İlahi Adalet Zaman Aşımına Uğramaz! https://t.co/mxAVcoiyHO
Yüzlerce insana Korona aşısı yerine "tuzlu su çözeltisi" uygulayıp aşı kartı veren Amerikalı Dr. Kirk Moore hakkındaki tüm ağır federal suçlamalar resmen düşürüldü!
Dr. Kirk Moore gözyaşları arasında şunları söyledi: "Sadece doğru olanı yaptım! İnsanlara, vücutlarına neyin enjekte edildiğini bilmediğiniz bir durumda 'bilgilendirilmiş onam' veremezsiniz!"
İşte gerçek doktorluk, vicdanlı insanlık ve sarsılmaz mutlak adalet budur!
Korona dayatmalarının dünya çapında insan hayatını nasıl kararttığı göz önüne alındığında, bu tarihi beraat, küresel şebekeye vurulmuş adli bir tokattır.
Gerçek doktorlara, vicdanlı doktorlara selam olsun!
Milletin can sağlığını ve anayasal haklarını koruyan bu şanlı hukuki zafer vesikasını, doğrudan devletin zirvesinin ve fedakar halkımızın vicdanına sunuyorum
Bugün eşimle Tarsus'ta tarihi mekânları geziyorduk. Bir dükkâna girip St. Paul Kilisesi nerede diye sordum. Kan ter içinde döner kesen usta, elini önlüğüyle silip dışarı çıktı ve Danyal Aleyhisselam'ın kabrine gittin mi diye sordu. Hayır, dedim. Bilal-i Habeşî Makamı'na gittin mi? Hayır! Kubat Paşa Medresesi'ne gittin mi? Ona da hayır... Önce oraları gez, sonra kiliseye gidersin, dedi ve arkasını dönüp döner kesmeye devam etti. Uzun zamandır bu kadar morartılmamıştım. Dediği yerleri tek tek gezdik, kiliseye de gitmedik. :)
Bu bir sinema sahnesi değil...
Burası Gazze: Bir bomba düşüyor, gökyüzü toza bulanıyor ve bir çocuk, ölüm ile enkaz arasında bisikletiyle kaçıyor…
Gazze'li mazlumların her gün yaşadıkları kıyamet sahnesi bu!
Yeryüzünde olanlar:
Gıda ve su on şirketin elinde
Tahıl dört şirketin kontrolünde
Altın üç ,gümüş yedi bankanın
İlaç bir düzine şirketin cebinde
Para ve tedarik zinciri koptu
Enflasyon-savaş-işsizlik ve kontrollü çöküş
Büyüklere masallar ise tam gaz!
Cebimizde-beynimizde yanacak!
FIRSAT bu FIRSAT!
İspanya büyük orman yangınlarından sonra heryere zeytin ağacı dikmiş olarak bugün dünyanın en büyük zeytin ve zeytinyağı üreticisi.
Fırsat bu fırsat bizde başta Bursa olmak üzere yanan ormanlara çam değil ZEYTİN AĞACI dikelim.
Rusya; TEK RESMİ DİL
İngiltere; TEK RESMİ DİL
Almanya; TEK RESMİ DİL
Fransa; TEK RESMİ DİL
İTALYA; TEK RESMİ DİL
Bu devletlerde onlarca yerel dil konuşulur, ama kendilerinde ikinci bir resmi dile izin vermezler!
Fakat Yugoslavya gibi parçalamaya karar verdikleri devletlerde, ikinci resmi dil için ısrar ederler. Bizde ısrar ettikleri gibi.
Yugoslavya'dan tam 7 adet Bağımsız Devlet çıkarttılar!
Siz Özgür Bey, "Ana dilde Eğitim" istediğinizi Programınıza yazdırmışsınız. Eğer Öcalan ve DEM'in bu talebini yaparsanız, ülkemiz Yugoslavya'ya benzer!
