1993 Sivas sonrası aynı yıl Ankara...
Alevilerin kentin kamusal alanında görünür olduğu ve Sivas'tan sonra kitlesel olarak “Biz de buradayız” dedikleri en önemli etkinlikti belki.
“Arif Sağ Hipodrom Konseri”
Çocuktum, derinlemesine anlamıyordum. Ama o günün Ankara’sında Alevi ailelerin heyecanına, 93 travmasına rağmen tanığım.
Yıl 2021 İstanbul…
Yenikapı Miting Alanı gibi simgesel bir yerde, Serçeşme ile tüm Alevi kurumları ve Alevi toplumu İstanbul'da kamu eliyle yapılmış en büyük kitlesel etkinliklerinde, tekrar “Ben buradayım, ben de bu
kentin sahibiyim.” dedi…
Serçeşme bugün, 2026'da, İstanbul'un gelenekselleşmiş bir buluşmasına dönüştü. 93 Ankara’sında bu siyasi iradeyi Rizeli Karayalçın, 2021 İstanbul'unda Trabzonlu İmamoğlu göstermişti.
Şimdi, İmamoğlu’nun savunmasındaki “Kırklar Meclisi” hayalinin mücadelesi için…
Serçeşme'ye katılan, emek koyan, orada olan her cana sevgiyle…
Hücremden Serçeşme için çalacağım “Canım Kurban Olsun”u…
Gelecek sene buluşmak ümidiyle… 🌿
“Kayyum konusuna dönersek, bir kayyum belediyedeki bir projenin dosyasını devralabilir ama o dosyanın arkasındaki mahalleyi devralabilir mi. O projenin hangi mahalle toplantısında, kimin itirazıyla değiştiğini, hangi sokakta neden, nasıl yarım kaldığını bilemez. Bunlar süreklilik gerektiren ve yerelden damardan bilmen gereken işlerdir. Şişli’ye bakın işte bunu çok net yaşadı.”
Başkanımızı serbest bırakın!
Bu ülkede bir arada yaşamak hep siyasetin önünden gitti. Mesele, siyasetin artık ona yetişebilmesi.
@kepenekevrimm ile Kent Uzlaşısı’nı, kayyumları, barış sürecini, yeni anayasa tartışmasını; hakkımdaki isnatları, dosyadaki “eylemleri” ve aylardır içinde olduğumuz yargı sürecini konuştuk.
Bir de bütün bunların ortasında hala neye inandığımı:
Vazgeçmeyin. Kenti de, siyaseti de, geleceğinizi de kimseye bırakmayın.
Bianet söyleşisinin tamamı burada 👇🏻
Bugün Kent Uzlaşısı davasında Şişli'nin seçilmiş Belediye Meclis Üyesi Sinan Gökçe hakkında beraat kararı verildi.
Bu karar, kayyum düzeninin de haksızlığını bir kez daha ortaya koydu.
Kent Uzlaşısı gerekçesiyle seçilmiş belediye başkanımız görevden uzaklaştırıldı, yerine kayyum atandı, Belediye Meclisi devre dışı bırakıldı. Kayyum rejiminin demokrasiye ve kent yönetimine maliyetini Şişli’de de Esenyurt’ta da görüyoruz.
Bugünkü beraat kararı, bu sürecin üzerine inşa edildiği suç isnatlarının yargı önünde hüküm kuramadığını gösteriyor.
Şimdi soru açık: Bu isnatlar üzerinden kurulan kayyum yönetimi hangi gerekçeyle devam edecek?
Yargı kararının sonucu Şişli’nin kapısında kalamaz. Şişlililerin sandıkta ortaya koyduğu irade yeniden tesis edilmelidir.
Sığamıyorum…
On iki metrekare.
Bir sağa yürüyorum, bir sola. Eskiden başım dönerdi, şimdi dönmüyor.
Çünkü buradan baktığımda gördüğüm dört duvar değil, memleket.
Bir emekli, "onuru için" canına kıymış. Şişli'de gencecik bir çocuk hayatına son vermiş. Biri onurunu, öbürü geleceğini kaybettiğine yanan iki insan. İki kuşak, iki çaresizlik.
