Eyyy yargıçlar, bir miktar da olsa mesleğinize ve kendinize saygınız kalmışsa Arkadaşlarımızı serbest bırakın...
Nolacak ki en fazla başka bir yere tayin olursunuz...
İBB DAVASINDA ŞEHİR PLANCILARI NEDEN TUTSAK?
ŞİKAYETÇİLER NEDEN ŞİKAYETÇİ?
🔴Gürkan Akgün savunmasından:
➖2009 yılında İstanbul’da 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı, yürürlüğe giriyor. (Not: En genel plandır)
➖2011 yılında İBB Meclis Kararı ile Çevre Düzeni Planı Plan Notuna;
"İstanbul'un özgün silüetini oluşturan alanlar ile silüeti etkileme potansiyeline sahip çeper kent alanlarında kent görünümünde (silüetindeki) değişimi kontrol etmek amacıyla kısıtlayıcı koşullar getirilebilir" hükmü ekleniyor.
➖2014 yılından itibaren de İBB, bu Çevre Düzeni Plan Notu ve ilgili Yönetmelik çerçevesinde silüet onayı kararları almaya başlıyor.
➖2018 yılından itibaren, "silüet onayı" ile ilgili maddeler, doğrudan Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği’ne;
➖20.04.2018 tarihli İstanbul İmar Yönetmeliği’ne eklenerek imar mevzuatı açısından GEREKLİ BİR BELGE HALİNİ alıyor.
🔴Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği’nin 57. Maddesinin
26. Fıkrası, yine İstanbul İmar Yönetmeliği’nin 60.
maddesinin 26. Fıkrası şu şekilde düzenlenmiştir:
“Aşağıda belirtilen niteliklerden en az birini taşıyan yapı veya yapılar için büyükşehir belediyesince silüet onayı zorunluluğu getirilebilir:
a) Müstakil yapı adedi 30 veya daha fazla olan uygulamalar.
b) Bir parselde toplam yapı inşaat alanı 60.000 m2'den fazla olan yapı ve yapılar topluluğu.
c) Binanın herhangi bir cephesinden görünen en düşük kottaki bina yüksekliği 60.50 metreyi geçen yapılar.”
🔴Gürkan Akgün: İBB'nin Meclis Kararı’na dayanarak 2014 yılından bu yana yapmış olduğu silüet onayı 2018 sonrasında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca onaylanan İmar Yönetmeliği gereğince yapılmıştır.
Bu kararlar önceden nasıl alınıyordu?
➖İmar ve Şehircilik Daire başkanının tek bir imzası ile, şifahi istenen belgeler üzerine atılan bir parafla onay verilebiliyordu.
➖Bu tek bir kişinin keyfi bir karar almasına sebebiyet verebileceğinden, biz bu uygulamayı değiştirdik.
➖İstanbul İmar Yönetmeliği'nin 69. maddesi gereğince, 4. maddede belirtilen şekilde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi bünyesinde 23.10.2020 tarihinde
"Mimari Estetik Komisyonu" kurulmuş, 06.05.2021 tarihinde de Komisyonun "Çalışma Usül ve Esaslarına İlişkin Yönerge" yürürlüğe sokulmuştur.
İstanbul'da silüet onayı kararlarını içerecek biçimde kent estetiği ve şehirciliğe ilişkin kararların
➖ne şekilde,
➖hangi gerekçeler ile
➖hangi belge ve projelere dayanarak alınacağı,
kural ve kaidelere bağlanmıştır.
🔴Öncesinde daire başkanının tek bir imzası ile onaylanan silüete ilişkin kararlar;
➖mevzuata uygun biçimde,
➖her biri kendi alanında uzman
➖5 kişilik Mimari Estetik Komisyonu tarafından karara bağlanmaya başlamıştır."
#ibbdavası @akgungurkan
İBB davasında tutuklu yargılanan İstanbul Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı ve şehir plancısı Gürkan Akgün, mahkemedeki savunmasında yalnızca kendisine yöneltilen suçlamalara değil… https://t.co/EcbXjta4cv @ailedayanismagi
Bugün Silivri'de Gürkan Akgün'ü dinlediğimde, Recep Tayyip Erdoğan'ın, onun zihniyetinin ve ekibinin İstanbul'a nasıl ihanet ettiğini bir kez daha gördüm.
