Dün sabahın bir saatinde kalktık Super Bowl seyrettik. Benito Antonio Martínez Ocasio (a.k.a Bad Bunny), muazzam bir ifade özgürlüğü şöleni de sundu. "Gelecekteki işlerim ne olur?", "baskı altında kalır mıyım?" diye sormak yerine "nasıl hatırlanmak istiyorum" diye sormayı tercih etmiş. Muhammed Ali yaklaşımıdır. Helal olsun.
Bizde pek örneği kalmadı. Bunu da kınayamıyorum. Zira "ben çıkar doğru bildiğimi söylerim" diyene yüksek görünürlüğü olan platformlarda mikrofon veren de kalmadı.
Bad Bunny'nin mesajlarını bu seviyeden verebilmesinde, nice isimsiz kahramanlar ve risk alanlar var. Türkiye'de herkes her seviyede tamamen sessizleşti.
Insanlar bizzat iç yüzünü bildikleri ve birisinin korkunç bir haksızlığa ve linç kampanyasına kurban edilmekte olduğunu gözleriyle gördükleri noktalarda bile başlarını başka yöne çeviriyorlar.
Bu ortamda, ne platform var ne de o platforma çıkmak isteyen. Bunun yerine, Bad Bunny'nin ABD'de kurulu düzenin hoyratlığına ve genel olarak güce nanik yapması kadar bize uzak konularla avunanlar ve umut doğurur korkusuyla o konulardaki sevinçli tespitlere bile sataşanlar var.
Yeni Yazı: Trump'ın değil, Bad Bunny'nin Amerikası
Bad Bunny'nin Super Bowl gösterisi sadece bir müzik şovu değil; her bir sahne detayıyla sahici bir kültür şöleniydi
Plastik sandalyelerden düğünde uyuyan çocuklara bu müthiş detayların hikayesini yazdım.
https://t.co/gEfW0nf6l1
📍Gazeteci Yazar Yılmaz Özdil'in söylediklerine ilişkin cevap hakkımı kullandım. Cevap hakkını verdikleri için Sözcü TV'ye ve programın moderatörü İpek Özbey'e teşekkür ediyorum.
📌 2010 yılı Nisan ayında Yılmaz Özdil, o dönem Ahmet Türk'ün Samsun'da yumruklanmasına ilişkin nefret söylemi barındıran bir yazı yazmıştı ve Diyarbakır Barosu avukatları olarak suç duyurusunda bulunduk; sonuç olarak takipsizlik kararı çıktı.
📌 O günden bugüne, tam 15 yıl geçmesine rağmen bunu bir kan davasına dönüştürmenin anlamı yok. Dönemin koşullarında kendisi o yazıyı yazdı, biz de suç duyurusunda bulunduk.
📌 Hala o öfkeyle benim bulunduğum yerde siyaset yapma tarzımla ilgili söylemleri var. Benim örgütle ilgili, terörle ilgili, şiddetle ilgili olarak bir tek eleştirilecek sözüm varsa çıkartsın; ben de özeleştiri vereyim, bunu yanlış söylemişim diyeyim.
🔴 Ben CHP'ye Deniz Baykal'ın, Kemal Bey'in çağrısıyla katıldım. O zaman başka alanlarda siyaset yapma imkanım vardı ama tercihimi CHP'den yana yaptım.
🔴 Sonuçta derdim Türkiye'nin birliği, barışı ve CHP'yi iktidar yapmak. CHP ilk defa Özgür Özel'in liderliğinde yerelde iktidar olmuş ve Türkiye'nin birinci partisi şu anda.
❓"Bunlar CHP'yi teslim almadan gitsinler" gibi söylemler kime yarıyor şu anda?
❗Sayın İmamoğlu hapiste, CHP'ye büyük baskı var, kuşatma altında. Her gün yeni bir dava açılıyor. CHP'ye kurumsal baskılar var. Genel Başkanımıza bir saldırı olmuş, ilk ben çıkmışım. Ben keyfimden mi çıktım oraya?
