsiyet gibi demografik benzerliklere dayanmaz; dünyayı anlık olarak nasıl algıladığımız, olaylara nasıl dikkat kesildiğimiz, neye gülüp neye duygulandığımız gibi örtük zihinsel süreçlerimiz arkadaşlarımızla olağanüstü bir benzerlik gösterir.