Kamusal alanları koruyan, yeşil alanları savunan, kent yağmasına karşı duran bürokratlar bugün Silivri'de.
Kentin yağmalanmasına ortak olanlar ise dışarıda.
❗️Yol arkadaşlarımızı yargılayarak gerçeği değiştiremezsiniz!
#İBBDavası
İMARA AÇILAN ASKERİ ALANLARI TEK TEK SAYDI!
Gürkan Akgün savunmasında, yapılaşmaya açılan askeri alanlarla ilgili çarpıcı bir sunum yaptı. 2010'lu yıllardan beri bakanlıklardan "askeri alanlar yeşil kalacak" "rant alanı olmayacak" açıklamalarının yapıldığını ancak bu alanların yapılaşmaya açılarak sosyal konut maskesi altında lüks konut projelerine dönüştüğünü görsellerle destekleyerek anlattı:
"Peki ne oldu? 2006'da İstanbul'da 171-172 bin metrekare askeri alan vardı, 111 bin metrekare de askeri güvenlik bölgesi vardı. 2025'e kadar, 19 yıllık süre içerisinde bunların %41'i askeri statüden çıkarıldı. Sonrasında, bu statüsü kaldırılan yerlerin %90'ı imara açıldı. Bu %90'ı imara açılan yerin %80'inde de lüks konut ve ticaret projeleri yükseldi.
Ben kamu görevlisi olarak halka doğru bilgi vermek zorundayım, benim görevim bu. Bu ülkenin İletişim Başkanlığı Dezenformasyon Bildirim Servisi, bu açıklamalar olduğu zaman şöyle bir açıklamada bulundu: Dediki "İstanbul'da imara açılan askeri arazilerde lüks konut ve ticaret projeleri yapılıyor iddiası doğru değildir. Buralarda sosyal konut yapılıyor" dedi.
Peki, devam edelim. Soruyorum şimdi, Çekmeköy Onbaşı Azim Özdemir Kışlası imara açıldı burası, 3 bin 300 konutlu lüks konut projesi yapıldı. Orman alanının içi burası, içi. Bu mu sosyal konut projesi?
Devam edelim, Maslak 1453, 3. Kolordu'nun alanı. 5 bin 200 konut yapıldı, şu yandaki proje yapıldı. Bunlar mı sosyal, bunlar mı deprem amaçlı konutlar? Hangimiz alacağız, evimiz yıkılacak da bu, bunları alacağız deprem amaçlı?
Devam edelim. Çekmece’deki füze üssü... bin 150 konutluk villa yapıldı burada. Bunlar mı sosyal konut eseri? Biz mi yalan söylüyoruz halka?
Devam edelim. Zeytinburnu Tank Bakım Atölyesi... Şu proje yapıldı, bin 600 konutluk.
Devam edelim. Beşiktaş Jandarma Dikimevi... İstanbul’un en önemli, en gayrimenkul değeri yüksek yeri. 166 konutluk, Boğaz gören lüks konutlar yapıldı burada.
Devam edelim. L-25 Askeri Lojman... Burası da askeri lojmandı, burada gene lüks proje yapıldı, gene konut projesi yapıldı.
Devam edelim. Başakşehir’deki kışla... Burası, yani 300 bin nüfusluk insan yaşayacağı şekilde planlandı. Şu an 5 bin 300 konutluk lüks konut projesi açıklandı, yapılmaya başlandı ama devamı da gelecek
Bakın burası, Sazlıdere Su Havzası. Biz tutuklandığımızda burada tek bir tuğla dahi yoktu. Su havzası burası, su havzası! Buraya kümes dahi yapamazsınız normalde. Kanal İstanbul Yenişehir Projesi ile bu bölge imara açıldı, betona boğuldu. Yazık, yazık, çok yazık! Yıl olmuş 2026, biz elimizdeki havzayı, tek bir yapı dahi yapılamayacak havzayı bu hale getiriyoruz. Havzayı yok ettik, bir de üstüne oraya nüfus getirelim ki su sorunu daha da büyüsün! Bütün dünya bugün su krizini konuşuyor. Gelecekte nasıl su krizini çözeceğim diye stratejik planlar yapıyor, biz Sazlıdere Havzası’nı yok ediyoruz.