Dil'in yeterliliği konusuna hiç girmeyelim. Yaparsanız,
10-15 yıl sonra, eğitimini Kürtçe alan bir gencimiz, ülkemizin herhangi bir ilinde iş bulamaz. Yaşıtlarıyla anlaşamaz. Doğal olarak parçalanma başlar. Herkesin ana dili kutsaldır. Onu ve kültürünü yaşatmak için devlet her türlü yardımı yapmalıdır. Ama ikinci bir RESMİ DİL yapamazsınız. Arkasından ARAPÇA RESMİ DİL ve başka diller gelir. Türkçeyi de, hem Erdoğan'a, hem Bahçeli'ye, hem de Kemal Bey'e oranla çok daha iyi konuşuyorsunuz. O zaman derdiniz ne?
Anlatın da, anlayalım.....
21 yıl asansör montajı ve bakımı yaptım. Bu zaman zarfında yüzlerce asansör firması sahibiyle, müteahhitle ve bina yöneticileriyle çalıştım. Bu insanların bir bölümü dindar, bir bölümü Atatürkçü ve bir bölümü de hiçbir ideolojisi ve inancı olmayan kesimdi. Eminim aranızda benim gibi taahhüt işi yapan vardır.
İki taraf arasında gerçekleşen uzun süreli ya da kısa süreli iş sözleşmesinde biri işi yapar, diğeri o işin bedelini öder. Sözler verilir ve işin sonunda kişilerin bazıları adamlığını ortaya koyarken bazıları da maymunluğunu ortaya koyar. Bu tarz iş yapan insanlar, insanları diğer sektördeki insanlardan daha fazla tanır. Maaşlı çalışan kesimseniz insanları tanıma şansınız az olur. Peşin satan esnafsanız yine insanları daha az tanırsınız ama maaşlı kesimden biraz daha fazla tanırsınız. İnsanları en çok taahhüt işi yapan insanlar tanır ve bu kişiler yıllar geçtikçe piyasanın kurdu olur. Bu kişileri dolandırmanız oldukça zordur; çünkü çok fazla dolandırıldıkları için ne kadar dolandırıcı insan tipi varsa karakterlerini öğrenirler. Karakter analizi yapmakta ustalaşırlar.
Bu son birkaç yıldır o yılların kafamda analizini yapmaya çalışıyorum ve son bir yıldır kafamda net bir çizgi oluştu. Bu 21 yılda dindar kesim tarafından hiç dolandırılmadım. Yaşadığım böyle bir hikâyem hiç olmadı. Diğer iki kısım tarafından fazlasıyla oyuna getirilmeye çalışıldım. Nerede Atatürkçü varsa özellikle onlar hep bir alavere dalavere peşindedirler; en çok dikkat edilmesi gereken kesim budur. Hiçbir ideolojisi ve inancı olmayan kesim, Atatürkçü kesimden daha dürüsttür. Çünkü onların maskelemeye çalıştıkları kötü huyları pek olmaz; onlar sadece inançsızdırlar.
Dindar olan insanlarda hiç param kalmadı; hatta ne kazandıysam bu insanlardan kazanmışımdır. Bu insanların bir kısmı çok pazarlıkçı olup az para kazandırırken, bir kısmından da iyi para kazandım. Hiçbir zaman paramın üstüne yatmadılar. Uzun süredir bu dürüstlüğün nereden geldiğini düşündüm; bu dürüstlük tamamen Allah korkusundan kaynaklanmaktadır ve cennete gidememekten korkarlar. Gerçek inananı tanırsınız ve bu çevre referans ile size gelir. Bu çevrede yamuk olanlar hemen dışlanır ve bu kişiler bu çevrenin içinde barınamazlar. Dindar görünseler bile sizin bu kişilerden haberiniz olur.
