şarkı arkadan çok güzel fısıldıyor kulağıma: eğer kalbimi kıracaksan, bu iyi bir başlangıç… “kiss it off me”…
düşünüyorum başlangıçları… beni sev demenin bu biçimini bilmek de gülümsetiyor beni. eğer kalbimi kıracaksan bu iyi bir başlangıç…
mail kutuma bir bildirim geliyor. açtığım playlistin bir sonraki şarkısı başlıyor. hafif bir rüzgar var havada, yağmur başlıyor. benim, dinlediğim şarkının ve havanın tansiyonu oldukça düşük.
şöyle de devam edebilirdi: gözlerin bana değmekten çekinir. ve gözlerin en uzak sığınağım artık. ancak hafızamın hep bir parçası. belki de bir ömür boyu.
neydi? seni en önce gözler ele verir. konuşkan gözler yitirmişliğini, üzüntünü, kaygılarını, sevincini ya da umudunu serer ortalığa. nazım hikmet’in de dediği gibi çırılçıplak gözleri insanın.
Yerin öneminin olmadığını, birlikteliklerin değerli olduğunu bana yine o şehir öğretti. Uykusuz bir sabahın ardından o şehirde yudumladım ilk kahvemi. Gün doğumunu o şehirde izledim en çok. Derslerden çıkıp koşa koşa gün batımınını izlemeye en çok o şehirde gittim.
Ankara’da neyi sevip sevmediğimi çok bilmiyormuşum. Uzak kaldıkça neyini sevip neyini sevmediğimi daha kolay seçebiliyorum. Şehirler sizin hafızanızın önemli bir parçasıdır. Onların değişmesini istemezsiniz çünkü hatıralarınızı yaşatmanız için size sahneler sunarlar.
Dolu dolu sevmek nedir o şehirde öğrendim. O şehrin bir kaldırımında terk edildim. O şehrin sokaklarında ağladım. O şehrin kaldırımına çöktüm, o şehrin kaldırımdan kalktım. O şehrin kuğusuyla dertleştim.
sevmek güzeldir. bazı insanların sevgisi için yapamayacağı şey yoktur. bazılarının sevdikleri için. öyle bir dönemeç gelir ki bazen ikisinden birini seçmeniz gerekir. hangisini seçenlerdensiniz?
çok güzel bahar akşamları yaşadık. yine de korkardı hayallerim dolardı gözlerim. o bahar akşamları yok ama hala gözlerim aynı doluyor. bazı şeyler hiç değişmiyor. tıpkı sabahları çok huysuz uyanmam, vagonlarda ters yöne oturamamam ve çay içmemem gibi. acaba sen ne kadar değiştin?
ve ben gerçek bir baharın ne olduğunu bilmeyen topraklardayım artık. çiçekler dallarda çok az kalıyor. bir 15 Mayıs gününü daha bitirdim. az güneşli, bol rüzgarlı, ıslak bir gündü. bir çok şeyin üzerinden bir çok vakit geçti. ama hala masum ağaçlar.
hayat kafanızın içindeki gibi değildir. o gerçektir. ona harcadıklarınızla, aldıklarınızla, talep ettiklerinizle, gerçekleşenler ya da gerçekleşmeyenlerle bir gerçek oluşturur. ve o gerçek bazen de şu’dur: verdiğiniz bir nilufer ‘🌸’ ve bir kalbi ‘❤️' geri istemeniz anlamsızdır.
bir şeyleri kutlama fikrinin bana (arada) hissettirdiği: insanın hayatı ne kadar ciddiye aldığı; hayatın ise (aslında) onu hiç umursamadan akıp gittiği.
#9aralık