Bunun etrafı tarım alanlarıdır, komple tarım alanıdır; 150 milyon metrekare. O tarım alanları bir tane bakanlık yazısıyla tarım alanı olmaktan çıkarıldı. Yazık değil mi? Biz bu anlayışla mücadele ediyoruz ve tutukluyuz. Bakın tekrar ediyorum; biz bu anlayışla mücadele ettik ve tutukluyuz.
(heyete dönerek) İsterseniz görseli kapatın, çok da canınız sıkılmasın."
"BENİM BU TOPRAKLARA SEVGİM DE
İNANCIM DA BİTMEZ"
İBB Genel Sekreter Yardımcısı Gürkan Akgün:
"Günün sonunda evet, belki hayatlarımız alt üst oldu. Özgürlüğünden, sevdiklerinden yoksun kalmak insanın özünü zedeleyen bir olgu. Ama yaşama dair umudumu asla kaybetmedim.
Belki gönlümüzdeki gibi olmuyor ama kurduğumuz hayallerin peşinden gitmeye devam ediyoruz. Ben cezaevinde olsam da eşim Sinem'le burada nikahımızı yaptık. Geleceğe dair hayaller kurmaya devam ediyoruz.
Benim bu topraklara olan sevgim de inancım da çok büyük. Memleketin gelecek güzel günlerine dair, insanların barış ve refah içerisinde yaşadığı, daha adil, demokratik, özgür ve tam bağımsız bir Türkiye’ye dair hayaller kurmaya devam ediyorum.
Hayallerimi satmayacağım!
Ben bu memlekette her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı gibi eşimle, ailemle, dostlarımla özgürce, kimseye boyun eğmeden, onurlu bir şekilde yaşamak istiyorum.
Bu memleket için çalışmaya devam etmek istiyorum.
Bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak hiçbir ayrıcalık beklemeden hakkımın hukukumun korunmasını istiyorum.
Ve onca zaman geçmesine rağmen bıkmadan, usanmadan tek bir şey istiyorum, adalet istiyorum."
"NEREDE OLURSAK OLALIM BU ÜLKENİN DERTLERİYLE DERTLENEN İNSANLARIZ"
İBB Genel Sekreter Yardımcısı Gürkan Akgün:
"İstanbul'un muhafızlığı mücadelesinde; bu şehrin doğasını, suyunu, tarım topraklarını, kamusal alanlarını koruma mücadelesi, bugün geride kalan arkadaşlarımıza emanet.
Her şeye rağmen bu dört duvar arasında açılışı yapılan yeni kreşlerin, yurtların, mahalle evlerinin, metro hatlarının haberini almak, yeni otobüslerin, o çok emek verdiğimiz yeni taksilerin, deniz dolmuşlarının hizmet vermeye başladığını öğrenmek inanın beni buralarda bile çok mutlu ediyor.
O yüzden geçen bunca zamandır İBB’de başladığımız çalışmalara katkı koyamadığım için bir yandan da derin bir üzüntü içerisindeyim.
Ben de bu demir kapılar ardında gücüm yettiğince, aklım el verdiğince, yılgınlığa kapılmadan üretmeye devam ettim. Kentleşme sorunlarına, yerel yönetimlerdeki demokrasi krizine, yaşadığımız gıda, iklim, barınma krizlerine dair gazete yazıları yazdım. Çözümler üretmeye çalıştım. Bizler, nerede olursak olalım, bu ülkenin dertleriyle dertlenen insanlarız.
Ama maalesef acı gerçek şu ki, tam 15 ayı aşkın süredir 16 milyonluk İstanbul şehrinin başta seçilmiş Büyükşehir Belediye Başkanı, birçok ilçe Belediye Başkanı, neredeyse bütün üst düzey yönetici kadrosu ve birçok bürokratı, çalışanı, şirket yöneticisi Silivri’de ve diğer cezaevlerinde tutuklular.
