Atatürk, isteseydi Başkomutanlık makamını sürekli bir kişisel iktidar aracına dönüştürebilirdi. Fakat bunu yapmadı. Yapmadı çünkü Atatürk'e göre devlet ve halk kişilerle değil, kurallarla ayakta kalmalıydı. Yapmadı çünkü bir milletin onuru, tek bir kişinin yüceltilmesiyle değil; hukukun, kurumların ve vatandaşın haysiyetinin korunmasıyla güçlenirdi.
Kusura bakmayın ama mafya ve çete dizileriyle; çıplaklık ve anlamsız cinselliği öne çıkaran, yeni nesli yüzeysel şeylere özendiren saçma içerikleri sınırlamadığınız sürece bu ülkede kimse gerçek anlamda rol model olamaz. Neden felsefe, edebiyat ve nitelikli yazarlar öne çıkarılmıyor? Neden doğru düşünceler, sağlam fikirler ve erdemli bir yaşam anlayışı destek görmüyor? Bunları bir kez daha sorgulamak gerekiyor. Çünkü ortada ciddi bir yozlaşma var. Eski gençliğin yerini, değerlerden uzak, görünüşle kendini var sanan bir anlayış aldı. Buna üzülmemek elde değil.
Askerde insan en çok yalnızlığı öğrenir derler ama 6 Şubat’ta biz çaresizliği öğrendik. Elinde telefon, kilometrelerce uzakta, hiçbir şey yapamadan sevdiklerinin kaderini beklemek… 6 Şubat benim için sadece bir tarih değil. Tarif edilemez bir duygu!
6 Şubat sabahı… #6subatdepremi
Askerim. Sabah ezanına doğru koğuşun ışıkları yandı, apar topar uyandırıldık. Ne olduğunu anlamadan “Herkes istimaya!” diye bağırdılar. Üzerimizde eşofman, pijama… Uykulu, sersem, soğukta sıraya dizildik.
Hiçbirimiz bir şeyden haberdar değildik.
Bazıları ise sadece sessizlikle kaldı.
O koğuşta ilk defa askerlik değil, hayatın kendisi çöktü üstümüze. Rütbe, emir, düzen… Hepsi anlamsızlaştı. Hepimiz sadece evladık, kardeştik, insandık.
Ben o gün şunu anladım..
Kimisi açılan telefonda “İyiyiz oğlum” cümlesini duyunca olduğu yere çöktü. Kimisi dakikalarca çaldı ama açan olmadı. Kimisi ağlayarak konuştu. Kimisi konuşamadı bile.
Ve maalesef…
Bazı aramalar acıyla bitti.
Bazıları “enkaz altındayız” dedi.
Bazıları “ulaşamıyoruz” dedi.
Bir anda tüm askerler, aynı anda tek bir şeye odaklandı: telefona ulaşmak. Normalde dakikalarca izin verilmeyen telefonlar, o gün kimse sormadan dağıtıldı. Koğuşta bir uğultu, bir sessizlik, bir dua havası…
Herkes annesini, babasını, kardeşini arıyordu.
Ne telefon, ne televizyon, ne internet… Dış dünyayla bağımız kopuktu. Sadece komutanın yüzündeki ciddiyetten sıradan bir gün olmadığını anlıyorduk.
Sonra o cümle geldi:
“Türkiye’de büyük bir deprem olmuş. Herkes ailesini arasın.”
O an zaman durdu sanki.