Bir yöneticinin makam aracında 7.5 kilogram kokain bulunuyor, kişinin şoförü ve kurum personeli gözaltına alınıyor ama yöneticinin kendisi alınmıyor. Bu kişi iktidar camiasından değil CHP'li birisi olsaydı şimdiye halasının anne tarafından küçük kuzeni bile gözaltındaydı.
Fatoş Pınar Türker, savunmasının son kısmında tutukluluk ve cezaevi sürecinin en soğuk, en yıkıcı, en korkunç yanlarını anlattı. Salonda avukatlardan izleyicilere, tutuklulara kadar herkes ağladı. Bunu ilk defa yazıyorum ama lütfen sonuna kadar okuyun:
Türker, savunmasının sonunda önce gözaltındaki çıplak arama sürecini şu sözlerle anlattı:
“Vatan Emniyet’teyken arşiv odası gibi bir yere aldılar beni. Eldiven giyen bir polis üstünü çıkar dedi çıkardım. Sonrasında gidip gidemeyeceğimi sorduğumda, altımı da indirip çamaşırımı da indirmemi söyledi. Cinsel organını aç dedi, arkanı dön-eğil dedi. (Kadın izleyicilere dönerek) Utanan varsa çıkabilir ben utanmıyorum. İnsanların onurunu, gururunu kırmak için yapılıyormuş gibi geliyor. Yapan utansın, ben utanmıyorum”
Daha sonra, tutuklanıp Silivri’ye sevk edildikten sadece bir gün sonra infaz koruma memuru tarafından SEGBİS için çağrıldığını belirten Türker, şöyle devam etti:
Dedim ki "Ben bilmiyorum, bu ne SEGBİS ne?" İşte dedi böyle online ekrana bağlanıyorsunuz. Ben gittim oturdum, karşımda bir ekran açık ama "Adalet mülkün temelidir" yazmıyor, bir ofis orası. Böyle gözüm de ısırıyor Allah Allah diyorum, en sonunda kırmızı espresso makinesi vardı çünkü Savcı Bey bana o makinede kahve ikram etmişti. İfademi alan savcı, başkanım. Savcım, size soracağım şimdi. Siz tabii ki şey, sizin şahsınızla hiç alakası yok konunun ama hani meslektaşınız ya böyle bir uygulama var mı, yok mu? Dedi ki: "Ya" dedi, "Fatoş şimdi ağlarsın böyle karşımda" dedi, "ben sana ne dedim" dedi.
"Ben sana ne dedim" dedi, "ben senin ne olduğunu biliyorum ama sen bu adamlar sana" dedi "kumpas kuracak demedim mi" dedi. "Niye konuşmadın sen" dedi. "Verecektin ifadeni gidecektin" dedi. "Ama" dedim, "Sayın Savcım ben bildiğim her şeyi anlattım." "Bak şimdi" dedi, "sen git" dedi, "eşyalarını topla. Ben "dedi, "sana Çağlayan'dan araba göndereceğim" dedi. "Geleceksin" dedi, "burada" dedi, "bana" dedi "ifadeyi vereceksin, buradan" dedi "çocuklarına gidersin." Ben de dedim ki: "Savcım" dedim, "ben yeniden ifade veririm, vermemi istiyorsanız" dedim. "Bir avukatıma sorayım." Şimdi karşımdaki savcı ya, "Yok efendim" diyecek halim yok, ben bilmiyorum bir de hakikaten, ilk kez tutuklanmışız. Dedim ki "Tamam" dedim, "ben avukatıma bir danışayım" dedim. Böyle yaptı: "Hâlâ avukat diyorsun bana" dedi. "Sen" dedi, "bu kafayla bir daha" dedi "çocuklarını asla göremeyeceksin" dedi. "Sen bekârsın, değil mi?" dedi. Evet. "Velayetleri de sende?" Evet. "Senin çocukların" dedi, "reşit de değildi, değil mi?" dedi. Değil dedim. "Eh, artık Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını" dedi. Ha, bir anneye böyle denir mi? Çocuklarıyla tehdit ettiler. Az evvel şeyle söyledim ya size hani mal varlığı, "Sen bakıyordun, değil mi?" dedi. Evet. "Bak" dedi, "mal varlığı tedbiri için" dedi, "karar var benim elimde" dedi. "Ama ben" dedi, "28 Mart Cuma günü mesai bitimine kadar sana süre" dedi. Savcım bunu dedi. Ve o gün tebliğ edildi. "Ya bana gelir konuşursun ya da dedi malını mülkünü de alacağım" dedi.