Bu memleketin bin bir zorlukla yetiştirdiği bu kadar insanın, görevinin başında olmamasından daha büyük bir kamu zararı olabilir mi? İnanın bugünle beraber geleceğimizi de kaybediyoruz."
"İSTANBUL'UN MUHAFIZLIĞINI YAPTIK"
Gürkan Akgün savunmasını sürdürüyor:
"Bakın şunu çok net ve açıkça belirtmek isterim ki, 2019'dan bu yana İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclisi’ne bizim tarafımızdan herhangi bir kişiye, gruba, şirkete ayrıcalıklı imar hakkı düzenleyen, planların bütünlüğünü bozan tek bir plan değişikliği dahi teklif edilmemiştir.
İncelenip, bakılabilir. Hepsi açık, şeffaf. Bütün kararlar, bütün onaylı imar planları internette yayında.
Oysa ki ben dilerseniz 2019 öncesinde, hangi kamu arazilerinin, sosyal donatı alanlarının, yeşil alanların ve afet toplanma alanlarının nasıl imara açıldığını; birilerinin parsellerine kişiye özel düzenlemelerin nasıl yapıldığını parsel parsel anlatabilirim. İşte biz, bu rant odaklı eşitsizliklerle dolu yaklaşımı değiştirdik.
Ortada çıkar amaçlı bir suç örgütü olsa; benim de bu örgütün üyesi olduğum iddiası doğru olsa, tüm bu süreçler bu kadar lekesiz yürütülebilir miydi sanıyorsunuz?
Bakın bu çok önemlidir. 2019 sonrasında İstanbul'un meydanlarında, kamusal alanlarında, kıyılarında yılların ihmalini, artık mafyatik ilişkilerle iç içe geçmiş, birilerinin rant kapısı haline dönüşmüş işgal alanlarını; yoğun imar denetimlerimiz sonucu temizledik, yıktık, halkımıza geri kazandırdık.
Beşiktaş'ta, Kadıköy'de, Üsküdar’da, Maltepe'de, Büyükçekmece'de, Fatih'te... İlçe fark etmeksizin halkın olanı yine halka verdik. İstanbul meydanlarına kavuştu. İstanbullu parklarında, kıyılarında özgürce gezip dolaşabileceği, nefes alabileceği tertemiz alanlara kavuştu.
Bu söylediğim baştan aşağı cesaret isteyen bir iştir. Tehditler, şantajlar, ahlaksız teklifler aldık. Arkadaşlarımız yıkımlarda şiddetle karşılaştı, üzerlerine silah çekildi. Vazgeçtik mi? Hayır. Hepsini elimizin tersiyle itip İstanbul halkı adına İstanbul'u işgalden kurtardık.
Ortada çıkar amaçlı bir suç örgütü olsa ve iddia edildiği gibi ben de bu örgütün üyesi olsaydım şayet, neden böyle bir zahmete katlanacaktım ki? Yıllardır böyle gelmiş, böyle gitsin derdim. Kimin çıkarına ne uygun düşüyorsa, işler öyle yürür giderdi. Ama yapmadım, Yapmadık. İstanbul'un muhafızlığını yaptık Sayın Başkan.
İstanbul'un bomboş Askeri Alanları lüks konut için imara açılmasın, Sazlıdere çevresi gibi su havzaları betona boğulmasın, Kuzey Ormanları’na daha fazla yapılaşma baskısı gelmesin, diye mücadele ettik."
"MALVARLIĞIM ORTADA TEK BİR ARABAM VAR"
Gürkan Akgün savunmasına devam ediyor:
"İstanbul gibi bir şehirde, rantın merkezi olan bir makamda, imardan, planlamadan, ulaşımdan, emlaktan, kentsel dönüşümden sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı olarak tertemiz görevimi yaptım. İşte malvarlığım ortada!
Evlerimiz arandı, banka hesaplarımıza, mülkiyet dökümlerine bakıldı. İddianamede de yazıyor. Yalnızca bir adet arabam var. Başka da ne malım, ne de mülküm var. Hesabını veremeyeceğim tek bir kuruş dahi yoktur. Bırakın sebepsizini ortada zenginleşme yok.