Kafamda net olarak cevapladığım soru şudur: Bir insan “Türküm, doğruyum ve çalışkanım” diyerek doğru olamaz; bir insan cennet ve cehennem kavramına gönülden inanmışsa, sadece bu korku onları doğru ve dürüst yapmaya yetecek bir güçtür. Şöyle düşünüyor olabilirsiniz: Çevrenizde dürüst ama dindar olmayan bir kesim var. Onlar dürüst olmazlarsa piyasada olamayacaklarını iyi bilirler; dürüstlük bir stratejidir, korku değil. Patladıkları an yüzlerce insanı batırmaktan çekinmezler. Bir insana “dur” diyecek tek güç Allah korkusudur; bunu aklınızdan çıkarmayın, başka hiçbir güç insana dur diyemez. Bir insana güvenmek istiyorsanız, onun içinde Allah korkusu gerçekten var mı, ilk önce bunu test edin.
“Bu sahneyi kim yönettiyse tam bir dâhi.
İspanya millî takımının Dünya Kupası şampiyonu olarak ülkesine kupayı bir çöp
torbasının içinde taşıyarak dönmesi!!!!
Son derece güçlü ve sert bir mesaj veriyor;
• Tarihin en kirli Dünya Kupası.
• Ev sahipliği yapan en kirli ülke ve biz oradan kupayla dönüyoruz.
• Kupayı bize dünyanın en kirli insanı (Trump) verdi.
• Kazanmak için yendiğimiz takım da dünyanın en kirli takımıydı (Siyonist Arjantin ve
Messi).
• Bu yüzden bu kupa; bu takımdan ve bu ‘terörist’ başkandan geldiği için, ancak bir çöp
torbasında taşınmayı hak eder.
Chris Hedges
Gazeteci Özlem Doğan:
“Manifest, Siyonist bir projedir. Türk kültürünü dünyaya çıplaklık olarak göstermeye çalışıyor. Manifest’le ‘Kabe’de Hacılar Hu Der’ Allah’ın intikamını almaya çalışıyor.”
“Suriye’de birçok sosyal mecra kapatıldı, neden Türkiye’de de olmasın?”
Her "esmiyor" dediğinizde aklınıza bu fotoğraf gelsin.
Burası altın madeni için 300 binden fazla ağacın kesildiği Kaz Dağları.
Teşekkürler ,
Erkan Akcay
Fatih Altaylı’nın 2018’de Dursun özbek hakkında yaptığı ve Galatasaray tarihine geçen bu diyaloğu hatırlıyor musunuz?
🗣 Mustafa Cengiz: "Elimizi kolumuzu bağlamışsın, bazı temlikleri kaldır."
🗣 Dursun Özbek: "Bankalar kaldırıyor mu?"
🗣 Mustafa Cengiz: "Sen banka mısın?"
🗣 Dursun Özbek: "Evet!"
-Şimdi aynı Dursun Özbek oyuncu maaşlarını ödemek için 70m€ kredi kullanmış!
-2.video'da Rahmetli Mustafa Cengizin, Dursun Başkan hakkında yaptığı diğer konuşma 👇
Bir arkadaş ziyaretime geldi. İşi gereği ultra zengin ve çok varlıklı kişilerle sürekli muhatap oluyor.
Konu konuyu açtı. Dedi ki: "Zenginler çıplak giyinmiyor, dövme yaptırmıyor, estetik yaptırmıyor. Çünkü bunları daha çok alt kesim yapıyor. Onlar ise doğal kalmayı tercih ediyor."
Hatta, "Saçlarının yanlarını kazıtmıyorlar, kemerli burunlarıyla geziyorlar. Dövme, çıplak giyinme ve yanları sıfır tıraş daha çok alt tabakanın işi." dedi.
Sizce ?
Bir dostum aradı, oturduğu evi satmaya karar vermiş.
"Neden, bir sıkıntı mı var?" dedim.
"Yok" dedi, "Emir’in istediği okul çok pahalı. İyi bir eğitim alsın istiyoruz, o yüzden evi satıp kiraya geçeceğiz ki Emir’in iyi bir geleceği olsun."
