@HamdiBaba754171@sumerezgu Refleksin babası hayvanlarda hele kediler rakipsizdir. Araba medineyet işi refleksle değil kurallarla kullanılır. Ha o hakaret ettiğin insanlar var ya solo yelkenle dünya turu yapıyorlar.
@ATuncayOzkan Altın döviz gibi fiyatı anlık değişen bir emtiayı KK ile vadeli almak istiyorsunuz bu birinci hata. Kuyumcu iş yerindeki bütün pos cihazlarını çöpe atıp sadece nakit çalışması gerekirken alternatif bir ödeme kanalı açmak istiyor o da ikinci hata.
Motosiklet sürücüleri, zıptıkçı gibi her yerden çıkıyorsunuz! Sağdan, soldan, iki aracın arasından…Hangi aynaya yetişelim?
3 araba geçip kör noktaya giriyorsunuz, sonra “Beni nasıl görmedin?”
Nasıl görelim?
Trafik sadece otomobiller için kurallı değil.
@Nero_01_@abakingurlek@adalet_bakanlik@HSKKurumsal Benim tavsiyem bir araç sizi sıkıştırdıysa kaçabildiğiniz kadar kaçıp kurtarmaya çalışın ama yer kalmadıysa suçlu olan araca çarpın, kusur sizde olmayacağı için hasarınızı karşı tarafın trafik sigortasından talep edin. Yoksa suçlu taraf bye bye der gider siz hasarla baş başa k.
@ATuncayOzkan Siz bütün aldığınız malın bedelini 1 ay sonra hesap kesiminde ödemek istiyorsunuz. Banka da kuyumcuya daha almadığım parayı sana şimdi ödememi istersen maliyeti var diyor, kuyumcuda satığım altını yerine koymak için para bugün lazım diyorsa kim haksız?
@YelizzKoray@drmemisoglu@saglikbakanligi Yeni Türkiye nin Türk Tipi Başkanlık sisteminde yasalar hızla çıkartılabiliyor. Sonra sahada mahsurları görülüyor. Misal malpraktis yasası yani doktor hatalarının soruşturulabilmesi için balanlık izni gerekli. Depremde ev yıkılınca mimarı mührmdisi soruşturmak için izin gerekmyr
@smailim65136417@whisperhaber Türkiye de idam olan yıllarda bu gibi suçlardan asılan oldu mu? Peki kimler asıldı siyasi suçlular? Bugün idam gelse kim asılacak? Saf mısın,art niyetli mi?
Türkiye’nin yıllardır taşıdığı sorunların demokratik yollarla çözülmesini; silahların tamamen sustuğu, insanların kimlikleri ve düşünceleri nedeniyle ayrıştırılmadığı, herkesin kendisini eşit yurttaş hissettiği bir ülkeyi kim istemez ki?
Barışa kim karşı çıkabilir?
Kardeşliğe huzura özgürlüğe kim itiraz edebilir?
Ancak gerçek barış yalnızca bir kanun çıkarmakla kurulmaz. Barışın temeli adalettir, hukuktur, güvendir ve toplumsal mutabakattır.
Bugün Türkiye’nin en büyük meselesi, vatandaşın devlete ve adalete duyduğu güvenin ağır biçimde zedelenmiş olmasıdır.
CHP’li belediyelere ve başkanlarına yönelik operasyonların gerçekleştirildiği; henüz yargılama süreçleri dahi tamamlanmadan seçilmiş belediye başkanlarının suçlu muamelesine maruz bırakıldığı bir dönemdeyiz.
Üstelik bununla da yetinilmiyor; belediye başkanları görev yaptıkları ve ailelerinin yaşadığı şehirlerden yüzlerce kilometre uzağa, ağır tecrit koşullarıyla anılan kuyu tipi cezaevlerine gönderiliyor. Adeta zulmeder gibi bir muameleye maruz bırakılmaları ise ayrıca sorgulanması gereken bir durumdur.
AYM kararlarının tartışıldığı, AİHM kararlarının uygulanmadığı, seçilmişlerin iradesinin yargı kararları ve kayyum uygulamalarıyla ortadan kaldırıldığı, insanların söyledikleri bir söz nedeniyle soruşturulma endişesi taşıdığı bir ortamda demokratikleşmeyi yalnızca belirli bir mesele üzerinden konuşamayız.
Böyle bir ortamda demokratikleşmeden söz ediyorsak önce şu temel gerçeği kabul etmek zorundayız:
Demokrasi herkes içindir ya da demokrasi değildir.
Hukuk herkes içindir ya da hukuk değildir.
Özgürlük herkes içindir ya da özgürlük değildir.
Bir taraftan demokratikleşmeden söz ederken diğer taraftan siyasi rakipleri yargı yoluyla tasfiye etmeye çalışmak, toplumun bir kesimine hukuk vaat ederken başka bir kesimini hukuksuzluğa mahkûm etmek gerçek bir huzur getirmez.
Kaldı ki TBMM’ye sunulan Çerçeve Yasa konusunda hukukçular tarafından son derece ciddi hukuki ve anayasal itirazlar dile getirilmektedir.
Hukukçuların Anayasa ve evrensel hukuk ilkeleri açısından ciddi sakıncalar gördüğü bir düzenlemenin, yeterince tartışılmadan ve toplumun bütün kesimlerinin kaygıları giderilmeden yasalaştırılması yeni sorunlar doğurur. Millet bilmeden, toplum tartışmadan, farklı kesimlerin kaygıları giderilmeden yapılan siyasi mutabakatlar, toplumsal mutabakatın yerine geçmez.
Benim demokrasi anlayışımda millet, sonucu kendisine açıklanan bir sürecin seyircisi değildir.
Millet bu ülkenin sahibidir.
Bu nedenle yapılması gereken bellidir:
Anayasa ve mahkeme kararlarını eksiksiz uygulamak, yargının bağımsızlığına ilişkin toplumdaki şüpheleri ortadan kaldırmak.
Seçilmişlerin iradesini güvence altına almak ve düşüncesini açıklayan hiç kimsenin korkmadığı bir ülke olmak. Tüm bunlar sağlandıktan sonra da milletin önüne hiçbir soru işaretine mahal vermeden çıkmak en doğru seçenek olacaktır.
Türkiye’nin Kürt meselesi dâhil hiçbir meselesi çözümsüz değildir.
Ancak Kürt meselesinin çözümünü bir dönem daha iktidarda kalmanın, bir seçim daha kazanmanın hesabına endekslerseniz; yıllarca cezaevinde tuttuğunuz siyasetçileri ve milletvekillerini seçim hesaplarının bir parçası hâline getirdiğiniz izlenimini güçlendirecek adımlar atarsanız, toplumun sürecin samimiyetini ve gerçek niyetini sorgulamasının önüne geçemezsiniz.
Türkiye’nin ihtiyacı kapalı kapılar ardındaki mutabakatlar değil, milletin önünde kurulmuş büyük bir toplumsal mutabakattır.
Ve milletin bu konuda vereceği yetki doğrultusunda da gerekli demokratik düzenlemeler, açık ve şeffaf bir biçimde, millet iradesinin tecelligâhı olan TBMM çatısı altında hayata geçirilmelidir.
Son cümle olarak şunu söylemek isterim:
Unutmamak üzere isimlerini köprülerimize, alt ve üst geçitlerimize kazıdığımız şehitlerimizin aziz hatıralarına haksızlık edildiği duygusuyla vicdanlarımızın sızlamasına izin vermemek, bu ülkenin vatandaşları olarak hepimizin en önemli sorumluluklarından biridir.