Tarihimizde görülmemiş ölçekte bir yolsuzlukla, fonlarla soyulmuş. Siyaset de bunun tam ortasında kalmış ama asıl soru sorulmamış. Bu sistem nasıl kurulmuş, nasıl ayakta kalmış? Üç beş isim gözden çıkarılmış, arınıyoruz denmiş. Sanki böyle hesap sorulurmuş gibi...
Bir milyondan fazla sosyal medya hesabı kapatılmış. Gazeteciler, sanatçılar… Herkes bir torbaya atılmış ve susturulmuş.
Bir de susturulmaya bile gerek kalmadan susanlar… Hepsi aynı cümleye sığınmış. “Ben yalnızca kentime hizmet peşindeyim…” Doğrusu, hizmet korkunun kılıfı olmuş.
Oysa “Başıma bir şey gelmesin” diye susan insan her gün biraz daha eksildiğinin farkına bile varmamış.
Önce seslerinden, sonra yüzlerinden, en sonunda da onları oraya taşıyan insanların güveninden olduklarının… Gençleri suskun, umutsuz, geleceksiz bıraktıklarının…
Susmayanlarsa tutsak. Onlarla birlikte milletin iradesi de.
Sandıktan çıkan umut, seçilmeyenlerin eline geçmiş. Onlar da o koltukları anasının ak sütü gibi helal saymış. Vekil olduklarını çoktan unutmuş, sırtlarını yasladıkları duvarların kendilerini o koltuklara sığdıracağına inanmış.
Ve hiçbir duvarın ardına sığmayan o umut: Barış…
Bu toprakların belki de en önemli eşiği. Yüz yıllık bir yaranın kapanabileceğine dair bir ihtimal.
Bu eşiği iç cephe, ortak gelecek sözleriyle oyalamak… Sakızcı Memo'yu duymamak… Kürt'ü yok sayıp Kürt adına konuşmak… Hâlâ barışa inanan insanların umudunu bir yönetme aracına dönüştürmek…
Bu memleket bu umutsuzluğa sığar mı? Görmüyor musunuz, onu taşıyanlar yorgun ama vazgeçmiş değil.
Şimdi Meclis açıldı. Bu milletin en yüce temsil evi kapılarını yeniden açtı.
Zamanımızın en önemli sürecinin raporu da orada duruyor.
Yedinci madde. İmzalar.
Vekillerin, bütün siyasi partilerin imzasıyla millete verilmiş bir söz…
O söz hâlâ orada duruyor.
Siyaset ise hâlâ eski ezberlerin, eski kavgaların içinde çıkış arıyor.
Oysa camın öbür yanında kendine yer arayan koca bir kuşak bekliyor.
Peki camın iki yanı nasıl buluşacak? Dar ve eskimiş siyasetin ötesine nasıl geçeceğiz?
Belki önce bu memleketin hiçbirimizin tek başına taşıyamayacağı kadar büyük, hiçbirimizin dışında kalamayacağı kadar ortak olduğunu kabul ederek. Bu düzenin ne kadar çürüdüğünü söylemek artık yetmiyor çünkü. Çürüyeni anlatmak kolay. Mesele, yerine ne koyacağımızda.
Herkesin sığabileceği bir siyaset lazım bize.
Sandıktan çıkan iradenin kapıda bekletilmediği, gençlerin camı kırmadan içeri girebildiği, barışın bir vaat değil ortak bir gelecek olduğu, korkunun değil çokluğun konuştuğu bir siyaset.
Bu artık hepimiz için demokratik bir düzeni birlikte kurma meselesi. Ama böyle bir düzen kolay kurulmaz. Herkesin kendi mahallesinden, kendi partisinden, kendi ezberinden dışarı çıkmasını ister. Bize anlatılan her hikâyeye razı olmayan, sessizliği sağduyu sanmayan bir cesaret ister…
Kendi alanından çıkmaya korkanlar hâlâ aynı soruyu soruyor. Bu ülkenin çocuklarından, ortak geleceğinden önce ben ne olacağım, partim ne olacak…
Bilsinler ki tarih, bu ülke nefesini tutmuş beklerken siz neredeydiniz diye soracak.