Yani bir şey söyleyeceğim. Şeyi anlayamıyorum. Hani mesela birisinin birisiyle husumeti olur... Hiç beni tanımıyor ki. Tanımadığı bir insandan insan nasıl nefret eder ki? Hani nasıl bunu söyler... Mesela annesi yok mu bu insanların? Hepimiz zıbın giymedik mi? Ben hiç kimseye hakkımı helal etmiyorum. Bunu çok düşündüm çünkü şimdi Düzce'ye götürüldüm. Düzce'de insanın benim şeyim bozuldu... İnsan olarak öğrendiğim iyilik ve kötülük kavramı bozuldu. Çünkü iyi insan dediğimiz bir tarif var, bir de kötü insan dediğimiz bir tarif var; birbirine girdi bu. Çünkü Düzce'ye bir gittim, 40 metrekarede 25 kişiyiz, 16 kişilik. Koğuş arkadaşlarım; uyuşturucu satıcıları, cinayet, hırsız... Artık mesela bir Roman gördüğümde ben onun çadırcı mı, göçebe mi, arabacı mı olduğunu anlarım. Valla anlarım. Uyuşturucu mu satıyor, hırsız mı onu da anlarım. Hani böyle bir bilgi benim neyime yarayacak bilmiyorum ama... Ve o, hani bir kız getirdiler hamile, 5 aylık, 4 aylık. 1.5 yaşındaki kızını duvara vura vura öldürmüş. İddianamesini ben okudum. Ama diyor ki: "Eşime benziyordu." diyor. "Çok ağlıyordu." "Dayanamadım." diyor. "Ama benim içim" diyor, "çok ferah. 7'sini de yaptım, 40'ını da yaptım, mezarı da çok güzel." diyor. Hamile bir de. Devlet de gayet iyi bakıyor yani gerçekten hamile diye.
Ama ben o insanlarla birlikte kaldım. Mesela 1 yaşında, o Roman bir aile vardı 5 kişi; anneanne, iki kızı, iki torun filan, ailecek kalıyorlar uyuşturucudan. Ama annesi çok bakmak istemiyor, 1 yaşındaydı Afra da geldiğinde, daha yürümüyordu. Mesela ona bakıyordum. Ne yapayım? Onunla teselli ediyordum kendimi. Örgü ördüm, tuvalet temizledim. Çünkü tuvaletler taşıyor. Şey dedim ben de: "Çekilin" dedim, "madem 16 milyon için çalışıyoruz, hani burada da bari bu görevi ifa edelim. Ne yapalım?" Ama hani olduğu gibi anlatıyorum, bilmiyorum... Yani film gibi bu yaşananlar. Gözlerimi açıp şey denmesini bekliyorum, işim gereği tabii reklam çekimlerinin setinde filan da bulundum, birisi çıkacak şuradan: "Kestik! Selçuk Bey siz birazcık daha işte soru sorun, siz şey yapın. Ekrem Bey siz araya girmeyin, bir daha alıyoruz aynı planı." filan diyecekler diye umuyorum yani. Ama olmuyor. Tutukluyuz biz hakikaten.