Peki soruyorum. Rantın tam merkezindeki makamlarda görev yapmış biri olarak soruyorum. Aklımın bir yerinde tırnağımın ucu kadar çıkar peşinde olmak yer alsaydı böyle mi olurdu malvarlığım? Karşınızda bu kadar rahat konuşuyor olabilir miydim?
Benim peşinden gideceğim tek çıkar, bir kamu görevlisi olarak halkın bütününün çıkarıdır.
Yıllarca çamurlu yollarının eziyetini çekmiş mahallelileri, oralar kıymete binince yerinden etmek isteyen rantçılara karşı gecekondulunun çıkarıdır.
Anadolu'dan üniversite okumak için güç bela İstanbul'a gelip de yurt bulamayan gençlerin çıkarıdır.
Hayata mağlubiyetle başlamış yoksul mahallelerde, ders çalışmak için dahi imkân bulamayan, yer bulamayan çocukların çıkarıdır.
Yıllardır açgözlülükle lime lime edilen, betona boğulan İstanbul'un suyunun, ormanının, toprağının çıkarıdır.
Evet! Ben bu çıkarların peşinden koştum, koşmaya da devam edeceğim."
"CUMHURİYETE BORCUM VAR ÖDEMEK İSTİYORUM"
İBB Genel Sekreter Yardımcısı Gürkan Akgün:
"Ben bu topraklarda doğdum, bu devletin okullarında okudum. Askerliğimi yaptım. 20 yıldır maaşımla geçiniyorum, vergi veriyorum. Devlet memuru olarak devlete, millete zerre leke düşürmeden hizmet verdim.
Cumhuriyetin sağlamış olduğu imkanlarla Anadolu’nun kuzeyindendeki bir köyden çıkıp İstanbul gibi bir dünya metropolünde idarecilik yapabilecek olanağa eriştim. Bana bu imkanı veren, beni yetiştiren bu Cumhuriyete daha çok borcum var, ödemek istiyorum.
Ancak bugün en temel Anayasal hakkım olan kişi hürriyetinden yoksun bırakılmış durumdayım. Hak ettiğim bu mu gerçekten?
Burada savunma yapmıyor, adeta yokluğa karşı hakikati inşa etmeye çalışıyoruz. Çıkar amaçlı suç örgütüymüş! Yok, yok! Ne böyle bir örgüt var ne de ben bu şekilde tarif edilen bir örgütün üyesiyim."
"BU DAVANIN MAĞDURU 16 MİLYON İSTANBULLUDUR"
Gürkan Akgün savunmasını sürdürüyor:
"Bu iddianame ve yaşadığımız peşin cezalandırma pratiği, devletin iş yapma ve işleyişini bozucu niteliktedir.
Görev ve sorumluluk gereğince yapılması zorunlu işlemler doğrudan yargılama ve tutuklama konusu haline getirildiğinde;
Kamu düzeni nasıl sağlanacaktır? Kamuda sevk ve idare nasıl gerçekleştirilecektir? Hizmet ve yatırımlar kimle yapılabilecektir? Yargılanma ve tutuklama tehdidi olmadan insanlar görevlerini nasıl yapabileceklerdir?
Bu sorular tehlikeli bir biçimde ortalığa saçılmıştır.
Bu açıkça bir iradenin teslim alınma sürecidir. Burada aylardır kapatılan, yalnızca bizlerin şahsi iradeleri değildir. Bugün burada, bir yerel yönetim yaklaşımına dair ortaya konulan irade, tahakküm altına alınmaktadır. Kamuya, belediyeye kaynak yaratan tüm bu uygulamalar suç olarak önümüze konulmuştur.
Oysa bu ağır ekonomik kriz koşullarında, halkın ihtiyaçları gün geçtikçe ağırlaşırken yaratılan bu kaynağın gittiği yer bellidir.
Yoksul çocukların içtiği halk süttür. Yoksul mahallelerde kreştir. Anadolu'dan gelen gençlerin barınabileceği yurtlardır. Annelerin, iş arayanların ücretsiz ulaşımı, gençlere kütüphane, ücretsiz test kitabıdır.