🔴 Bizim kültürümüzde biri sizin babanıza, ailenize saldırmışsa, yerdeyse bile katilin peşinden gidersiniz. O nedenle kimse gitmese de ben gittim, kim diye merak ettim. O nedenle dönüşümde gazeteciler bana o soruyu sordu.
🔴 Ben saldırganın siyasal aidiyetini ortaya çıkardığım için troll medyası, aynen sizin gibi, dünden beri beni linç ediyor. Bugün de Sözcü TV'de, sanki mesele Sezgin Tanrıkuluymuş gibi beni konuşuyorsunuz.
🔴 15 yıl önceki bir suç duyurusu. Nefret söylemi üzerine bir suç duyurusu, Yılmaz Bey takipsizlik aldı, ceza da almadı ama bunu bir kan davasına dönüştürmenin, "Sezgin Tanrıkulu CHP'de ne işi var" "Özgür Özel CHP'yi teslim almadan, kurtulmadan CHP düzelmez" demenin ne anlamı var?
🔴 Özgür Özel CHP Genel Başkanı olarak yumruk yemiş, yarın da Beyazıt'a çağırmış herkesi. Sizin derdiniz Özgür Özel'e vuranlarla değil, CHP'yi kapatmak isteyenlerle değil; Özgür Özel'le ve CHP'yle. Bunu gerçekten anlayamıyorum.
📌 Diyarbakır Barosu Başkanlığını yapmışım, Genel Sekreterliğini yapmışım, Uluslararası Af Örgütünün temsilcisiyim, İnsan Hakları Derneğinin, İnsan Hakları Vakfının kurucusuyum ve arkamda bir tane şiddetle, terörle ilgili bir şey bulamazsınız.
❓ Kürtlerin haklarını savunmak bir partiye ipotekli mi? CHP bu Cumhuriyeti kuran parti, her yurttaşımızın kimliğine bakmadan, inancına bakmadan, onların temel haklarını savunmak zorunda, barışı savunmak zorunda; Türkiye'nin birliğini savunmak zorunda.
🔴 CHP bunları yaptığı için Türkiye'de birinci parti oldu.
❓Yılmaz Bey de kendine baksın; o dönem yazdığı yazıyı şimdi yazar mıydı, yazmaz mıydı?
🔴 Siyasette de düşmanlık, kan davası olmaz, özel ilişkilerde de olmaz. Gazeteciler kamusal bir görev yapıyor, bizler de öyle ve çoğu şeyi zamana bırakıp unutuyoruz, böyle yapmalıyız.
🔴 15 yıl önce yaptığımız bir suç duyurusundan, hala "Beni hapse attırmak istedi" gibi bir söylemin devam etmesi doğru değil. Ben haksız biçimde kimsenin bir gün bile cezaevinde olmasını istemem, bunun için mücadele ediyorum zaten, bütün hayatım bunun üzerine.
@szctelevizyonu
Neyi, nerede, nasıl konuşacağını bilmeyen Yılmaz Özdil'e birinin haddini bildirmesi gerekiyordu. Özgür Özel yaptı bunu. Hatta kibar bile konuştu. Daha ağırını hak ediyordu.
Yeniden söylüyorum:
Yılmaz Özdil dostunuz değildir!
Biz burada Sırrı Süreyya Önder’i sadece sevmiyoruz.
Mesele bu değil.
Bu bir övgü değil, bir yas.
Ama kusursuz olduğu için değil;
bedel ödemiş bir inancın, bir inadın, bir duruşun yası.
Ve bu ilk kez yaşadığımız bir şey değil.
Hrant Dink, Tahir Elçi…
Barışa iman edenlerin ardından defalarca yıkıldık.
Bugün de aynı yerdeyiz:
Adalet için yürüyenlerin, hakikatin peşinden gidenlerin yanındayız.
Çünkü biz şahidiz.
Hem acıya, hem unutuşun organize edilişine.
Bu kaybın bu ülkeye ne ifade ettiğini çok iyi biliyoruz.
Barışın bedeli hep mazluma ödettirildi.
Ve biz bugün vicdanın ve ahlakın tarafındayız.
Bunca hoyratlık arasında,
iyi olanı özlüyoruz.
