Japonya’da özel günlerde yakuta giyen erkekler, kimono giyen kadınlar gördüm. Her gittiğimde de rastladım. Biri Tokyo Hilton otelin lobisinde kahvaltı yaparken denk gelmişti ve hepsi üst düzey iş insanlarıydı. Üzerlerindeki yakuta ve kimonolar ise batı tarzının kıyafet kodunun dışına çıkabilmenin statü ifadesiydi. Keşke bizde de cuma ve bayram günlerinde kaftan giyme adeti olsaydı. Bir kültür düşünün ki geçmişten gelen ve bugün yaşayan hiç bir kültürel kodu, alameti kalmamış, neyi var neyi yok her şeyi iğdiş edilmiş olsun. Kaftan çok şık bir elbise olarak yeniden yaşatılabilir. Bu kültürel kodlarda seküler / muhafazakâr ayrımı olmadan birleşilebilse keşke.
Balyanlar mimar değil müteahhitler. Videodaki arkadaşlar da Osmanlı’da ilk müteahhitlik şirketini kuruyorlar diye belirtiyorlar zaten. Bahsi geçen yapıların hepsinin mimarları farklı. Balyanlar müteahhitler ve yolsuzlukları, inşaatlarda devleti yanıltıp dolandırdıkları, taşeronlarının ödemelerini yapamadıkları için ülkeden kaçacak kadar da suçlu ve sevimsizler. Bu yanlış, halk arasında romantize edilen ve de bilimsel olmayan bilgiyi yatmaktan vazgeçin artık.
https://t.co/Cb2ceqPkGR
İslâm âleminin büyük kaybı ve ümmetin yeri doldurulamayacak allâmesi, Abdülkādir el-Ceylânî Kuddise Sirruhû Hazretleri’nin hafîd-i şerîfi, Şâfi‘îlerin Mekke Müftîsi Seyyid Habîb Ömer İbnü Hâmid el-Ceylânî Hazretleri, emr-i bi’l-ma‘rûf yapmak üzere her sene Şa‘bân ayında Endonezya’ya sefer ettiği üzere, bu yılki seferinde Uman’dan Endonezya’ya giderken bir buçuk saat sonra uçakta Cuma gecesi vefât ederek şehîd olmuştur.
Bir âlimin vefâtı, âlemin ölümü gibidir. Bu büyüklerin yeri dolmaz. Allâh-u Teâlâ, âlimlerin vefâtına "Kayan yıldıza yemîn ederim" kavl-i şerîfi ile işâret etmiştir. Nitekim hadîs-i şerîfte: “Ümmetimin âlimleri karada ve denizde kendileri ile yol bulunan yıldızlar gibidir” (Ahmed ibnü Hanbel, el-Müsned, rakam: 12600) buyurulmuş olduğu için kabrine konulan bir âlim de kayan yıldızı temsîl etmektedir. (Ömer en-Nesefî, et-Teysîr, 14/98)
Şu bilinsin ki: "Bir âlim vefât ettiği zaman İslâm duvarında öyle büyük bir gedik açılır ki kıyâmete kadar onu hiçbir şey kapatamaz” (el-Hatîb, el-Câmi‘u li ehlâkı’r-râvî, rakam: 347, 1/199) hadîs-i şerîfi muhtevâsınca Ömer el-Ceylânî Hazretleri’nin yeri doldurulamayacaktır.
Yine hadîs-i şerîfte buyurulduğu üzere: "Ânî ölüm sâlihler için nîmet, tâlih(kötü kimse)ler için nikmet (azâb ve musîbet)tir." (el-Heysemî, Mecma'u'z-zevâid, 2/318)
Bu yüce velînin ve allâmenin fazîletleri anlatmakla bitmez. Suûd hükûmeti tarafından zulme uğrayarak elli senedir hizmet ettiği Mekke-i Mükerreme’den sürgün edildikten sonra ikāmetgâh olarak Türkiye’yi ve İstanbul’u seçmiş; son yıllarda aramızda bulunarak dâvet edildiği bütün Mevlid-i Şerîf programlarına ve ilmî faaliyetlere iştirâk etmiş, bizlere feyizler vermiş, ilimler öğretmiş, destek olmuş ve ümmetin fertlerine dersler vererek pek büyük hizmetlerde bulunmuştur.