Bizler yaşadığımız onca engellemeye, önümüze konan bütçe kesintilerine, tırpanlanan yetkilerimize, el konulan mülklerimize rağmen İstanbul Büyükşehir Belediyesi olarak, Başkanımız Ekrem İmamoğlu'nun önderliğinde ve 100 bin çalışanımızın emeğiyle şerefimiz, onurumuz, haysiyetimizle çalışarak tüm bunları hayata geçirmeyi başardık.
Biz öyle dikensiz gül bahçesinde belediyecilik yapmadık. O yüzden burada yargılanan, daha en başta söylediğim gibi 'halkçı belediyecilik' anlayışıdır. O yüzden bu davanın mağduru 16 milyon İstanbulludur."
"İLK KEZ GÖRDÜĞÜM BİRİNDEN
PARA MI İSTEYECEĞİM?"
Gürkan Akgün savunmasını sürdürüyor:
Müştekilerden birinin İBB’den verilecek silüet onayı için para ödediği iddiası üzerine konuşan Gürkan Akgün, Söz konusu projenin yer alacağı bölgenin kuzeyinin 'Orman Alanı' hemen bitişiğinin Su Havzası, Güneyinin Tarım Alanları olduğunu; dolayısıyla imar planlarında İstanbul'un ekolojik ve tarihi varlıkları gözetilerek yapılaşma kısıtlanmış bu bölgenin, İstanbulluların kamusal ihtiyaçlarını karşılayacak biçimde ‘Yeşil ve Spor Alanı’ olarak düzenlenmesi gerektiğini söyledi.
Buna rağmen rezerv alan ilan edilerek izni alınan, bir kez İBB’nin itirazı sonucu mahkeme kararıyla iptal edilen projenin, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın yeniden devreye girmesiyle yeniden başlatıldığını mahkemeler sürerken inşaatın sürüp tamamlandığını, AKP’li Eyüpsultan Belediyesinin İBB’den silüet onayı almadan firmaya ruhsat verdiğini belirten Akgün, “Asıl mevzuata aykırı işlem budur” dedi.
Akgün, “Yani ben, 14 senedir devlet memurluğu yapmışım, bunun 10 senesi yöneticilik ve idarecilik ile geçmiş, binlerce insanla görüşmüşüm; bunların arasında Türkiye'nin ismini bildiği iş insanları da var, gecekonduda oturan vatandaş da var. Hakkımda bugüne kadar para, pul ile ilgili tek bir şikayeti bırakın dedikodu bile çıkmayacak. Ve ben, benden aracıyla randevu alıp gelmiş hayatımda ilk kez gördüğüm birinden, görür görmez para isteyeceğim. Öyle mi? Yani ben yalanın böylesine diyecek söz bulamıyorum” Dedi.
Daha sonra bakanlık tarafından yeni imar planlarının onaylanması ile İBB’nin silüet onayı verme sürecinin başladığını belirten Akgün, iddianın aksine sürecin geciktirilmediğini, müşteki “parayı verdim onay çıktı” dese de dosyaya sunduğu ve başka bir şirkete verdiği Vakıfbank dekontunun onayın çıkmasından günler sonra gönderildiğini söyledi.
Akgün, “İstanbul kentleşme, çevre ve ekoloji açısından geri dönülemeyecek bir kamusal zararla karşı karşıya gelirken birileri yine hukuku yok sayarak, üretilen muazzam kentsel rantların sahibi olmuştur. Tek bu örnek bile, geride bıraktığımız son 25 yılın şehircilik anlayışının özeti niteliğindedir” ifadelerini kullandı.
"BURADA ELİMİZ KOLUMUZ BAĞLI VAKİT KAYBEDİYORUZ
İSTANBUL KAYBEDİYOR"
Gürkan Akgün savunmasını sürdürüyor:
"Bizler, en acil olarak da İstanbul'u, deprem gerçeği karşısında hazırlıklı hale getirmeyi görev bildik. Burada tek tek sayamayacağım kentsel dönüşüm projeleri, sosyal konut, altyapı, ulaşım ve lojistik gibi pek çok farklı alanda 45 milyar TL'lik bir bütçeyi İstanbul'u depreme dayanıklı hale getirebilmek için kullandık.