Ve onunla birlikte açılan boşluğu
hiçbir şeyin dolduramayacağını bilerek
bu yası taşıyoruz
Önümde açılı Kur'an'ın altındaki rahle 16 yıllık...
2009 yılında Kıztaşı'ndaki 30 m2'lik büromuza bizzat gelerek Sırrı Süreyya Önder hediye etmişti...
Üstadım dersleriniz bereketli olsun, kalplere tesirini halk etsin diye dua etmişti...
Baba, hayatın bütün rengi gitti. Benim bildiğim hayat bitti. Yeni bir hayat başlıyor şimdi. Ürkütücü, bilinmezliklerle dolu. Daha önce hiç duymadığım bir şeyi, senden duyma ihtimalimin kaybolduğu, mavrasız.
Kendimi bildim bileli seni kaybetmekten korktum. Bu benim tek kabusum, zaafım, burnumdaki sızı, yutağımdaki yumru, karın ağrımdı. Öyle iyi, öyle benzersizdin ki, ‘bu adam bana sadece ölerek acı çektirebilir’ derdim.
Gece gece çaldığın kemanın, cümbüşün, udun sesi; bir çırpıda ezberden okuduğun şiirler, günde beş kere ve her birinde sanki yeni buluşmuşuz gibi bir heyecanla çıktığımız kahveler. Evlere sığamayışın. Kimseye kıyamaman. İyiliğe üşenmemen, kimseye gücenmemen, kalp kırmaktan bile daha çok korkman, birinin onurunu kırmaktan.
Baba, kalbim kırık’ diye arardım. ‘Baba grip oldum. Baba öksürüğüm geçmiyor. Baba kedim öldü. Baba aşık oldum. Baba uyku tutmadı.’
Ben, babalığına çok doydum. Şimdiye kadar verdiğin tek bana değil, oğluma ve onun çocuğuna bile yeter.
Bir babaya ihtiyacım kalmayıncaya kadar doyurdun beni. Ama dostluğuna doyamadım. O dostluğa doyulur mu?
Şimdi öfkelenmek istiyorum. ‘İki hafta sonra barış protokolü imzalanacak. Sonra rahatız. Ameliyat da olacağım. İki haftada ne olacak?’ demene kızmak istiyorum. Açlık grevlerine, cezaevlerine, işkencelere.
Bir tek kendinle ilgilenmeyişine kızmak istiyorum. Yapamıyorum. Bana Kandıra Cezaevi’nden gönderdiğin bir mektup yüzünden kızamıyorum.
‘Gidecek yolu olmayan, bir amacı olmayan ama hep yanında olan bir babayı sen istemezdin’ demiştin. Şimdi gitmek zorunda olmamanı istemez miydim?
Sana öfke duyanlar için, ‘Yoksulluğun ve yoksunluğun öfkesi bu, sakın içinde nefret biriktirme,’ diyordun. Doğduğundan beri yoksulluk, yoksunluk ve yetimlikle geçen ömründe sen öfkeni nereye sakladın, ben hiç görmedim. Herhalde kalbine... Bir tek mülk edinmeden, ikinci bir kazağı almadan, kimseden bir şey istemeden, borçsuz ve harçsız, boğazını değil onurunu besleyerek yaşadığın bu dünyadan gidiyorsun baba. Giderken neşemin birazını Can ve Yasin'e bırakarak; ama rengin tamamını alarak. Sana doyuncana sevgi verdim. Her gün söyledim sevdiğimi. Doyuncana kadar öpüp kokladım. Şimdi tüm renklerim de senin olsun. Gerçi sen orada da dostlarını bulursun.
Artık dinlen turna kuşum. Biz iyi olacağız. Çocuklara hep seni anlatacağız. Şakaların ağzımıza eğreti dursa bile taklit etmeye çalışacağız. İçimde tam tarif edemediğim bir huzur var şimdi. Artık mücadele etmek zorunda olmadığını bilmenin huzuru. Seni ayakta son gördüğümüz gün, bize bir poşet portakal ve bir kutu yumurta vermiştin. Can için daima bir cebinde mandalin, bir cebinde fıstık ezmesi taşımanı, teneke kutulardaki ballara ve dinlenme tesislerine olan özel sevgini hiç unutmayacağım.