Ben Medya A.Ş. Genel Müdürü olarak yargılanmaktan hiç gocunmuyorum. Elbette ki varsa bir hatamız, neyse ortaya çıksın. Bence yok, ben %100 beraat edeceğime, %90 bile değil, inanıyorum. Ama siz burada lütfen, rica ediyorum Medya A.Ş. Genel Müdürü Pınar'ı yargılayın. Ben anne olarak, benim çocuklarıma yazık günah değil mi? Bak geçen sene mezun oldu Nehir. Londra'ya gidemedik, o okuldan kabul olamadı. Benim kızım tüm dünyada yapılan sınavda %1'lik dilime girdi. Şu an dünyanın en iyi yapay zeka okulunda okuyor. Bak mezun oldu, ben göremedim. Orada benim güzel kızım. Babalarıyla... Diyor ki: "Anneciğim kepimi saklıyorum, sen eve geldiğinde havaya atacağım." Yani şu kadar, bacak kadar da onu ilkokula verdiğimde, mezun oldu, ben göremedim. Can sağlığı olsun. Ben kendim için yani rüşvet almadım, 15 aydır yatıyorum, bir şey çalıp çırpmadım, mal varlığıma tedbir kondu. Hakikaten, hakikaten çok mağdurum ama kendime dair, geleceğime dair bir şeyim, böyle bir yaşama sevincim, bir şeyim kalmadı.
Çok yorgunum. Anneme dedim ki, demesem iyiydi çünkü benim annem babam ablamı kaybetmişler, çok agresif bir lösemiden 9 ayda... Anneme dedim ki: "Keşke" dedim, "idam cezası olsa da kalemi kırsa, bitse bu iş." O kadar yorgunum, o kadar yorgunum ki kendime dair hiçbir beklentim, isteğim yok. Ama Sayın Hakim lütfen vicdanınıza sesleniyorum, Sayın Savcım sizin de. Yargılayın ama Pınar'ı yargılayın da anne Pınar'ı ne olur tahliye edin. Ev hapsi verin, ben çocuklarımla zaten el ele oturmak istiyorum. Teşekkür ederim.”
Bir kişi daha eksilmek istemiyoruz artık.
Bu düzenden nice yaşamlar alacaklıyız!
Zeynep Dicle Çalışır, Bornova’da kaldığı KYK yurdundaki odasında hayatını kaybetti. Ailesine ve yakınlarına başsağlığı diliyoruz.
Ne yurt ne bakanlık Zeynep’in durumuna dair açıklamada bulundu. Tek isteğimiz nitelikli koşullarda yaşamak, nitelikli barınma ve beslenme iken biz ise bize reva görülen şartlarda göz göre göre ölüyoruz, arkadaşlarımızı kaybediyoruz.
Son günlerde 3’ü KYK yurtlarında olmak üzere 4 sıra arkadaşımızı kaybettik.
Bu kayıplar birer rastlantı, birer mücbir olay değil. Bizi 4 duvar, 1 çatı diye içine balık istifi yaptığınız yurtlardan, mecbur bıraktığınız yoksulluğa kadar döndüğümüz her yerde geleceksizlikle yüzleşiyoruz.
Arkadaşlarımızın yaşayamadıkları hayatın hesabını kim verecek?
Arife Balcı aylardır kızı için sosyal medyada kısıtlı imkanlarıyla yoklukla adalet arıyor Arife Balcı’nın sesini aylardır kimse duymuyor bizler kızı katledilen Arife anneye ses olalım. Arife anneyi yalnız bırakmayalım.
Kesinlikle yanlış bilgi.
3 sene kadına yönelik şiddet araştırması yaptım. Şiddetle ilgili çalışan tüm kurumlarla görüştük.
1- Kadının değil, mağdurun beyanı esastır.
2- Uzaklaştırma kararı aldırmış pek çok erkek vardır. Bunların başında Boğaziçi Üniversitesi'nin atanmış rektörü Naci İnci bile var.
3- Kadınlar eğer bu konuda iyi eğitilmiş personele denk gelmezlerse, 'şikayetçi misiniz' sorusuna genelde hayır diye cevap vermeye teşvik edilirler. Mahkemeye gitmek konusunda teşvik edilmezler. Böylece ceza davası açılmaz. Konu, kadını koruma kararları seviyesinde kalır.