O yüzden buradan bir yolsuzluk çıkmaz, çıkamaz. Biz bütçeyi İstanbul halkının ihtiyaçları için harcadık. Yoksulu unutmadık, kimseyi geride bırakmadık.
En riskli binalar bir an önce yenilenebilsin diye ilave kira yardımları yaptık. Böylelikle 50 bine yakın kişinin yaşadığı en riskli binaların tahliyesini gerçekleştirdik. Depremde olası can kayıplarının önüne geçtik. 38 bin binanın ücretsiz risk taramalarını gerçekleştirdik. Dar gelirlilere, emeklilere yönelik doğrudan hibe desteği sağladık ki, onlar da güvenli, sağlam bir yuvaya kavuşabilsin.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin her kuruşunun gittiği yer bellidir, hesabı da verilir. Bizim meşguliyetimiz de, önceliğimiz de işte bunlardır. Bir İstanbul, bir Marmara depreminin getireceği yıkım korkunçtur. Kaybedecek tek bir saniyemiz bile yoktur. Gerçek sorunumuz budur! Ama biz maalesef 15 aydır elimiz kolumuz bağlı burada vakit kaybediyoruz. İstanbul kaybediyor."
"İDDİANAME HAYAL ÜRÜNÜDÜR
BİZİM MEŞGULİYETİMİZ BAŞKADIR"
Gürkan Akgün savunmasını sürdürüyor:
"2019'dan bu yana 79 bölgede 2.5 milyon nüfusun hayatını doğrudan etkileyecek biçimde 48 bin hektarlık bir alanın nazım imar planlarını hazırlayıp onaylanmak üzere İBB Meclisine gönderdik. Ve bu planlar onaylanarak yürürlüğe girdi.
Muazzam bir iş yükü, emek ve dolayısıyla muazzam bir başarıdır bu. Peki, bu kapsamlı planlama faaliyeti ne demektir biliyor musunuz?
İnsanların 50 yıldır yaşadıkları, ama nedense yüzlerine bakılmamış bazı mahallelerde; Pendik Kavakpınar’da, Avcılar Yeşilkent’te, Ataşehir Namık Kemal’de, Eyüp Karadolap’ta ve İstanbul'un daha birçok mahallesinde neredeyse ruhsatlı tek bir bina bile olmayan mahallelerinde artık kentsel dönüşümün başlayabilmesi demektir. Sarıyer'de, Sultangazi'de, Zeytinburnu'nda insanların 60 yıldır büyük bir tedirginlikle bekledikleri tapularına kavuşabilmeleri demektir.
Bu ne demektir biliyor musunuz? Plan, mülkiyet, proje sorunlarının çözülmesi ile birlikte İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin daha önce sıfır olan kreş sayısını bugün 127'ye çıkararak 12.692 çocuğa hizmet götürmek demektir. İstanbul'da okuyan üniversite öğrencileri için daha önce sıfır olan İstanbul Büyükşehir Belediyesi yurt sayısını 16’ya çıkarmak demektir. Son 5 yılda 21 bin öğrencinin bu hizmetten yararlanabilmesi demektir.
İstanbullular artık betona boğulmasın diye bu şehre yepyeni yaşam vadileri, kent ormanları, parklar ile 14 milyon metrekare yeni yeşil alan kazandırabilmek demektir. Öyle ki, son 6 yılda yapılan imar uygulamaları ile rekor seviyede, 969 bin metrekarelik bir alanı İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne, yani kamu mülkiyetine kazandırdık.
Ama bugün maalesef, hiçbir somut delile dayanmayacak biçimde, kamu zararı iddiaları ile tutuklu bulunuyoruz. İşte bu yüzden de, bunu en baştan söylemek gerekirse; söz konusu iddianame bir hayal ürünüdür. Çünkü bizim meşguliyetimiz başkadır. Bizim meşguliyetimiz halkın gerçek sorunlarıdır. Başka hususlarla harcayacak ne vaktimiz, ne de zihnimiz vardır."