Seni ayakta gördüğümüz son gün arabana binmeden önce bize söylediğin son cümle kulağımı tırmalıyor şimdi: ‘Cano'nun düğününü görmeden gitmeyeceğim.’ Tutmadığın sözün yoktu, gittin mi? Barışı görmek istiyordun. Çocukların yetim kalması kalbini parçalıyordu. Sütten de ağzın hiç yanmıyordu. Bir tür barış mıydı bilmiyorum; ama hastane koridorlarındaki sınıfsız, bayraksız, hüzünlü, umutlu kalabalıkta barışa benzer bir şey gördüm ben. Gözün arkada, aklın bizde kalmasın. Bana güzel sesinle okuduğun dizelerle...
‘Biliyorum yağmur yağmaz yukarı doğru yeniden.
Acımaz olur, silinir gider izi bıçağın.
Ama hiçbir rüzgâr dolduramaz boş kalan yerini,
Bir yaşamdan ötekine birlikte uçan turnaların yerini gökyüzünde.’
Sırrı Süreyya Önder’e Veda…
Sevgili Sırrı, çok sevdiğini bildiğim ortak bir dostumuzla yemekteyken aldım haberini. Hastaneye geldiğimde ameliyata girmiştin. O an hiçbirimiz bilmiyorduk o hoşgörülü, karıncayı bile incitmez Sırrı’nın bütün dertleri, hayal kırıklıklarını , öfkesini bu derece yoğun yüreğine gömdüğünü. Biliyorduk ama koskoca aortunu boydan boya yırtacak kadar olduğunu kestirememiştik.
Ameliyat uzadıkça umudum/uz artmıştı. O elleri öpülesi meslektaşlarım tamir edebiliyorlardı demek ki. Bernard Malamut’un Tamirci romanında Tamirci diyor ki: ‘Ben devrimci değilim. Ben deneyimsiz bir adamım. Böyle şeylerden anlamam ki. Ben bir tamirciyim. Kırılan ne varsa tamir ederim -yürek dışında.”
Evet sevgili Sırrı’cığım bu coğrafyada kırılan, örselenen yürekler de tamir edilemiyor öyle kolay…
Biliyorsun Gezi döneminde bir sözünden ötürü gönül koymuştum sana. Bu gönül koyma senin bir yönünü daha keşfetmeme vesile olmuştu. Karşılaştığımızda ‘Küstüysen küstüm böreği yapayım’ diyerek başladığın cümlenle bırak gönül koymayı kahkahalar eşliğinde gönlümü almıştın bir kez daha.
Sevgili Sırrı gidişinin ardından adı her geçtiğinde gözlerini parlatan Ceren”in acısının büyüklüğüyle yarışır bir vakurlukla, söylenebilecek her şeyi eksiksiz söyledi. Gözyaşlarıyla dinledim canım Ceren’i.
Söz anlamsız artık. Barış insanıydın ve gönül adamıydın Sırrı. Bu coğrafyaya barışı getirenlerden biri olacak ve sonsuza kadar gönüllerde yaşayacaksın.
Hoşçakal güzel dost, gönül insanı Sırrı Süreyya Önder…
Gülten Kaya: ‘Yıllar önceydi; Çok sevdiğin bu eseri Kürtçe okumak istiyordun. Özenle sakladığımız bu kaydı, sesini, seni özleyenlerle paylaşma vakti geldi… Ahmet’le dinleyin şimdi…’
#ahmetkaya#sırrısüreyyaönder#adıyılmaz
Ceren Önder, babasının kızı. 💜 Sırrı Süreyya hastaneye kaldırıldığından beri her gün onu da düşünüyorum. Bazı babaların yokluğuna dayanmak daha da zor. Sabır ve güç diliyorum.
Bugün
Yaşlı iki Kürt kendi aralarında sırrı Süreyya Önder'i konuşuyorlardı
Biraz daha yaşlıca olanı
" kürdün bahçesine bahar getiren adam " dedi
Ne güzel bir söz bu
" bahçemize baharı getiren adam "
Baharın hiç solmasın kurban
Rengarenk çiçeklerin hep güzelleştirsin.