Tabî ki böyle hizmetler îfâ eden mübârek zâtlara, Allâh-u Teâlâ emr-i bi’l-ma‘rûf yolunda, muhâcir olarak gurbette ve Cuma gecesinde vefât etmeyi lâyık görmüştür. Nitekim sahîh hadîs-i şerîfte: “Cuma gecesi ölen kimse şehîd olarak yazılır ve kabir fitnesinden (azâbından) berî (uzak) olur.” (Abdürrezzâk, el-Musannef, 5760, 3/550) buyurulmuştur.
Cenâze namazının, sefer ettiği ve milyonlarca mürîdinin bulunduğu Endonezya’da kılınacağı ve orada defnedileceği bildirilmiştir.
Allâh-u Teâlâ bu yüce allâme’ye gark-ı garîk rahmet eylesin, kabrini nûr eylesin, derecesini âlî eylesin, cümlemizi şefâatine nâil ve mazhar eylesin. Geride bıraktığı kederli âilesine, oğullarına, zevce-i tâhiresine, ehl-i beytine, Yemen’de, Uman’da, Mısır’da, Malezya’da ve Endonezya’da bulunan milyonlarca tullâb ve mürîdânına sabr-ı cemîl ve ecr-i cezîl ihsân eylesin.
Bizlere de onun gibi İslâm’a hizmet yolunda, Cuma gecesinde ve Cuma gününde vefât edebilmeyi nasîb ve müyesser eylesin.
Rûhu için okuyabilenler Yâsîn-i Şerîf okusunlar. Buna vakit bulamayanlar bir Fâtiha ve üç İhlâs okuyup ihdâ eylesinler.
Rabbimiz Tebâreke ve Te‘âlâ, Allâh için bir âlimi sevmek ve onun vefâtına üzülmek sebebiyle bu musîbetimizden dolayı bizleri me’cûr eylesin. Âmîn.
Harita yeşillenmeye devam ediyor. Rakka, Tel el Saman, Hazimah ve Rakka'nın doğu kırsalının kurtarılmasının ardından mevcut durum. Yakında Ayn İsa-Rakka hattı birleşecek. PKK/SDG güçleri fiilen ikiye bölünmüş olacak. #Suriye#Syria#harita#map
“Bir düşüncenin altyapısını sağlayıcı kültürel ortamı oluşturmadan, sadece ideolojik saiklerle yapılan işler kısa zamanda sonuçsuz kalır.”
Fikir ve değer dünyamıza yön veren kıymetli mütefekkir Ahmet Şişman’ı, vefatının 14. senesinde rahmet ve minnetle yâd ediyoruz.
#EnsarVakfı
Turkish PhD student Rumeysa Ozturk was detained by masked U.S. ICE agents yesterday while heading to an Iftar dinner in Massachusetts.
Ozturk, who held a valid F-1 visa and studied at Tufts University, was reportedly being watched for two days before her arrest.
She was on the phone with her mother when she was arrested.
Her visa had been suddenly terminated—reasons still unclear.
Ozturk had co-authored an op-ed urging Tufts to recognize the Palestinian genocide and divest from firms linked to Israel.
She was also listed on Canary Mission, a site that blacklists pro-Palestine activists.
Cumhurbaşkanımız Erdoğan:
“Suriye'de artık siyasi ve diplomatik olarak yeni bir gerçeklik vardır. Suriye, tüm etnik, mezhebi ve dini unsurlarıyla Suriyelilerindir.”
Something extraordinary about Israelil culture. Whatever people think of Sinwar, he died the death of a Hollywood hero. The last man standing, alone amongst his dead comrades, covered with dust, barely alive, against overwhelming odds, using his one remaining arm to throw the closest weapon he could reach towards the mindless drone operated by a coward hiding behind the machine. It's like 'Terminator' but real. And the Israelis think they humiliate Sinwar and Palestinian resistance by making this public. There's something deeply wrong with Israeli society