Çünkü bu dönem hiçbir hesaba sığmayacak kadar ağır bir yük.
Ali'nin onurunun, Batuhan'ın yarım kalan hayatının,evlatlarımızın hasretinin, Meclis'e gelemeyen Can Atalay'ın, haksız yere tutuklu yargılanan seçilmişlerin ve bürokratların, barışın umuduyla bekleyen Kürt'ün, ortak gelecek sözüyle kandırılıp kandırılmadığını soran milyonların, ailelerimizin, küçük çocuklarımızın ve gerçekten ORTAK GELECEĞİMİZİN yükü…
Bu yük Meclis'in, bütün siyasetin, hepimizin omzunda.
Ya bu yükü kaldıracağız ya da hep birlikte bu meydandadara çıkacağız.
İBB davasında etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan Yakup Öner’in çapraz sorgusunda, tutuklu Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan ile arasındaki diyalog dikkat çekti.
Öner, Şahan’ın kendisini “teknik olarak rakip gördüğünü” öne sürerken, “Ben size güvenmiyorum Emrah Bey” dedi.
Şahan’ın, hakkındaki bazı değerlendirmelerinin somut dayanağını sorması üzerine Öner, “Bunları ispat edecek halim yok. Bunlar sadece söylemsel ifadelerimdir” karşılığını verdi.
https://t.co/ZhCoz17sBG
NEDEN ADAYIM?
Bize ortalama bir yaşamı dahi çok görenlere İNAT; ortaklarımızın doğrudan varoluşlarının renkleriyle, mücadele azimleriyle, birbirinden farklı hikâyeleriyle Ortak Gelecek’i kurmaya adayım.
Bizi hukuk ve kolluk zoruyla hapishanelere, baskı ve yıldırma zoruyla yalnızlığa ve bireyselleşmeye hapsetmek isteyenlere İNAT; her bir yurttaşımızın siyasete katılımı için irade göstermeye adayım.
Sesi kısılanın sesini büyütmeye, siyasetten uzaklaştırılanı siyasetin öznesi yapmaya adayım.
Annelerimize kaygı dayatanlara İNAT; onların kaygılandığı her gündemde olmaya, onların içini rahatlacak yerde durmaya adayım.
28 yaşında bir İlçe Başkanı adayı olarak; gençlere geleceksizlik dayatanlara İNAT; arkadaşlarımızın her isyanını duymaya, her itirazını tanımaya ve gelecek arayışlarına omuz vermeye adayım.
Şişli halkının haysiyetinin şahidiyiz.
O haysiyeti, o onurlu duruşu kendimize rehber alacağız. İrademizi tanımayanlara İNAT; kayyum düzeninin dayattığı onursuzluğu kabul etmedik, etmeyeceğiz.
Haysiyetimiz için mücadele etmeye adayım.
Dün, çapraz sorgularımın 3’üncü gününü geride bıraktık.
Eylem 41 kapsamında suçlama konusu yapılan iddiaları doğrudan sordum.
Değerlendirmeyi Türk yargısı ve kamuoyuna bırakıyorum…
#BenİşimiYaptım
Berlin’den güzel bir haber geldi.
Eyalet seçimlerinde Sol Parti’yi birinciliğe taşıyan Elif Eralp’i ve yol arkadaşlarını yürekten kutluyorum.
Dünyanın içine düştüğü anti-demokratik fırtınaya inat Berlin’deki bu kazanım hepimize umut ve moral oldu. Sevginin ve adaletin galibiyeti, inanıyorum ki ülkemizde de gelecek güzel günlerin habercisi olacaktır.
Bir şehir plancısı olarak konut ve halkçı kentsel politikalarını heyecanla takip edeceğim. Daha yaşanabilir şehirler, daha yaşanabilir bir dünya için yollarımızın mutlaka yeniden kesişeceğine inanıyorum.
Yolunuz açık olsun 🌿
@ElifEralpBerlin
Bu videoda söylenenleri özellikle sonuna kadar dinleyin.
İddia edildiği gibi, “rüşvet verdim” diyen yok. Tersine, rüşvet verdiği iddia edilen insanlar bile “Resul Emrah Bey düzgün biridir, şikayetçi değilim” diyor.