"İSTANBUL YÖNÜNÜ HAYALLERİNİ KAYBETMİŞTİ"
Gürkan Akgün savunmasını sürdürüyor:
"2019 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde göreve başladığımda maalesef şöyle bir tablo ile karşı karşıyaydık: Dünyanın en önemli küresel metropollerinden biri, bin yılların, medeniyetlerin başkenti olan bu kadim İstanbul şehri adeta yönünü, hayallerini kaybetmiş, geleceğe yönelik hiçbir vizyonu, stratejik aklı olmayan bir yönetim anlayışına teslim olmuştu.
Yıllar önce çözülmesi gereken altyapı, ulaşım, mülkiyet, deprem riski karşısında güvenli konut ihtiyacı gibi temel sorunların düğümlendiği bu kentte; yoksulluk ve eşitsizlik, bu koca metropolün adeta karakteri haline dönüşmüştü.
Tüm bunların ortasında imar ve planlama alanı ise bütüncüllükten, bilimsellikten uzak, adeta kimin parseline hangi plan değişikliği ile nasıl rant değeri kazandırırım, bunu nasıl paylaştırırım şeklinde para, güç ve siyaset ilişkilerinin merkezi haline getirilmişti.
İşte biz, tam da buradan başladık. Bu anlayışı kökünden değiştirdik."
"BU ŞEHRİ YAŞANMAZ HALE GETİRENLERE KARŞI MÜCADELE YÜRÜTTÜM"
İBB Genel Sekreter Yardımcısı Gürkan Akgün savunma yapıyor:
"Ne mutlu bana ki bir şehir plancısı olarak, bir kamu görevlisi olarak bu kadim şehre hizmet ediyorum. Onun bin yıllara varan tarihinde benim de ufak bir emeğim bulunsun diye taş üstüne taş koymaya çalışıyorum.
İçerisinde bulunduğum hiçbir planlama çalışmasında kendime mal, mülk, parsel, arazi, servet edinme derdine düşmedim. Yalnızca kamu yararını, yalnızca halkın, doğanın hakkını hukukunu korumayı gözettim.
Türkiye'de ve İstanbul'da kentleşmenin kamu yararı ve toplumsal adaleti gözetecek biçimde gelişebilmesi adına birçok çalışmanın içerisinde yer aldım. Bilimsel ve akademik yayınlarda bulundum.
Meslek odamızla; halkın ortak kullanımına ayrılması gereken kamusal alanları, yeşil alanları, afet toplanma alanlarını imara açan, bu şehre kaldıramayacağı yükler getirerek onu adeta yaşanmaz hale getiren, birilerine ayrıcalıklı imar hakları sağlayarak rant transferi yapan plan değişikliklerine karşı hukuki mücadeleler yürüttüm.
Yurttaşlarımızın en temel anayasal hakları olan çevre hakkının, barınma ve konut hakkının, bu şehirde insanca yaşama hakkının savunuculuğunu yaptım. Yerel yönetimlerdeki mesaime ise 2012 yılında Beylikdüzü Belediyesi'nde şehir plancısı olarak başladım. O gün bugündür onlarca teftiş ve denetimden geçtim. Ve hepsinden de alnımın akıyla çıktım. Hakkımda tek bir olumsuz yargı kararı alınmadı. Memuriyetimde tek bir disiplin suçum dahi yoktur."
İBB Davasında 57. duruşma günü İBB Genel Sekreter Yardımcısı Gürkan Akgün'ün savunmasıyla başladı. İlk dalga operasyonuyla gözaltına alınan ve 15 ayı aşın süredir tutsak olan Akgün şunları kaydetti:
"Bugün burada en temel evrensel insani hakkım olan özgürlüğümden yoksun bırakıldığım sürecin sonunda tek bir dileğim bulunmaktadır. Hakikatin en berrak ve apaçık haliyle ortaya çıkması. Ben bugün burada yalnızca kendimi savunmayacağım.
Aynı zamanda; kamunun ve kamu görevinin onurunu savunacağım. Şehir plancılığı mesleğinin haysiyetini savunacağım. Gecemizi gündüzümüze katarak gerçekleştirmeye çalıştığımız Demokratik ve Halkçı Belediyeciliği savunacağım. Ve her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı için ekmek gibi, su gibi gerekli olan Adil Yargılanma Hakkını savunacağım."