Şimdiki ebeveynlerin düştüğü en büyük tuzak işte bu: Çocukların ağzıyla iş yapmak.
"Gözü hiçbir şeyde kalmasın, geleceği kurtulsun" diye borca harca giren, evini barkını satıp çocuğun her istediğini önüne seren ebeveynler var.
Yapmayın.
Her istediği zahmetsizce önüne konan çocuk ne emeğin değerini anlar ne de hayatın mücadelesini.
Evladınıza sunabileceğiniz en büyük miras ev satıp önüne koymak değil; ona mücadeleyi, sorumluluğu ve sınırları öğretmektir. Doyumsuz ve tamah etmeyen çocuklar yetiştirirseniz, kendi geleceğinizi de kurban etmiş olursunuz! Ha okullar neden bu kadar pahalı oda ayrı bir konu!
"Evlendirin! Ben demiyorum, Allah diyor: 'Aranızdaki gençleri evlendirin.' Bu kadar zengin Müslüman bir araya gelip de bir Müslüman kardeşinizin, çiftinin elinden tutmuyorsanız, evlenmelerine, düğün masraflarına destek olmuyorsanız, sizin yüzünüzden genç kardeşlerimiz evlenmekte zorluk çekiyorlarsa yazıklar olsun! Aldığınız arabalar, yatlar, katlar, mallar, hepsine yazıklar olsun!"
Bir ayçiçeği tarlasına bakınca ne görüyorsunuz? Pek çok insanın ilk yapacağı şey telefonunu çıkarıp fotoğrafını veya videosunu çekmek olur. Kimse durup, tefekkür etmez. Oysa bu ay çiçek tarlasına bakınca göreceğimiz çok başka şeyler var, bakın adam ne kadar da güzel anlatmış: "Biz bu arkadaşları sadece bizim estetik zevkimiz, sosyal medya akışımız için burada açtığını sanıyoruz. Ne büyük bir kibir, ne sığ bir bakış açısı.
Kardeşim, sadece şöyle durup poz vermeyin. Şöyle bir bakın. Bak, şöyle bir incele ağabey bunu.
Bu arkamızı döndüğümüz bu tarla var ya, her an devasa bir ibadet, muazzam bir nezaket dönüyor burada. Yan yana duran milyonlarca ayçiçeği büyürken birbirlerinin güneşine engel olmamak için yapraklarını milimetrik açılarla sağa sola kaydırıyorlar. Birbirlerinin rızkına, hakkına girmiyorlar ya! İnsanla bir kıyaslasana bunu..."
Ben çiftçi çocuğuyum. Arada memleketi arar, sorarım.
Bizim Burdur/Yusufça tarım yeridir.
Bugün arkadaşlarla konuştum; karpuz eken, salatalık eken, biber eken herkes perişan. “Battık” diyorlar.
Geçen pazarda karpuzu 15₺ görünce “eyvah” demiştim.
Tüketici olarak biz ucuza aldık sanıyoruz ama o ürün bu fiyata düşüyorsa, yetiştiren çiftçi ne yapsın?
Zamanında tarlada çok malımız kaldı.
Alanlardan da paramızı alamadık.
Çiftçi kazanmazsa, bu ülke de kazanamaz.
Hollanda’da bisiklet sürerken telefona baktığı için bir gününü nezarette geçiren içerik üreticisi Ceren Yılmaz’a, bu sefer yakıtı bittiği için 400 euro sorumsuzluk cezası kesildi.
Türkiye de Özgürlük Yok Diyeni Duyarsanız Ağzına Kürekle İle Vurun!
Gencin kalbi duruyor, yanına gelen kişi yardım etmek yerine cebindeki parasını alıp gidiyor. İnsanlığın bu kadar insanlıktan çıktığı durumlarda 3 günlük milli yas ilan edilmeli, sorumluya ibreti alemlik cezalar verilmeli, hem insan hem insanlık ölmemeli