17 aydır Resul Emrah Şahan özgürlüğünden, ailesinden ve Şişli’den uzak. Şişli’nin iradesinin yerinde kayyum var.
Emrah Başkanın son savunmasında dediği gibi:
“Bu ülkede insan, işini doğru yaptığı için korunacak mı, korunmayacak mı?”
Artık özgürlük zamanıdır.
Bırakın Resul Emrah işini yapsın!
Bugün okullar açıldı. Aklım, beslenme çantasını doldurama imkanı bulamayan çocuklarımızda.
Görev süremiz boyunca en kıymet verdiğim işlerimizden biri “Bir Öğün Bizden”di. Ne yazık ki Şişli’de kayyum döneminde bu proje de durduruldu. Çocuklar için yaptığımız böylesine önemli bir dayanışma örneğinin devam etmesini çok isterdim.
Çocuğun okulda bir öğün yemeğe erişmesi lütuf değil, haktır.
Biz bunu Şişli’de mümkün kılmıştık. Hiç şüpheniz olmasın, yine yapacağız.
#BırakınİşimiziYapalım
Ben 1982 doğumluyum. 12 Eylül’ü yaşamadım. Fakat onun gölgesinin uzandığı bir ülkede çocuk oldum.
Biz 80’leri çocukluğumuzun şarkılarıyla, sokaklarıyla, televizyonlarıyla hatırlıyoruz. Bizden öncekiler 70’leri, bizden sonrakiler 90’ları biraz böyle hatırlıyor. Çocukluğun sıcaklığı, yaşadığımız zamanın sertliğini örtebiliyor.
Şimdi o çocuklardan biri olarak, bu mesajı cezaevinden yazan bir siyasetçiyim. İnsan bu döngünün hiç durmamasına bazen inanamıyor.
Geçtiğimiz günlerde savunmamda söylediğim bir sözü, 12 Eylül’de bir kez daha hatırlatmak istiyorum:
Bugün benim ayağıma bağlanan taş, yarın bir başkasının ayağındadır. Ben bu çarkın yarın tersine dönmesini istemiyorum. Ben bu çarkın durmasını istiyorum.
Çünkü mesele çarkın kimi ezdiği değil, o çarkın hâlâ dönüyor olmasıdır.
Türkiye, demokrasisinin kesintiye uğradığı her dönemin ardından yeniden hukukuna, sandığına, millet iradesine sarıldı. Cumhuriyetimiz de devletimiz de buradan güçlendi.
Bugün de yapacağımız budur.
Hukukun güvencesinin geçmişten daha sağlam, demokrasinin daha güçlü, millet iradesinin tartışmasız olduğu bir ülkeyi birlikte kuracağız.
Bizim Ortak Gelecek tahayyülümüz budur: Geçmişin gölgesinden çıkmış, demokrasisine güvenen bir Türkiye.
Tutuklu Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan, pazartesi günü başlayacak çapraz sorgular öncesinde gazetecilere mektup gönderdi.
17 aydır cezaevinde olduğunu ifade eden Şahan, hakkındaki suçlamalara karşı aldığı her kararın hesabını vermeye hazır olduğunu belirterek, “Saklamak istediğim bir işim, arkasında duramayacağım bir kararım yok. Vicdanım rahat” dedi.
https://t.co/r1wNQBM4qE
SİZDEN ŞİKAYETÇİ DEĞİLİM!
Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan rüşvet istemekle suçlandığı Torunlar inşaat sahibi Mehmet Torunlar'a sordu:
Resul Emrah Şahan: Öncelikli 20 Aralık'taki görüşmeye ilişkin bir şey sormak isterim. Ben o görüşmede sizden herhangi bir kişisel menfaat, herhangi bir talep, hukuksuz bir yönlendirme, talepte bulundum mu?
Mehmet Torun: Hayır.
Resul Emrah Şahan: Peki size birini yönlendirdim mi? Yani, Mehmet Bey bu işi belediye başkanı yardımcılarının dışında, işte Adem Altıntaş, Ahmet, Mehmet fark etmez, dışarıda şu kişiyle bu işi konuşun dedim mi?