4- Koruma kararları hiçbir ceza içermez. 2-3 kere ihlal edin, şikayet üzerine en fazla birkaç gün zorlama hapsi olur. O kadar. O arada kadın öldürülebilir bile.
Ozan Güven'in 6 yıl düşünerek bulamadığı gerçekler bunlardır.
584 gün önce ablam Tuğba balkondan düşerek hayatını kaybetti. O gece eşiyle evinde yalnızdı ve 2 saat boyunca kanlı bir boğuşmanın hemen sonrasında düştü.
O gün eşi bizle bağlantısını kopardı. Şu anda cevap bekleyen onlarca sorumuz var. Şüpheler var. Düşme anını gören tanık var. Bina önünü gösteren kamera görüntüsü var. Ablamın balkondan itildiğini düşünmek için bir sürü sebebimiz var.
Her 4 ayda bir mahkemeye gidip geliyoruz. Hiç bir doğru düzgün sorgulama ve adım atılmadı. Güllü olayını gördükten sonra bu şekilde düşünmeye başladık.
Kadınlar balkondan düşerek hayatını kaybediyor ve adalet tecelli etmiyor. En basit sorularımıza bile cevap bulamıyoruz...
8 haziran saat 14:00'da Çanakkale Adliyesi'ndeyiz. Bize destek olun. #tuğbayavaşiçinadalet #düşerseminanma
Antalya’da MESEM kapsamında bir kuaför dükkanında sömürülen lise öğrencisi Yasemin Bolat’tan 5 gündür haber alınamıyor!
1 gün okula, 6 gün kuaför dükkanına işe giden Yasemin’e 28 Mayıs akşamı iş çıkış saatinden beri ulaşılamıyor.
ethem sarısülük, 13 yıl önce bugün ankara'da 4,8 metre mesafede polis ahmet şahbaz tarafından hedef gözetilerek başından vuruldu, 12 haziran'da ise yaşamını yitirdi.
katil polis şahbaz aynı güne ait bir video kaydında gururlanarak, “çektim sıktım üç tane” diyordu. devlet her zamanki gibi “kurşun atıp kurşun yiyen” katillerine kol kanat gerdi, yargılamalarda tanınmamak için şahbaz'ın başına peruk geçirdi ve sadece 14 ay tutuklu kaldı. ethem'in canına karşılık 15 bin 200 lira para cezası verildi, anayasa mahkemesi bunu orantılı buldu. bu para şahbaz’ın, üç aylık maaşına denk geliyordu.
(ethem'in olduğu bu videoya her denk geldiğimde içim eziliyor. şarkıdaki gibi yaz gelmiş, bahar gelmiş, bir gülüş asılı kalmış öyle orta yerde yapayalnız. toprağında, bağrında güller açsın kardeşim.)
Gezi Direnişi’nde dövüşenlere ve düşenlere özgür bir ülke borçluyuz.
13 yıl geçti, kaç yıl geçerse geçsin Gezi bu ülkenin gördüğü en güzel şeylerden biri olmaya devam edecek.
İsmail Arı'dan 5 Haziran'da görülecek duruşmasına çağrı
“Gazeteciliğe ve demokrasiye sahip çıkmak için beni yalnız bırakmayın. Sadece kendimi savunmayacağım, aynı zamanda gazeteciliği savunacağım. Hangi dağ efkarlıysa orada olmaya devam edeceğim”
https://t.co/7DiOX1Wki1
CHP’deki görevime 48 koduyla son verildi.
İnandığım değerlerden vazgeçmediğim için ödediğim her bedel benim için bir şeref madalyasıdır.
Aynılar aynı yerde, ayrılar ayrı yerde.
İsmail Arı'dan 5 Haziran'da görülecek duruşmasına çağrı
“Çok büyük bir hukuksuzlukla ve eziyetle karşı karşıyayım. 5 Haziran’da haber alma hakkınıza, gazeteciliğe ve demokrasiye sahip çıkmak için beni yalnız bırakmayın”
https://t.co/7DiOX1WS7z