Mehmet Torun: Hayır efendim, hayır. Öleceğimi bilsem, ahirette hesap vereceğimi bilsem böyle bir şey olmadı. Adem Bey'in benim yanıma gelen ziyaretlerini siz biraz önce de Hani Sayın Başkan sorduğunda arz ettim...
Resul Emrah Şahan: Yakup Bey.
Mehmet Torun: Şey Yakup Bey. Kim Adem kim?
Resul Emrah Şahan: Yani ben size herhangi bir isim söyledim mi sadece onu, "Dışarıda belediye başkan yardımcılarının dışında..."
Mehmet Torun: Ben benden böyle bir şey olmadı. Dışarıda benden bir şey olmadı ama Metin Bey'le olduysa bilemem o işi.
Hakim: Mehmet Bey.
Mehmet Torun: Efendim.
Hakim: Bu verdiğiniz 11 Eylül 2025 tarihinde bir ifade vermişsiniz. Bizim mahkemede bir ifade var.
Mehmet Torun: Evet.
Hakim: İfadede diyorsunuz ki şimdi: "Genel koordinatörümüz olan Metin Karakoç'lu bu ben bana benim anlattığımdan kaynak olarak bulmama vasıf oldum. Metin'in bana anlattıkları ile bana okumuş olduğunuz Yakup Öner ifadesindeki tek fark Torunlar Center'da ofisi bulunan Adem isimli şahsın kendisinden 10 milyon dolar değil 20 milyon dolar istediğidir. Bu uygunsuz ve hukuksuz talep sonrasında Resul Emrah Şahan ile bir araya geldim. Resul Emrah Şahan'a bu taleplerin uygunsuz olduğunu, hiçbir şekilde böyle bir şey gerçekleşmeyeceğini çok net bir şekilde beyan ettim. Bunun neticesinde bize kesmiş oldukları haksız cezaya da itiraz edip 15 milyon liraya düşürdüler" demişsiniz. Şimdi bu konuda anladığım kadarıyla bu ifadenizdeki anlatımdan olaya vakıfmışsınız.
Mehmet Torun: Şimdi efendim ben şöyle, tabii biz bu toplantıya gitmeden önce Metin Bey bana böyle bir görüşmenin olduğunu bahsetti. Bu görüşmeyi, o şahsı ben tanımıyorum. Tanımıyorum, ismini de duymadım. Belediyede ne mensubudur onu da bilmiyorum. Nurol Tower'da bir ofisi varmış. O ofisine Metin Bey'i çağırıyor. Metin Bey de o davet ettiği o ziyarete gidiyor. Gittiğinde böyle bir şeylerle karşılaşıyor. Bir takım rakamlar söyleniyor, ben şimdi tam rakamları not almadım ama bu dediğiniz doğru, bu dediğiniz doğru. Bu hatırlatmanız da iyi oldu.
Resul Emrah Şahan: Peki ki, yani görüşmemizde size herhangi bir isim söylemedim mi, teyit ediyorsunuz Mehmet Bey değil mi?
Mehmet Torun: İsim, isim söyledi de şimdi ismi hatırlamıyorum yani. İsim Ali falandır ama isim çok makbul bir isim değil piyasada böyle geçen.
Hakim: Metin Bey'e, Metin Bey'e değil. Resul... Tamam. Resul Emrah Şahan size herhangi bir isim söyledi mi? Soru o.
Mehmet Torun: Yok, hayır efendim.
Resul Emrah Şahan: Peki, Mehmet Bey benden şikayetçi misiniz?
Mehmet Torun: Efendim?
Resul Emrah Şahan: Benden şikayetçi misiniz?
Mehmet Torun: Yok, hayır sizden şikayetçi değilim.
Cumhuriyet Silivri'den bildiriyor
📌İBB Davası'nda 76. gün...İddianamede rüşvet istediği öne sürülen Resul Emrah Şahan sordu, iş insanı Mehmet Torun reddeti: “İmamoğlu’nun da Şahan’ın da benden bir maddi menfaat talebi olmadı”
https://t.co/aQTJFaDJUR